Hayata Dair…

  • Yönümüz Saptığında Ne Yapmıyoruz?

    ”Düşlerinizin peşinden güvenle gidin! Hayal ettiğiniz yaşamı yaşayın. Siz yaşamınızı basitleştirdikçe evrenin kanunları da basitleşecektir.” – Henry David Thoreau

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Yetişkin oluncaya kadar geçen süreçte doğanın kanunları birçok bilim dalı, yaşamın içinden ve hayat ile olan ilişkisinden büyüme sürecinde olan bizlere anlatılır, öğretilir, bizler de öğrenmeye çaba sarf ederiz. Genellikle, sınıfları geçmenin önemini edinmeden, içinde büyüdüğümüz aile dediğimiz ve daha geniş topluluk/çevre içerisinde korkarak ve benzeri etkisini hissettiğimiz hisler ile sınıflar dediğimiz öğrenim derecelerini öğrenmeden ezbere geçeriz. Çabayı hislerimizin etkisinde, bilinçsizce eylemler yaparak harcarız. Bu ne iyi, ne de kötüdür.

    Sonuçlar dünyasında hareket ettiğimizin farkındalığına gelene ve yönümüz keskinleşinceye kadar tüm eylemler fiziksel, zihinsel, duygusal seviyelerde hayatın bizi getireceği amaca hizmet eder.

    Yaşamımızın yıllarına, aylarına, haftalarına ve hatta günlerine tam o an tetiklendiğimiz durum ya da olaylarda aynı anda hisler içerisine dalış yaparız ki, bu yoğun hislerin etkisini geçmişten günümüze taşıdığımızı hissetmesek de algımızda bilinçsizce yaşarız. Birçok kavramlar ile kişiye özel anlamlandırırız ki, bu yoğun hisler ve etkisinin, gücünün hayalleri nasıl da başka şeylere dönüştürdüğüne hem kendi hem de başkalarının yaşamlarından görürüz. Yine, bu ne iyi, ne de kötüdür. Ancak öyle hissetmeyiz. Tek taraflı bakışla yargılıyor olabilir miyiz?

    Burada önemli olan ne yaptığımız, ne yapmadığımızdır. Her bir arzuda ve her bir tespit edilen eksiklikte amaç ve hedef ile ilişkisini düşünüyor muyuz?

    Her seviyedeki sebep sonuç ilişkilerini bugünden geleceğe taşıma arzusu ve çabasına ne ölçüde aktarabiliyoruz?

    Ve… dahası, kişiye özel düşünceyi netleştirecek, keskinleştirecek sorular ve cevapların arayışına ne kadar ve nasıl dahil olabiliyoruz?

    Yönümüz var mı? Varsa yönümüz saptığında ne yapıyoruz? Ne yapmıyoruz?

    Bu durum bizi hangi eksikliğe getiriyor?

    Bir eksiklik yoksa ne yapıyoruz?

    Yaşamın içinde keşfetmeye zorlandığımız hayatın amacını çaba sarf ettiğimiz ölçüde öğrenmenin ne olduğunu, ne olmadığını süreçte keşfeder, yine bu süreçte yeni dediğimiz üst bilinci inşa ederiz. Üst bilinçten yaşamı, hayat diye tanımladıklarımıza ve hatta duyulara yeni bir şey daha eklerken, fark etmesek de biriktirir, hissetmeye başlarız.

    ”Burada yazılması hiç de kolay olamayan kelimelerin birliğinde bu his nedir ki, meraklı bakışları, biraz önce orada olduğumdan bilebiliyorum?” Her seferinde sorular sormamız bilinçte farklı anlayışları geliştirdiği açıktır.

    Gelişme yasasına bağlı olarak bu dalışa, meraklı arayışa bir çok kişi binlerle yeniden ve yeniden katılıyor.

    Döngüler hepimiz için merak konusudur. Bir türlü, anlayamasak da… Dört hafta, dört mevsim, mevsim/yaşam döngüleri yaşamımızda doğa yasaları ile daima bizlere rehberlik eder. En basitten başlayarak, öğrenerek edindiğimiz tüm alışkanlıklarımıza yenilerini eklerken, bize hizmet etmeyenleri bırakırken ya da artık kullanmazken, düşüncenin gücünü kullanma becerimizi geliştirerek amaçla, hedefe yönelik süreci ve stratejik aksiyon planını yönetme becerilerimiz de gelişir ve zamanı hızlandırabiliriz.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki, bugüne kadar biriktirilen her şeyin, yaşamın tüm alanlarının, kendi ve hayat amacı ile ilişkilerini keşfettikçe tadını ya da tam tersini hissedebiliriz.

    Düşüncenin gücünü keşfetmek, üst bilinci inşa etmek için doğru çevreye sahip olmamız ve destek aldığımız kaynakları doğru seçmemiz çok önemlidir.

    Tam da bahar mevsiminde bahar temizliğine başlamak! Hazırlığımızda yönümüzü keskinleştirmek için bir fırsat olabilir!

