Hayata Dair…

  • İzler

    ”Hangi yaşta, nerede olduğumuzun ötesinde ortak perspektiften, yaşanılan her durumun bizlerde bıraktığı hislerden, yargısız bir alandan iletişim kurabiliriz.”

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Hep bir kalabalıklar içindeyizdir. Ama bir türlü bilemediğimiz, anlayamadığımız nasıl iletişim kuracağımızdır. İletişim iki tarafı olan ve karşılıklı bir şey olmasına rağmen, genellikle memnun olduğumuz, haz aldığımız anlar sayılıdır.

    Beğenilme, sevilme arayışındaki tüm iletişim biçimlerinde anlayamadığımız nedir ki beklentileri nasıl tanımlar, nasıl ifade ederiz?

    Ve… Sonucunda ne hissederiz?

    ”Yaşam” denilen birçok izlerden oluşur. Farkında olduğumuz ya da olamadığımız… Duygusal, zihinsel ve hatta ruhsal alanlarımızda biriken ya da ayrışan…

    Kumu, kumda oynamayı, kuma şekil vermeyi, kuma dokunuşun verdiği hissi çoğunlukla severiz. Yaşam her seviyede canlı ve sürekli değişir. Kum ve kum gibi…

    Kendi bakışınızda değişimi nasıl tanımlarsınız? Genellikle tanımlarımız belli sınırları olan duyularımız vasıtası ile belli sınırlar içindedir. Bunu biliriz. Bilmediğimiz bu sınırlara da eklenen, eklediğimiz tüm izlerin sonuçlarının toplamı olduğumuzdur. İzler yaşamımızda bizleri her iki yönlü etkiler. Genellikle izlere yaklaşımımız tek taraflıdır ki bu da parmak izi kadar belirgin anlamlarıyla biriktirilen hislerin sınırlarında, çoğu hayaller tamamlanamamış, fanteziye dönüşürken farkında bile olmadan ömürler biter. Her türlü ilişkilerde, kurulan bağlarda gizlenen duygularla anlatılmak istenen, ezberlenen bir film karesi gibi hikayelere dönüşür. Bazen sıkıcı, bazen umut kırıcı, bazen hayranlıkla anlatılan ve dinlenen hikayeler vasıtası ile her birimiz karşılıklı bağ kurmaya çalışırız. Bazen defalarca dinlemeye zorlasak da zorlansak da çoğu zaman düşünmeyiz… Kesilen, konu değiştiren sorular ya da konu dışı cümleler ile boğazda sıralanan cümlelerin ağızda ölüme terk edilişine sessizce tanıklık ederiz.

    İlişkilerde neye ihtiyacımız olduğunun farkındalığından uzak, söyle ya da anlat gitsin yaklaşımı mıdır yoksa başka bir şey mi? Yoksa geçenlerde dile gelip duyduğum gibi ”Zaman dolduruyoruz.” halleri ile tüketiyor muyuz? Ne istiyoruz ve ne istemiyoruz? İzleri nasıl kullanıyoruz? Neredeyiz? Hayatın akışında nereye doğru, yönümüzü nasıl netleştireceğiz? Aynı bakış açısından değişime direnç gösterirken aramızda birbirimizin alanlarına saygı gösterip birbirimizi hissedemeyeceğimiz ve hissetmek istemediğimiz gerçeğini ne zaman, nasıl anlayacağız? Istırap*keyiften değil de daha üst bir seviyeden iletişimi nasıl mümkün hale getirebiliriz?

    Gerçekten ilişkilerimizde neye sahip istiyoruz?

    Bizler aslında, karşı tarafın zihninde kusursuz ve statik bir resim olarak kalmak istemiyoruz. Hayatın o canlı, kum gibi sürekli şekil değiştiren akışı içinde; maskelerimizden sıyrılmış, beklentilerin ve onaylanma arayışının yükünden arınmış bir görülme, duyulma ve fark edilme belki de hissediş alanına sahip olmak istiyoruz. Ne bir eksik ne bir fazla… Sadece parmak izlerimiz kadar benzersiz olan varlığımızın, bir başka varlık tarafından yargılanmadan, olduğu gibi kabul edilmesini arzuluyoruz.

    Yönümüzü netleştirecek olan şey, dışarıdaki kalabalıkların bizi nasıl tanımladığı değil; kendi içsel alanımızda biriktirdiğimiz o izlerin ne kadar farkında olduğumuzdur. Üst seviyeden bir iletişim; iki kişinin birbirinin zamanını ve alanını tüketmesi değil, iki insanın kendi dünyalarından taşıp bir diğerinin varlığına nezaketle dokunabilme sanatıdır. İşte o zaman, boğazımızda sıralanan cümleler ölüme terk edilmez; aksine, yaşamın tam merkezinde, zamansız ve derin birer anlama dönüşebilir.

    Arzu Aykın

  • Kurban

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Birçok kavramların, değerlerin iç içe ve birden fazla anlamıyla yaşamlarımızda ve tüm yaşamı biçimlendirir. Hal böyleyken yaşam döngülerimizde bize bizimle ilgili gerçekleri hatırlatan bayramlar ne hoş ne güzeldir. Bağlı ve bağımlı olduğumuzu bizlerde bıraktığı tatlarla tekrar ve tekrar hatırlatır. Her birimiz sevdiklerimiz ile olmak için çaba sarf ederiz. Ellerimiz dolu, Gönülleri hoş etmek isteriz. Yapabilen, yapamayan her birimiz yaşamlarımızın bir döneminde sahip olduklarımıza tutunur, sarılırız.

    Bayramlar ne hoş, ne güzeldir. Önemli olanın birlikte olunan o anın içinde, samimi olmaktır. Elinden gelenin en iyisi ile çaba sarf etmektir.

    Sevdiklerinizle, birlikte iyi bayramlar dilerim.

    Arzu Aykın

  • Yaşamda Kaliteyi Aramak

    ”Zeka ve duyguları eyleme geçirip durdurarak, ruhun iç dengesini yaratan ihtiyaçlardır.”

    – A. Guilld

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Bir Uyanış Çağrısı

    Dünya, pandemi günlerinden bu yana baş döndürücü bir hızla değişiyor. Ancak “Neler oluyor?” sorusundan önce sormamız gereken asıl soru şu:

    “Olanlar beni nasıl etkiliyor?”

    Hayat hepimizi bir noktaya zorluyor.

    Yaşamı kaybetme korkusuyla örülü, panik ve endişe dolu o çoklu günleri gerçekten geride bırakabildik mi?

    Zıtlıklarla öğrenen doğamızın en güçlü aracı olan “aklı” ve ”kalbi” ne kadar doğru kullanabiliyoruz?

    “Doğru” kavramını genel geçer yargılardan mı, yoksa kendi otantik anlamından ve kendi hayat amacımızdan mı araştırıyoruz?

    Belki doğadan ayrık değil, onun bir parçası olduğumuzu hatırlasak yaşam nasıl olurdu?

    Mekanikleşen Hayatlar ve Kopan Bağlar

    Uzun zamandır ekonomik sistemlerin, rekabeti ve geliri merkeze alan baskısıyla mekanikleşen bir hayatın içindeyiz. Bu süreçte insan ilişkilerinin nasıl zayıfladığına, bağların nasıl koptuğuna sessizce tanıklık ediyoruz. Bugün birbirimizi duymuyor, dinlemiyor ve hissetmiyoruz. Bu körleşmenin sonuçlarını ise artan mutsuzluk, derinleşen yalnızlık ve memnuniyetsizlik ve benzeri olarak hep birlikte yaşıyoruz.

    Güven!En Temel İhtiyacımız olan.

    Yapılan araştırmalar, modern insanın en büyük eksikliğinin “güven” olduğunu gösteriyor. Güvenin sarsıldığı bir dünyada fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dengemizi bulmak, yaşamda kaliteyi aramak artık bir zorunluluk haline geldi ve dikkatler güven üzerinde buluşmaya başladı.

    Kendi yaşam alanlarımızdan başlayarak ailemiz, ülkemiz ve dünyamız için hep birlikte düşünmeyi ve çaba sarf etmeyi istiyor muyuz?

    Harekete Geçmek İçin Memnuniyetsizliği Yakıt Yapın

    Eğer yaşamınızda bir memnuniyetsizlik hissediyorsanız, bunu sizi durduran bir yük olarak değil; harekete geçmenizi sağlayacak bir yakıt olarak kullanın.