    Haydi o zaman, hep birlikte düşünelim!

    Hayat ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Kötü Hissetmeye Bağımlı Olmaya Dair

    ”Başkalarını tanıyan kişi akıllıdır. Kendini tanıyan kişiyse bilge.” – Tao Te Ching

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Günümüzde evin duvarlarında hala yer bulan, eğitici duvar takviminin sayfalarının her sabah tüm günlerden kopardığımız gibi bizler de ömrümüzde öylesine yaşamlar içerisinde öylesine günleri koparıyor, boş boş harcıyoruz. Öylece israf ediyoruz. Fakiriz. Ve… Ömrümüzde daha da fakirleşirken fakir olma sebebini kendi kendimize yaptığımızdan habersiziz.

    Çoğu zaman her ne yapıyorsak ne ve neden yaptığımızın farkında bile değilizdir. Sorsak her birimize ”En zor koşulları yaşayan benim.” tanıdık, bildik çığlıkları ve tahammülsüz davranışlarımızda dinlemeyiz, duymak istemeyiz. Ve… görünen o ki ve öfkeyi gördüğümüz o ki genel yaklaşımda her birimiz her birimize ilgisiz, umarsız, tahammülsüzüz. Bunu da tuhaf karşılıyoruz. Oysa ki kendi kendine zamanını, enerjisini, parasını israf eden her birimiz için şikayetler ile diğerlerini umarsızca yargılamanın tuhaflığından habersiziz.

    Geldiğimiz sonuçlar ve her seferinde ilk defa oluyormuş gibi hissedişlerimiz ve kaprislerimiz, gurur ya da kibrimiz nedendir genellikle düşünüyor muyuz?

    Evin dışına çıktığımız andan itibaren apartman, mahalle, market, banka, alışveriş merkezlerinde ve benzeri her karşılaştığımız tanıdık yüzler ve tanışıklıklarda bir yerde selam verilen tam tersi ile bir yerde verilmeyen hallerde, içsel dünyamızda durulmayan kavgalara her bir yenisinin eklenmesiyle içeride ne biriktirdiğimizin farkında mıyız?

    Kategorize edilen çeşit ilişkilerde varsayım ve yorumlarla daha da içinden çıkılamaz hastalıklı hallerimizin sonuçlarından yıkıcı sonuçlar yarattığımızın farkında mıyız?

    Birbirine benzer, tekrar eden döngülerin bazen sessiz, bazen delicesine haykırışlarında, bulamadığımız, kendi kendimize, bulunduğumuz koşullar içerisinden bulamayacağımız cevap arayışlarında nedenleri sorgulayan, zorlayan ve doğru desteği alan kaç kişiyiz?

    Bir kere de bulamayacağımızı bilmemize rağmen çaba sarf edecek doğru gücü nerede, her şeye rağmen nasıl bulacağını durmadan arayan ve devam eden kaç kişiyiz?

    ”Neden benzer durumlar başıma geliyor?”

    Cevabı nedir? Sorguladıkça, araştırdıkça geliyor. Öyle ki net, emin olduğumuz yer ve zamanda da cevap çözümleri ile görünüyor ve hissediyoruz. ”Bu kadar basit miydi?” demekten de kendimizi alamıyoruz. Aslında cevap basitti. Gören gözlerimiz, duyan kulaklarımız varsa… Ve… bunu arzulayan özlemimiz varsa…

    Peki, nedir bu farkında olmadığımız? Sebebini bir türlü bilemediğimiz ama kötü hissettiren nedir?

    Nefret dediğimiz sıkıştırılmış bir zip dosyasıdır. Birçok hissedilen dediğimiz, duygular, düşünceler, eylemlerin birliğinde olaylar, durumların sonuçları olarak biriktirilmiş olandır dersem ne derdiniz? Hatta öyle ki ”seviyorum/sevmiyorum, hoşlandım/hoşlanmadım.” diye içerisinde seviyelerine göre de basamaklanmış, karşılıklı her bir ilişkilerde, karşılıklı iletişime yönelik konuşmalarda birbiri ardına, genişleyen biçiminde kendini kötü hissetmeyi de büyüten bir büyüsü vardır.

    Nefret birçok hastalığın da sebebidir. Anlamayız. Farkında olmadan yani sebepsiz nefretin tüm günü ve hatta tüm yaşamımızı işgal edişinin birçok örnekleri ile yaşamı yalnızlaştıran, tek başına ölen, günlerce ölü olduğundan habersiz olduğumuz eş, kardeş, anne baba, komşu haberleri ile günümüzü meşgul etse de bizleri meşgul etmez. İki elin arasına kafayı alıp, düşünmeyiz. Çoğumuz için diyebiliriz ki kendisini ilgilendiren rahatsız eden bir durum yoktur. Olsaydı eminim ki hepimizin yargıları varsayımlarla, en acımasızından ortaya çıkacaktır. Her konuda bilgili olduğumuzu iddia eden doğamızın gurur ile son söyleyeceği mutlaka bir sözü vardır. Bu sonuçlar her birimize tanıdık geliyor olabilir.