    • Bugün küçük bir adım atın.
    • Eksikliğinizi tespit etmek için başınızı, bakışınızı kaldırın.
    • Perspektifinizi; özlem duyduğunuz hislerle, düşüncelerinizle ve arzularınızla tekrar bağ kurmak üzere yeniden hazırlayın.

    Hayat sizden ne istiyor? Gelin, bu sorunun cevabını birlikte arayalım, birlikte düşünelim.

    Arzu Aykın

  • Hayallerinin İzinde ya da Gölgesinde…

    ”Korkudan kaçamayız. Onu sadece, tüm heyecan dolu serüvenlerimizde bize eşlik edecek bir arkadaş haline dönüştürebiliriz… Her gün bir risk alın. Başardığınız anda kendinizi çok iyi hissedeceğiniz küçük veya cesur bir adım atın.” – Susan Jeffers

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Yıllar boyunca ertelenen, kısıtlanan, zamanı değil diye bekletilen arzular ne de çoktur. Bazen iç çekiş pişmanlık arasında özlemle yükselen bahaneler arasında, bazen anlayışsızlıkla öfke ve korkular arkasında gölgede kalan arzular…

    Görülmeyi bekleyen, sevdiklerinizce onayı arayan ama hiç bir zaman ulaşılamayan şeyler olarak yaşam yıllarında öylece askıda, poşetteki şeyler gibi. Sadece eksikliği olanın gördüğü ve alıp, kullandığı…

    Her bir eşsiz yaşamlara sahip bizlerin tamamlanmayı bekleyen arzuları, hayalleri varsa çocuklar ya da yeğenlerde gerçekleşmesine bazen bazı keskin duygularla seyirci kalınan ya da umut kırıcı, bazen de cesaret verici aksiyon eylemleri ile desteklenen ve daha nicesi birçok eylem eylemsizlik hayatın içinde rolleri, görevleri belirler.

    Olaylar ya da durumların değil, her birine hangi niyetle yaklaştığımız, kullandığımız önemlidir.

    Diğer bir deyişle eylemlerimizi bilinçli farkındalıkla yapabilme becerisidir. Birçok araçlar materyaller hayatımızın içindedir. Biliriz. Kavramları duyunca ”Ha, o mu? Evet, Evet.” cümlelerine sıkıştırdığımız anlayış eksiklikleri her bir yaşamın kendi başınalığında daha da çıkılamaz boyutlarında derinleşen mutsuzluk her gün her evin kapısını daha da sesli çalıyor. Genel kavram olarak ”Mutsuzluk” diyorum, varın siz onu daha da ayrıştırın, spesifik hale getirin.

    Hayat, tüm zıtlıkların birliğindedir.

    Değişimin kaçınılmazlığında değişime direnen, bir türlü bırakamadığımız hangi eylemlere, düşüncelere sahibiz?

    Bizi oraya getiren hangi korkular ve hala içeride tutulan duygular içerisindeyiz ki kendimiz ve çevremizi hissetmiyoruz?

    Bir gerçek var ki ıstırap içerisinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Hazzın peşinde koyun sürüleri gibi nereye çekilirsek hazzın peşinde oradayız. Ta ki gece eve dönüp, yastığa başı koyup, sabaha kadar uyumak için göstereceği çabaya kadar ya da sabah güne başlayacağı evden çıkacağı zamana kadar her birimiz adına ne diyorsak genel adı ıstırap içerisindeyizdir. Genel tavrımız da sürekli şikayet halindeyizdir. Artan dikkat dağınıklığı, depresyon, dinmeyen acı hisleri içinde yeni bağımlılıklara kapı açtığımız, daha da derinleşen uzaklaşan hayallerin gerçekleşemeyeceği hissi içerisinde… Artan derin yalnızlıklar…

    Bize verilen nefesin, yaşamın sorumlusu kimdir?

    Birçok yeni kavram, anlam yaşamın içine dahil olurken hala değişime uyum sağlayamadığımız bir gerçek olarak hepimizi etkiliyor. Pozitif bilimler, doğa bize her şeyi gösterdiği halde ne oluyor da anlık hazlar peşinde koşar olduğumuzun farkındalığından daha da uzaklaşıyoruz? Bir an, birlikte düşünsek;

    Her birimizin yaşamındaki en büyük eksiklik nedir?

    Ailede, mahallede, işte, ilçede, şehirde sürekli birbiri içinde, birbirini etkilerken gün be gün biriktirdiklerimiz nedir ki hayallerimiz öylece hala askıda. Şans ve benzeri oyunların tuzağına çekilen…

    Ne istiyoruz? Kim farkında?

    Ne yapıyoruz? Ne yapmıyoruz?

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • İşinizde Başarıyı Nasıl Tanımlarsınız?

    ”Kendinize güvenin. Gözlemleriniz genelde, inanmak istediğinizden çok daha hassastır.”

    – Claudia Black

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    İşiniz sadece bir “Gün” mü, yoksa bir “Gaye” mi?

    Pek çoğumuz için “İşler nasıl gidiyor?” sorusunun cevabı ilham dolu cümleler barındırmaz. Günler, birbirini tekrar eden etiketlenen Pazartesi sendromu gibi isimlerle ve işi yapma nedenleri arasında “kişisel tatmin” genellikle en son sıralarda yer alır. “Ya sevdiğin işi yap ya da yaptığın işi sev” düsturu, yerini kısa süreli deneyimlere ve aidiyetsiz geçen yıllara bırakmıştır.

    Buradaki asıl mesele, işimizi tanımlarken referans aldığımız noktadır. Sizi size uygun işlere götüren pusula neresidir?

    Kararlarınız değerlerinizle mi örtüşüyor, yoksa sadece dışsal beklentilerle mi şekilleniyor?

    Belki de gelişimimizin zirvesindeyken nasıl oldu da bu kadar kötü bir duruma düştük ki, hepimiz ne yapacağımızı bilemiyor ve aynı zamanda hayatlarımızla ne yapacağımızı bilemiyoruz?”

    Sizi, iş hayatını bir mecburiyetten bir “kaynak kullanım alanına” dönüştüreceğimiz o derin buluşmaya davet ediyorum:

    İçinizdeki tüm kaynakları işinizde nasıl kullanırsınız?

    Doğada etki eden olumlu güç, hayatı doğuran güçtür. Sevgi dolu bir anne gibi doğa, tüm zıtlıkları birbirine bağlayarak bize hayat verir ve bizi geliştirir. 

    Gerçek başarı, dışarıdan görünen parıltılı kazanımların çok ötesinde, içsel bir niyet dönüşümüyle başlar. Sadece kendi çıkarımıza veya ödüllere odaklandığımızda ulaştığımızı sandığımız “zirve”, aslında gerçek potansiyelimizin önündeki en büyük engel olabilir.

    Bu Buluşmada Neleri Keşfedeceğiz?

    • “Yara”nın Gücü: İçimizdeki bencil tarafları ve eksiklikleri fark etmenin, aslında en büyük gelişim kapısı olduğunu nasıl kabul ederiz?
    • Kalabalıkların Bakışından Özgürleşmek: Toplumun “zayıflık” olarak gördüğü içsel farkındalığı, yüksek bir vizyona hizmet eden bir güce nasıl dönüştürürüz?
    • Hizmet Odaklı Başarı: Bir üst bilinçle “katkı sağlama” odağına geçerek, iş hayatında nasıl “doğru ve doğrudan” bir yol inşa ederiz?
    • Zorlukları Rehber Edinmek: Karşılaştığımız güçlüklerin, bizi daha yüksek bir bilince davet eden birer anahtar olduğunu nasıl kavrarız?

    “Başarı, kalabalıkların onayında değil; niyetin saflığında ve ideale duyulan sadakatte yatar.”

    İş hayatınızı sadece bir geçim kaynağı değil, bir niyet dönüşümü ve hizmet alanı olarak yeniden kurgulamak istiyorsanız, bu yolculukta sizinle buluşmayı arzuluyoruz.

    Gelin, içinizdeki o derin sızıyı, daha büyük bir hakikate açılan kapının anahtarına dönüştürelim.

    Arzu Aykın

  • Yeni Gün, Yeni Başlangıç! Peki, Siz Hangi ”Dün” ile Uyandınız?