    Nefret dediğimizde eylemler dünyasında her bir kişiye özel ve ait hissedilen düşünce ve eylemlerle ilişkisi vardır ki her birimizi en sonunda hayatın amacına getirir.

    Peki, sebepsiz nefrete bağımlı olduğumuzun ne kadar farkındayız?

    Mutsuzluktan şikayet ediyorsak adım atmak için her yeni gün sonsuz fırsatlarıyla günümüzü aydınlatır.

    Şu an en eksikliğini hissettiğiniz nedir?

    Hayat ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Bilincin Seviyelerinde

    ”Zorluklar aşılmak üzere vardır.” – Ralph Waldo Emerson

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Hayatın asıl amacı, insanın en yüksek düzeyde haz ve memnuniyet, tatmin olma, doyum hissetmesi için tasarlanmıştır. Ancak, insanın doğuştan ve sadece kendi menfaatine odaklanan egoist doğası, bu hazzın tam olarak hissedilmesinin önünde bir bariyer oluşturur. Bu durum, kişinin ruhsal anlamda bir tür içsel cimrilik içinde olması, yani tüm kaynakları ve doyumu yalnızca kendi varlığına hapsetmek istemesi olarak değerlendirilebilir. Bu yaklaşım insanın mutluluğunun önündeki en büyük engeldir.

    Gerçek bir gelişim için bu dar, bencil yapının dönüştürülmesi kişinin kendini bilmesi denilen bilincin seviyelerinde basamaklanır ki en üst seviyede sevgi niteliği ve eylemi doğa yasalarından ihsan yasası ve kapasitesinin edinilmesi yer alır. Değişmek ya da dönüşüm süreci diye adlandırılan bir kaç metot ile anlatılmak istenen budur. Bu dönüşüm sürecinde gerçekleştirilen her türlü yapıcı eylem, başlangıçta zorlayıcı bir “çalışma” gibi görünse de, aslında büyük bir içsel birikimin temelini atar.

    Bu süreçte fark edilen en yüce değerlerimizi nasıl kullanabileceğimize dair bir anlayışı niyet ve amacımızla ilişkisini keşfettikçe her bir doğru eylemin ve niyetin içine, o eyleme özgü, özel bilinç derecesi biriktirilir.

    Kalbimizden yükselen en büyük eksiklik her an bize kendini farklı koşullarla hissettirir.

    Peki,

    Onu duyabilecek, görebilecek ve hatta hissedebilecek dikkate, odaklanmaya ne kadar sahibiz?

    Çeşit çeşit hislerle kendimizi bağladığımız, gözlerimizi kör ettiğimiz kendi bakış açılarımızda nasıl görebiliriz ki?

    Bilmekle ilgilenen, kendi kendini sabote eden doğamızın hapishanesinden, kendini sevme hallerinden nasıl çıkıp üst bir bilinç eksikliğini kaçımız özlüyoruz ki?

    Her birimizin gerçekleşen ve gerçekleşmeyi bekleyen hayalleri vardır. Dışarısı diye toplu tanımladıklarımız ve arkasına saklandığımız bahanelerden sıyrılmadıkça beklemeye devam eden hayallere, arzulara sahip olacağız. Ve… hatta üzerine eklenen olumsuz hislerle birlikte zihin alanımızda belki mirasımızda taşımaya…

    İşte belki de farkındalığa gelmemiz gereken yer;

    En büyük kötülüğü kendi kendimize yaptığımızın farkındalığından yoksul, ıstırap*keyif arasında salınırken ömürden günler boşa gidiyor ve öylece izliyor olabiliriz. Hayalleri kurarken bu olası halleri kaçımız düşünmüş olabiliriz ki? ”Bugünkü aklım olsaydı… ”ile başlayan cümleleri kullanmayanımız yoktur sanırım!

    Bilincin seviyelerinde hangi arzu, düşünce ya da hayali gün be gün beslenmezsek zihin alanımızda gittikçe daha sessizleşen bir çığlık haline dönüşmesine kimler tanıklık etmeyi ister ki?

    Umalım ki her birimiz hayat amacını bilme eksikliği ile bir üst bilinci edinmeye gelebilsin. Belki de uyanmaya başlayan bir arzunuz var. Kuyuyu hazineye dönüştürmek için küçük bir adım ile fırsat önünüzde duruyor olabilir. Dikkatle kalbinizin sesini dinleyin.

    Arzu Aykın

  • Hazır mıyız?

    ”Dönüm noktaları kendilerini hissetmesi zor çeşitli semptomlarla belli ederler. Derin huzursuzluklar, adı konulmamış özlemler, tarifsiz bir can sıkıntısı, sıkışıp kalmış ve tuzağa düşmüş hissi.” – Gloria Karpinski

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Her olgu nötr! Bu dünyada, yani arzular, düşünceler, eylemler ve sonuçlar dünyasında her olgu nötr.

    Bunu biliriz. Ancak yine anlam arayışında olduğumuz bu dünyada farkındalıktan uzağızdır. Aklın fonksiyonlarını hangi niyet ya da amaç ile kullandığımızın ayırdına gelemezsek, kalbimizden hissettiklerimize kulak vermezsek emeklemekten yürümeye başladığımız o andan bugüne insanın gelişim yolunun ıstırap yolu olduğunu, ıstırabın kendimizdeki anlamında daha da olumsuz hisleri her koşulda yaşayabiliriz.

    Bütün yaşam ıstırap*keyif arasındadır.

    Doğamızın mutluluk arayışında ıskaladığımız nedir ki kendi hislerimizi tanımlarken çoğunlukla ifade edişlerimiz olumsuzdur ve giriş yolunu unutup, çıkışı bulamıyoruz?

    İnsanın gelişim sürecinde anılarının toplandığı beyin içerisindeki hafıza denen yer gibi insanın tek ya da birlikte kurdukları tüm adına şirket, yer, ülke, patent gibi isim ya da kavramlar ile şekil ve biçim şartları yine insanlar ile her bir şeyin farklı formlarını bütün halinde görür, bütün halinde yaşarız. Yaşam döngüsünde ortalama insan ömründe her birimizin niteliklerinden her şeyi farklı algılar, farklı neden sonuç ilişkilerinden geldiğimiz sonuç bir eksikliklerdir ki, her seferinde aynı olmakla birlikte bizler de aynı ya da benzerini bizden sonraki nesille birlikte farklı bakış açıları ile ortaya çıkarıncaya kadar yeniden ve yeniden keşfederiz ya da keşfetmeye zorlanırız.

    ”Okunacak en büyük kitap insandır.” – Rumi

    İnsanın doğasını keşfedebilmesi için birçok kuvvetlerin birliğini araştırıp, öğrendikçe ve uyguladıkça fark ederiz. Cevaplar eksiklikten ortaya çıkar.

    Bu yaşama kulak verecek miyiz?

    Bize sunulan bütün verileri, bütün bilgileri kullanacak mıyız?

    Sorduğumuz soruların yanıtlarını duymaya hazır mıyız?

    Peki, görmeye hazır mıyız?

    Hislerimiz ile bağlantımızın ne kadarının farkındayız?

    Nasıl bir etki alıyoruz ki yaşama, hayata, spesifik neye ve nasıl tepki veriyoruz?

    Yaşamımızda neye, nereye odaklanıyoruz?

    Düşüncelerimiz genellikle nerede?

    Diğer insanlarla ilişkilerimizde iletişim kurduğumuz aynı anda düşüncelerimiz nerede?

    Gerçek dediğimiz nedir? Nelerdir?

    İçinde bulunulan koşuldan cevapları bulamayacağımız kesindir.

    Bizler mutlu olmak isterken her sonuçta buna sahip olamadığımızı fark ediyorsak, bilmenin ötesinde doğru yanlışın olmadığı dünyaları keşfetmek istiyorsak kalpten yükselen arzunun sesini duymanın zamanı gelmiş demektir.

    O zaman her birimizin kendi kendine söyleyeceği söz zor ama basittir.

    ”Bahanelerden sıyrıl. Korkusuzca küçük bir adım at. Korkularının, endişelerinin, şüphelerinin seni getirebileceği yeri keşfet. ”

    Hazır mıyız?

    Hayat ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Tüm Yaşamımız Işığa Bağlıdır.

    ”Her birimiz zaman/mekan ve doğrusal nedenselliği aşmış bir farkındalık alanının niteliklerini sergileyebilecek kapasitedeyiz.” – Stanislav Grof

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Tüm yaşam ışığa bağlıdır. Yaşamımızın tüm alanlarında tecrübe edilen ve her seviyede uzmanlar tarafından söylenen budur. Sirkadiyen ritim de denilen döngüde doğal iç saatimize göre beyindeki suprakiazmatik çekirdek tarafından ışık/karanlık döngüsüne göre senkronize edilen sistem, fiziksel, zihinsel, duygusal seviyelerde enerji dengesi için önemlidir. Diğer bir deyişle doğa yasaları bize kuvvetlerin kararlı ve dengeli tutma çabasını her seferinde gösterir. Bu da bizi ihtiyaçlara göre bir yaşamı, fiziksel, duygusal, zihinsel dengeyi aramayı ve korumayı zorunlu hale getirir. Ve daha da ötesi bir amaç ile yaşamımızın her alanını en yüce değerimiz ile ilişkilendirerek en yüksek tatmin olma seviyesinde hayata bağlar.

    Peki, amacın önemini nereden alabilir, bulabiliriz?