    ”Korkudan kaçamayız. Onu sadece, tüm heyecan dolu serüvenlerimizde bize eşlik edecek bir arkadaş haline dönüştürebiliriz… Her gün bir risk alın. Başardığınız anda kendinizi çok iyi hissedeceğiniz küçük veya cesur bir adım atın.” – Susan Jeffers

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    En iyi zaman, şimdidir.

    Her gün yeni bir başlangıçtır; ancak çoğumuz bu gerçeğin farkında bile değiliz. Oysa yeni bir günün niteliği, bir önceki günün gecesine nasıl veda ettiğimizle doğrudan ilişkilidir. Çoğu zaman iyi niyetlerle başlanmamış sabahların yorgunluğunu taşır, hatta günü kurtarmak için “totemlere” sığınırız.

    İş yerine gelen ilk müşterinin tüm günün kaderini belirlediğine inanarak günü kapatan kaç kişiyiz?

    İşi işte, evi evde bırakabilme becerisine gerçekten sahip miyiz?

    Tahammül sınırlarını zorlayan o değişken duygu halleri arasında; kırılan kalpler, tamiri imkansız hale gelen ilişkiler ve “Ben böyle anlamıştım.” varsayımlarıyla büyüyen anlaşmazlıklar yaşamlarımızın orta yerine düşer.

    Peki, bu kördüğüm nerede çözülüyor?

    Çözümsüz kalan her mesele işten eve taşındığında, o akşam ve ertesi sabah nasıl bir kaosa zemin hazırlıyor?

    Düşünülmemiş sonuçların sorumluluğunu almayı ne zaman öğreneceğiz?

    İlk tanışmalarda kendimizi anlatırken kurduğumuz cümlelerin derinliğini kimler gerçekten duyabiliyor?

    Olumlu ya da olumsuz hislerin bize sunduğu öğretileri görmezden gelmek, yılları boşa harcamaktan ve duygusal bir israftan başka nedir ki? Oysa her gün yeni bir fırsattır. Bu fırsatları görebilmek için önce kendi eksikliğimizi bilmek ve heyecanı dışarıda değil, düşüncelerimizin tam kalbinde aramak gerekir.

    Gelin, Bu Döngüyü Birlikte Dönüştürelim

    Sizi, bu duygusal israfı durdurmaya davet ediyorum. “İletişim Mimarlığı” ve “Zihinsel Dönüşüm” metodolojilerimle, iş ve özel yaşam arasındaki o görünmez engelleri birlikte kaldırabiliriz.

    Yaşam çemberindeki her bir alanı temel amacınızla ilişkilendirerek; zihinsel dönüşümle iş-yaşam dengesini kurmaya ve engellere bakışınızı tamamen değiştirmeye hazır mısınız?

    Kendi yaşamınızın sorumluluğunu almaya ve gerçek potansiyelinizi yönetmeye hazırsanız, bu dönüşüm yolculuğuna bugün başlayalım.

    Arzu Aykın

  • Kararın Nefesi: Zıtlıkların Birliğinde Uyanmak

    ”Kendimizi sefilde kılabiliriz, güçlü de. Ve her ikisi için de harcanan çaba eşittir.”

    – Carlos Castaneda

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Anlaşmazlıklardan karara gelmek ne kadar zor olabilir ki?

    Hayatımızdaki en büyük çatışmalar, genellikle dış dünyayla değil, kendi arzularımız ile o arzuların sorumluluğunu alma arasındaki o ince çizgide yaşanır. Bir şeyi çok isteriz; ancak o arzuya giden yolda engellerle karşılaştığımızda, fark edemediğimiz hataları düzeltmek yerine bahanelerin konforuna sığınmayı seçeriz. Yapamadıklarımıza hasretle bakarken, yapabilenleri bir film izler gibi seyretmek, aslında kendi hayatımızın yönetmen koltuğundan vazgeçmektir.

    Eksiklikten doğan güçtür alış ve veriş.