    Bizler, birçok metot/tekniği nasıl kullandığımıza bağlı olarak yönü bulmada destek almaya çalışırız. Mesela gün be gün takip etmekten geri durmadığımız astroloji bize güneş/ay döngülerine yani ışığa göre bu dünyanın ve bireysel doğum haritalarını açıklar. Klasik meditasyon teknikleri güne geçiş yani şafak vaktinde yapılan meditasyonun öneminden bahseder. Alternatif tıp da, yaşamı bütün bir bakışa nasıl gelebileceğimiz konusunda destek aldığımız diğer bir yöntemdir. Sizce yeterli midir?

    Mutlu olmak istiyoruz. Ancak bu dünyada mutlu olmanın yanından bile geçemediğimiz bir gerçektir. Neden?

    Referans olarak neyi, nereyi alıyoruz ki ”Mutsuzum.” diyoruz?

    Yönümüzü nereye çeviriyoruz ki umutsuzluk içerisinde her birimizden birçok sorunlar, problemler görüyor, duyuyoruz, kendi yaşamlarımızda tecrübe ediyoruz? Çaresizlik, yalnızlık, kafa karışıklığı ve benzeri durumlardaki hem kendimize hem de diğerlerine tepkimiz nedir?

    Ve…

    Aynı zamanda her birimiz neden en yakınlarımıza bile destek olamıyor, olmak istemiyoruz?

    Bilmeye fazlası ile ilgili bir doğamız var. Yine bu doğamız, uygulamaya geldiğinde ihtiyacı olanı görüp alsa bile, uygulamamak için birçok da bahanesi var.

    Zamanınızı, enerjinizi, paranızı nerede ya da nereye harcıyorsunuz?

    Görmezden gelmeye, umursamamaya bizi getiren arzu, düşünce, inançlarımız nedir ki, ne yapıyoruz? Neyi referans tutarak nasıl tepkiler veriyoruz?

    Hangi travma diye nitelendirdiğimiz ya da nitelendirilen alana ya da yere sıkışıp kaldık? Duymuyor, görmüyor, hissetmiyoruz?

    Ya da

    Istırap içerisinde olduğumuzun bile bilinçsizliği ile hangi öfke, nefret düşünceleri, kırılmış hisler içerisinde görüşümüzü kapattık? Sadece tepkisel eylem, eylemsizlik ve özellikleri gösteriyoruz!

    Her insan tamdır ve her insan ihtiyacı olan kaynaklara sahiptir.

    Değişimi isterken, değişime direnç gösterdiğimizin nasıl farkına varabiliriz ki hayat ne istiyor sorusuna cevaplar arayışına gelebilelim?

    Tüm yaşam ışığa bağlıdır.

    Arzu Aykın

  • Aramızda Güveni Nasıl Düzenliyoruz? ki…

    ”Her şeyi olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz.” – Anais Nin

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Her şeyi olduğumuz gibi görürüz. Bunun ne olduğunun, ne anlama geldiğinin farkında değilizdir. Bir an bizlere etkileyici gelir, ancak sadece bir an etkileyici gelir. Bu da, durumu araştıran, sorgulayan biri içindir.

    İçsel dünyanızı yani arzularınızı hayat amacınıza göre organize etmeniz, düzenlemeniz, arzuları yönetme becerisini keşfetme, geliştirme eksikliğiniz varsa orada bir anlam arayışından bahsedebiliriz.

    Aramızda güveni nasıl düzenliyoruz ki… Gelin cümleyi tamamlamaya gelmeden önce bir kaç duruma açıklık getirmeye bir bakış ile diyerek başlayalım.

    Yaşımız kaç olursa olsun içsel dünyamızda küçük çocuklar gibiyizdir. Halden hale girer, bazen dışa vururuz, bazen de içe döner, sessizliğe gömülürüz. Doğduğumuz andan itibaren fiziksel büyürken duygusal, zihinsel de büyümeye, gelişmeye başlarız. Gelişmek dediğimizde pozitif gelişimden bahsederiz. Ancak öğrenemediğimiz, öğrenmekte çok zorlandığımız konu zıtlıkların birliği pozitiftir. Bilimde bunu farklı konular içerisinde öğrenmemize, görmemize ve hatta işimizde, evimizde kısaca tüm yaşamımızda bilinçsizce kullanmamıza rağmen edinmediğimiz için kafamız gerekli gereksiz her şeyle dolu ve karışıktır. Daha birçok sonuçların birlikteliği ile güven arayışı içerisinde korkuyu, endişeyi ve benzeri hisler arasında ıstıraba batmış haldeyizdir. İçinden nasıl çıkabileceğimizi de bilemez, dışsal tepkiler veririz. Aramızdaki bağı olumsuz etkileyecek, kıracak , onarılması daha da zorlaşan kırgınlıkları eylem, eylemsizlikler ile zedeleriz.

    ”Yukarıda ne varsa aşağıda o vardır.” doğa yasalarındandır. Bunu birçok metot içerisinde duyarız, okuruz, ancak anlamaktan uzağızdır. Çünkü bu yasaya nasıl yaklaşabileceğimizi bilemeyiz. Okunarak öğrenilecek bir şey değildir. Uygulanarak öğrenebileceğimiz ve hatta aklın fonksiyonlarının yardım ile muhakeme gücümüzü daha da zorlayarak, daha da ötesini görme arzusu ile vizyona ulaşabiliriz. Hatalar yapıyoruz. Üzerine akıl ekleyip, onun da üzeri güveni amaç ile her seferinde karşılıklı iyi niyet ile bağa yönelik birlik için tazeleyebiliriz. Nasıl mı?

    İş dünyasında görürüz, duyarız ya da biliriz. Uzun yıllar varlığını koruyan, köklenerek geliştiren kurumsallaşmış şirketlere bakarsanız amaç, misyon, vizyon gelişimini bünyesinde çalışanları ile bağ ağını nasıl kurduğunu incelerseniz kendinize dair de bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Ne yapıyoruz? Ne yapmıyoruz?

    Neden yapamıyoruz?

    Neden yapıyoruz?

    Şimdi soruyu bir daha yenileyelim. Aramızda güveni nasıl inşa ediyoruz, ki…

    Her gün bizler için yeni bir sayfadır yaşam denen kitabımızda. Bugün hangi amaç, niyetle hangi eylemleri yaparak kendine, çevrene dünyaya aklının yettiği ve ötesine etki edebilecek ne yaparak neye sahip olmakla ilgileniyor, düzenliyor, inşa ediyoruz?

    Hayat ne istiyor?

    Sevdiklerinizle birlikte iyi bayramlar olsun. Barış sizinle olsun.

    Arzu Aykın

  • Sevdiklerimizi Gerçekten Seviyor muyuz?

    ”Dünyada var olan tek anormallik; sevme kapasitesine sahip olmamaktır.” – Anais Nin

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Bir dünyada, bir alan içerisinde, bir çevrede, bir bedende bütünlük içerisinde algılarız. Ayırt edişlerimiz ”istiyorum/istemiyorum.” ya da ”seviyorum/sevmiyorum.” biçimindedir. Temelde bu ayırt edişlerin çoğunluğu da tahminler, varsayımlar üzerine, hayal ürünü olma olasılığının yüksekliğinde, birçok olumsuz sonuçlar ve yaşamlarımızı ıstıraplar ile dolu hale getirmektedir. Mum dibini nasıl aydınlatamıyorsa kişi de tüm sonuçların kendisi ile ilgili olduğunun farkındalığından uzaktır. Bu deneyime sahip olmamıza rağmen aynı hataları yapmaktan bir türlü kurtulamamak ve hatta nasıl kurtulacağını her seferinde bilememek en büyük ıstıraptır. En kolayı kaçarız ya da saldırırız. Aramaktan, mücadele etmekten, kendimizi düzeltmekten kaçarız. Düşüncesi bile her birimize yorucu gelir. Yeni oyuncaklar ararız. Varın bu oyuncakların adını siz koyun.

    Sevgi sizin için ne demek?

    Sevdiklerimiz diye kategorize ettiğimiz kişileri gerçekten seviyor muyuz?

    Sevgi bir niteliktir. Eylemi de yine doğa yasalarından biri olan ihsan etmektir.

    Sizin için ihsan etmek ne demek?

    Kendini sevmeyi bilen doğamız kendi kusurlarını fiziksel, duygusal, zihinsel düzlemde her birini eylem, eylemsizlik, özellikler olarak her türlü entrikaları ile insan ilişkilerinde olabildiğince saklayarak düzenlerken, sadece kendi niyetine odaklanırken her zaman almak, kendine kullanmak konusundaki hünerlerine her birimiz sahibizdir.

    Doğa yasalarına göre her insan tamdır. Her insan eksiklik hissettiği kaynaklara sahiptir.

    Ve..

    Her insan o anda var olan en iyi seçimi yapar.

    Seçimden bahsedebilmemiz için de niyet, amaç olmalı ki sürdürülebilir bir canlılık hissine gelebilelim ve mutluluk içerisinde sevgi niteliğini tüm eylemlerimiz ile aramızda hissedebilelim. Bu nasıl mümkün olabilir ki?

    Doğamızı ne kadar biliyoruz?

    Sadece sonuca odaklanarak kendi arzularını yönetme dışındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan bir doğamızın varlığından kaçımız haberdar?

    Haberdar olsak bile kaçımız arzularını yönetebilme becerisine sahip ya da sahip olmak için yeterli güce sahip?

    Bu soruların cevaplarını aramaya gelmek belli bir ıstırap ölçüsü ile olduğunu yazabilirim. Her birimizin ellerinde tüm araçlar mevcut olmasına rağmen sevdiklerimiz diye kategorize ettiğimiz kişi ya da kişiler ile ilişkilerimizi organize etmede başarısız olduğumuz her birimizin göz ardı ettiği bir gerçektir. İlişkilerin orta yolunu keşfetmeden mutlu olamayacağımızı bilmenin ötesinde, bir anlayışa gelmemiz çok önemlidir.