    Nefes alırken fark etmediğimiz o mucizevi döngü, hayatın her alanında işler: Almak ve vermek. Bir nefesi alabilmek için önce içimizdeki boşluğu, yani eksikliği hissetmemiz gerekir. Yaşamda da böyledir; bir karara varabilmek için önce o “ihtiyacı” ve “eksikliği” fark ederek kabul etmeliyiz. Kriz anları, bu eksikliğin en keskin, en çıplak haliyle yüzümüze çarptığı anlardır. Bu anlar bizi ya daha derin bir uykusuzluğa iter ya da gerçek bir uyanışa…

    Gerginlik diye tanımlığımız, karar anlarının gölgesi olabilir mi?

    En zor kararlarımızı hatırlayalım: Uykusuz geceler, zincirleme içilen kahveler, gerginliğin zirve yaptığı o anlar… Bu koşullar altında alınan kararlar genellikle bir “kaçış” veya “savunma” refleksidir. Oysa gerçek karar, zıtlıkların birliğini görebildiğimiz o uyanıklık anında gizlidir. Arzular kendi başlarına nötrdür; onlara rengini veren bizim niyetimiz, amacımız ve değerlerimizdir. Bir arzuyu körü körüne takip etmek bizi sadece yorar, ancak onu bir niyetle şekillendirmek bizi hedefe ulaştırır.

    Sorumluluk bilincini almaya hazır mıyız?

    Zıtlıkların içinde savruluyor muyuz, yoksa o zıtlıklardan doğan enerjiyi bir “niyete” dönüştürüp nefes alabiliyor muyuz?

    Sorumluluk alabilecek kadar güçlü, arzumuzu yönetecek kadar uyanık mıyız?

    Bu derin sorgulamaların bizi ulaştırdığı nokta aslında nettir. Karar vermek, sadece bir tercih yapmak değil; zıtlıkların ortasında uyanık kalma ve kendi hayatının sorumluluğunu omuzlama cesaretidir. Nefes alıp vermek kadar doğal olması gereken bu süreç, bazen zihnimizin yarattığı gürültüler ve alışkanlıkların otomatiği içinde bir düğüme dönüşebilir.

    Eğer siz de;

    • Arzularınızın peşinden giderken sürekli aynı bahanelere çarptığınızı hissediyorsanız,
    • Kriz anlarında savrulmak yerine o zıtlıklardan bir fırsat yaratmak istiyorsanız,
    • Yaşamın “alma-verme” dengesini hem ilişkilerinizde hem de kariyerinizde yeniden kurmaya ihtiyaç duyuyorsanız…

    Bu uyanış yolculuğunda yalnız yürümek zorunda değilsiniz. Kendi içsel “İletişim Mimarlığınızı” yeniden inşa etmek, arzularınızı niyetlerinizle hizalamak ve krizleri birer karar fırsatına dönüştürmek için profesyonel bir yol arkadaşlığına ne dersiniz?

    Gelin, o “bir birimlik çabayı” birlikte verelim ve hayatınızın sorumluluğunu yeniden elinize alalım.

    Arzu Aykın

  • Zamanı Kim Harcıyor?

    ”Ayı hedefleyin. Onu ıskalasanız bile kendinizi yıldızların arasında bulacaksınız.” – Les Brown

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Zamansızlıktan sızlanmak!

    Sahte Kalabalıkların İçindeki Boşluk: Zamanı Kim Harcıyor?

    Hepimiz aynı gemideyiz; bir yandan saatin tik taklarından şikayet ediyor, diğer yandan o saati dolduramadığımız can sıkıntısının içinde boğuluyoruz. “Zamanım yok” cümlesi, aslında “Hayatımın sorumluluğunu alacak cesaretim yok” demenin şık bir kılıfı haline geldi. Salıncakta sallanmak gibi; bir hareket var, bir enerji harcanıyor ama varılan yer hep aynı sıfır noktası.

    Etiketlerin arkasına saklandığımızı fark edemeden geçen yaşlar…

    Gardıroplarımız hiç giyilmemiş elbiselerle doluyken, ruhumuzun neden bu kadar çıplak ve üşümüş hissettiğini sormuyoruz kendimize. Bir şeyi “moda” olduğu için almak, aslında kendi özgün tercihlerimizi yapmaktan kaçmaktır. Tıpkı içeriksiz videolar arasında kaybolmak veya telefon ekranının soğuk ışığında sabahlamak gibi. Bu modern uyuşturucular, bize ne istediğimizi sormayı unutturuyor. Sadece “istemediğimiz” şeylerin gürültüsünden kaçmak için, bizi doldurmayan her şeye kapılarımızı sonuna kadar açıyoruz.