    Peki, sizin için orta yol nedir?

    Kişi kendine ait niteliklerini ve nasıl kullandığını fark etmeden orta yoldan bahsedemeyeceğimiz de diğer bir gerçektir. Yalanın en dibinde yalan içerisinde olduğumuzun farkındalığına gelmek diğer önemli bir husustur.

    Ortak bir amaç, niyet nedir ki sürdürülebilir mutluluğa ulaşabilelim?

    Hayat ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Hiç Kimsenin Haklı Olmadığı Savaş!

    ” Yurtta sulh, cihanda sulh.” – Mustafa Kemal Atatürk

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Hiç kimse suçlu değil.

    Hiç kimse haklı değil.

    Bu düşünceleri görsek de taraf tutmak isteyen hallerimiz, bizleri her seferinde birbirimizden ayırır. Tam o an düşünemeyiz. Parasempatik sistem tetiklenir ve üç halden biriyle ummadığımız sonuçları yaratırız. Beklemediğimiz, hiç istemediğimiz sonuçlar ile telafisi olmayan durum ya da olaylar zinciri içerisinde kendimizi yuvarlanırken buluruz. Çoğumuza tanıdık bu hallere öylece bakarız. İncelemekten, dikkati toplayabilmekten uzağızdır. Doğamızın en büyük tehlikeli bakışına, bir virus gibi bulaşıcı hallere yakalanırız. Varın ismini siz koyun!

    Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, içsel tansiyonlar yüksek. Tahammül seviyeleri düşük. Ve öyle ki olumsuz sonuçlarını yaş olarak da daha genç yaşlarda gözlemliyoruz. Yargının tuzağına düşmüş, kontrolün tamamen dış etkenlere bağlı olduğunu düşünen ve hatta inananların çoğunluğu giderek artıyor. Sokaktaki sonuçları da insan hayatlarını kıyıma kadar vardırdığını izlerken basit ama derin sorular ile cevapları hatırlamak çok önemli olsa gerek.

    Dünya tarihinin insanlığın bugünlere gelişindeki rehberliğini hatırlamak da bir o kadar önemli!

    Hangi yaşta olmamızın bir önemi yok. Burada aynı dünyada, aynı gemideyiz. Derinliğini hiç bilemediğimiz, hala sorularımızla cevaplarını aradığımız bir realitenin içerisindeyiz. En küçük birim kişiden aileye, topluma diyerek genişleyen, uzanan çizgide nedeni arayarak bulmaya ve çaba sarf etmenin önemli olduğu ayrılıkların tam zıttı hareket etmemizin gerekli koşullarının içerisindeyiz.

    Istırap*keyif arasındaki ilişkiyi, dengeyi arayan içeride, içsel dünyalarımızda çok derinlerden bazen cılız duyduğumuz o sesi dinleyerek, o sesin bu dünyada büyük bir fark yaratacağına inanarak, aklın kalbin birliğinden uzaklığımızı keşfetmek gerçekten önemlidir.

    ”Eğer bir gün hiç sorununuz olmadan uyanırsanız hemen dizlerinizin üzerine çöküp, bir sorununuz olması için dua etmeye başlayın, çünkü aksi takdirde ölmüşsünüz demektir.”

    – Norman Vincent Peale

    İyi kötü yoktur.

    Algıladığımız bir dünyaya, bu dünyaya bakarken gördüğümüz her bir kötülük diye anlamlandırdıklarımız bizi ne olmaya, ne yapmaya, neye sahip olmaya itiyor?

    Neyle ilişkisini kuruyoruz? Ya da ilişkisini kuramadığımızın önündeki engel nedir?

    Bir nefes ile bağlı olduğumuz bu hayat bize ne gösteriyor? Ne öğreniyor ya da öğrenmeye direniyoruz?

    Hangi eksikliği hissediyoruz?

    İstenilen ve var olan koşullar arasındaki farkta bizler nasıl hareket ediyoruz?

    Ve…

    İçsel barışı hissetmeden dışsal barışı hissetmek nasıl mümkün olabilir ki?

    Zamanı, parayı, enerjiyi nerede kullanıyorsunuz?

    Nedeniniz nedir?

    Umalım ki, çaba sarf ederek, birlikte, barışa gelebilelim.

    Arzu Aykın

  • Dünyadaki Memnuniyetsizlik… Şikayeti Bırakmak Nasıl Mümkündür?

    ”Bolluk bir yaşam ve düşünme biçimidir, sadece para ya da varlıklarla ilgili değildir. Darlık bir yaşam ve düşünme biçimdir, sadece para ya da varlıklarla ilgili değildir.”