    ”Kaçırılmışlar listeniz” mi, yoksa ”Yaşananlar Defteriniz” mi var?

    Yaşın arkasına saklanmak, sorumluluğu zamana yıkmanın en kolay yoludur. Oysa anlam arayışı kronolojik bir takvime bağlı değildir. Sürekli aynı sızlanma şarkısını başkalarına dinletmek, aslında kendi yalanlarımıza bir koro aramaktır. Bir zamanlar anlayamadığımız o “çaresizliği” şimdi bizzat yaşıyor olmamız, kaderin bir oyunu değil, farkındalığın kapımızı çalma şeklidir.

    Bir birim çaba, bir birim Hayat.

    Zamanı bir amaçla kullanmak, her saniyeyi üretkenlikle doldurmak demek değildir. Aksine, zamanı yönetmek; neye “hayır” diyeceğimizi bilmektir.

    Bilemeyeceklerimize (kaybolan zamana, gelmeyen geleceğe) değil, yapabileceklerimize hassasiyetle odaklandığımızda zihnimizdeki o “yorgunluk” perdesi aralanacaktır. Mutluluk, vitrinlerden toplanan bir koleksiyon değil, her gün özenle örülen bir disiplindir.

    Sonuçta mesele zamanın hızı değil, bizim hangi yöne doğru koştuğumuzdur.

    Hayat ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Kendi Hayatınızın Faili Meçhul Suçlusu Olmaktan Yorulmadınız mı?

    ”Göze almayacağınız risk ve bir de göze almayı göze alamayacağınız risk vardır.”

    – Peter Drucker

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    “Kim için, neden yapıyorum?”

    Bu soru bazen bir iç ses, bazen de bir kriz anında dudaklardan dökülen bir feryattır. 27 yıllık finans sektörü kariyerimde ve 17 yıllık stratejik mentorluk yolculuğumda binlerce profesyonelin şu döngüsüne şahitlik ettim: Kariyer basamakları tırmanılıyor, bilançolar yönetiliyor, başarılar kutlanıyor… Ancak içeride bir yerlerde, sessizce ağlayan bir kalp ve donuklaşan bakışlar kalıyor.

    Neden Aynı Gaflar, Aynı Hayal Kırıklıkları Tekrarlanıyor?

    Yaşamlarımızın birçok gününü, düşünmeden, sadece o anda geldiği gibi tepki vererek geçiriyoruz. Fark etmeden dudaklarımızdan dökülen sözler, iç dünyamızda çözülemeyen “faili bulunamayan suç dosyalarına” dönüşüyor. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz engelleri görmektense; suçlamayı, şikayet etmeyi ve “cennet fantezilerimizde” yaşamayı seçiyoruz.

    Peki, bu ıstırap dolu döngü bir kader mi, yoksa bir strateji eksikliği mi?

    Doğa Sizi Gelişmeye Zorluyor!

    Yaşamın ellerinizin arasından kayıp gittiği hissi, aslında Doğa Yasaları’nın “Gelişim” çağrısıdır. Anlayış eksikliği hissettiğiniz her alan, aslında büyümeniz gereken yerdir.

    • İçinde bulunduğunuz koşulları her seviyede çözecek bir planınız var mı?
    • Dramı seven doğanızın ötesine geçecek bir stratejiniz mevcut mu?
    • İncelemek ve dönüşmek için hangi araçlara sahipsiniz?

    Dönüşüm Bir Lüks Değil, Prensipli Bir Çalışmadır.

    Ben, rasyonel finans dünyasının disiplini ile zihinsel dönüşümün derinliğini birleştiren bir Performans Mimarı olarak sizi bu sorularla yüzleşmeye davet ediyorum. Kurumsal takım sinerjisinden aile içi iletişim mimarlığına kadar, yaşamınızın her alanında tıkanıklıkları aşmak ve “Yeni Hayat” vizyonunuzu inşa etmek için buradayım.

    Sadece duymak ve görmek yetmez; denemek ve fark etmek gerekir.

    Kendi yaşamınızın önündeki engel olmayı bırakıp, kendi hayatınızın mimarı olmaya hazır mısınız?

    Gelin, stratejinizi ve yeni hayat planınızı birlikte tasarlayalım.

    Arzu Aykın

  • Görünmez Istırap

    ”İnsanlar sıklıkla yaşamlarını ters yaşarlar: Kendilerini daha fazla mutluluğa taşıyacak şeyleri daha fazla yapabilmek içim daha fazla nesneye veya paraya sahip olmaya çalışırlar. Aslında olay tam aksi yönde çalışır. İlkönce gerçekten kim iseniz o olmalısınız, sonra istediklerinize sahip olmak için gerekeni yapmalısınız.” – Margaret Young

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Yaşamınızı hangi inançlar, hangi gizli düşünceler idare ediyor?

    Her seferinde yeni hedefler belirliyor, bunların gerçekten istediğimiz şeyler olduğuna inanarak kararlı, küçük adımlarla yola çıkıyoruz. Ancak o noktada; stratejilerimizi ve aksiyon planlarımızı felç eden, anlamlandıramadığımız bir dirençle karşılaşıyoruz. Kafamız karışmış bir halde plana geri dönüyor; defterlere, telefonlara, ajandalara yapacaklarımızı tekrar ve tekrar not ediyoruz. Sözlü olumlamalarla süreci desteklemeye çalışsak da, nafile bir çaba sarf ettiğimiz hissiyle kendimizi yine en başta buluyoruz.

    İşte o “görünmez ıstırap” burada başlıyor.

    Maalesef çevremizden duyduğumuz, gördüğümüz rastgele tavsiyelerle beslenen “yapabilme fantezisi”, çoğumuzun yaşamında kalıcı bir yer ediniyor. Uygulanamayan her aksiyon planı, zamanla boşa harcanan bir enerjiye, yitirilen zamana ve mutsuzluğu derinleştiren bir maddi yüke dönüşüyor. Bu, sonu gelmeyen bir döngüdür.

    Planlamada nerede hata yaptık?

    “Bu arzu gerçekten bana mı ait?” diye sormaya başladığımızda, işte o zaman gerçek anlamda düşünmeye başlamış oluruz. Kararlarımızı nasıl alıyoruz? Plan yapmaya başlamadan önce, zihinsel bir hazırlığa ihtiyaç duyup duymadığımızı sorgulamak, “kendinden emin” görünen ama temelsiz kalan davranışlarımıza daha dikkatli yaklaşmamızı sağlayabilir.

    Peki, bu inançları kimlerden öğrendik?

    İnançlar, çevreden aldığımız ve her eylemimize güç veren kök düşüncelerdir.

    Ancak biz bu düşüncelerin ne kadar farkındayız? Çoğu zaman düşüncelerimizin nerede olduğunun bile farkında olmadığımız bu yaşamda, gerçekten nasıl hissediyoruz?

    Sebep-sonuç ilişkisini kuramadığımız her durum ya da olayda, inançlarımızın bir yansıması olan korku ve çekingenlik en büyük problemimiz haline gelir. “Gerçek” kabul ettiğimiz varsayımlarımız hangileri? Çoğu zaman bahanelerin arkasına sığınıp başka otoriteleri suçlayarak, onlara güç vererek gerçekleşememiş hayallerin ıstırabından kaçmaya çalışıyoruz. Hatta bu acıdan uzaklaşmak için, bizi kendimizden daha da uzaklaştıran bambaşka eylemler dizinine kendimizi bırakıyoruz.

    Hayaller bugünden inşa edilir.

    Peki, çıkış yolu ne? Kendinizi, niteliklerinizi ve yeteneklerinizi bilmek; önceliklerinizi bilinçli bir farkındalık düzeyine taşımak bu hazırlığın ilk adımıdır. Fırsatları görebilmek, ancak sürdürülebilir ve metodolojik bir çalışma ile mümkündür.

    Ve en önemlisi: Tek başınıza devam edemezsiniz. Süreci yönetme becerilerinizin tam anlamıyla geliştiğinden emin olana kadar profesyonel bir destek almanız, bu görünmez ıstırabı sonlandırmanın anahtarıdır.

    Hayat sizden ne istiyor? Belki de sadece kendinizle dürüstçe tanışmanızı…

    Arzu Aykın