    – Eric Butterworth

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Gördüğümüz her şeyin gerçekliğine inanan ve daha da ötesi yargılayan bir doğaya sahibiz. Yargıyı da varsayarak, görünmeyen kısımları, boşlukları doldurmayı seven her birimiz muhteşem bir hikaye anlatıcısıyızdır. Hikayeye öyle inanırız ki ilişki içerisinde olduğumuz sevdiklerimiz, dostlar, aile, arkadaş, çocuklar ve benzeri kavramlarla ilişkilendirdiğimiz, ilişkilendiğimiz her birinde onarılması zor durumlara sebep oluruz. Muhatapların her iki tarafı da az ya da çok etki alır. Ancak zamana yayılan, hatta savrulan sonuçların farkında değilizdir.

    Ve öyle ki bir sonraki ilişkilere, nesillere taşınmasına sebep oluruz. Dolayısıyla sonuçlarına tanık olduğumuz, nedeni hatıra gelmeyen ayrılık hikayelerini her birimiz duyarız, biliriz, kalp acısı denilen ıstırap, travma tanımları içerisine zip dosyası biçiminde zihin alanına sıkıştırdığımız her bir durum, olay yaşamlarımızın bir gerçeğidir. Pikaptaki aynı şarkı sözlerinde takılmış plak gibi bitmeyen, bitemeyen şikayetler, ayrılık sözleri, hüzün ile onun yanına eşlik eden eylemler ve daha nice drama diye tanımlanan sonuçlar bu dünyada kişinin peşini bırakmaz.

    Totemler ya da sosyal medyadan ya da birbirimizden etkilenerek diğer birçok çözüm diye gördüklerimizle tecrübe etmeden, içeride bir çalışma yapmadan mutlu olunabileceğine inanıyorsak akıldan ne kadar uzak olduğumuz gerçeği her seferinde yüzümüze tokat gibi vurmasına, az ya da çok maddi manevi kayıplar yaşamamıza rağmen duyarsızca normalleştirerek yaşamaya yaşamak diyebilir miyiz?

    Her günün aynı olduğunu mu söylüyorsunuz?

    Her günün aynı olduğunu mu duyuyorsunuz? Belki de daha zorlaştığını…

    Ne yapmıyoruz da bu bakıştan çıkamıyoruz? Hep birlikte düşünelim.

    Doğru bir niyet ile hareket etmediğimiz sürece amaçsızca bu dünyada yaşamdan bahsedemeyiz.

    Çevrenin gücünün farkında olmadan doğru bir çevre nasıl inşa edilebilir ki?

    Bizler Kendini bilmekten uzaksak ne olunabilir ki?

    Bir kaç arzunun peşinde diğerlerinin sahip olduklarına sahip olma arzu ile gördüğümüz örnekleri muhakeme etmeden ne yapabiliriz, nasıl sahip olabiliriz ki?

    Hayatın bir amacı var.

    Ve…

    Mutluluğun anahtarı her birimiz için eşsiz niteliklerimiz ile hayatın bizlere sunduğu fırsatları birbirimize hizmet ederek, hayat amacı ve süreci yaşayarak, edinerek, keşfetmekle mümkündür.

    Bir üst bilinci herkes ister. Ancak arzusunun peşinden gidebilecek gücü yaşamının tüm alanları, niyeti, hayat amacı ile ilişkilendirerek doğru bir niyet ile yapabilmek nasıl mümkün olabilir?

    Bu dünyada barış istiyorsak tüm memnuniyetsizliğin üzerine çıkarak dünyada bazı örneklerini de gördüğümüz gibi, tüm mücadeleyi içsel dünyada devam ederek diğerlerine önem vererek, doğru ve kalbimizin en derinlerine gömdüğümüz arzuladığımız ilişkileri inşa edebilmek için temel insan toplumunun prensiplere göre elimizden gelenin en iyisini yapabilme arzusu ile mümkündür.

    Oysaki bunu, hepimiz biliyoruz. Ama hissetmiyoruz. Nasıl hissedebiliriz? Harekete geçmek için daha neyi bekliyoruz?

    Hayat sizden ne istiyor?

    Barış sizinle olsun.

    Arzu Aykın

  • Yönümüz Nerede ve Ne Kadar Farkındayız?

    ”Hayatın zorlukları felç olmanız için değil, kim olduğunuzu keşfetmeniz için vardır.”

    – Bernice Johnson Reagon

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Cemreler tek tek düşüyor. Bahara adım adım giriyoruz. Son soğuklar her birimizi sarsarken belki de yeniden yeniye hazırlanmak için her birimize bir yer açıyordur. Gömüldüğümüz koltuklarda, sarındığımız örtüler altında sızlanmayı pencereden dışarı fırlatalım. Ve… Güneşin aydınlatan yüzü, enerjiyi artıran tarafını kabul edelim. Yönümüzü tazeleyelim. Tazeleyebilmek için de soruyu hep birlikte tekrar hatırlayalım.

    Yönümüz nerede ve ne kadarının farkındayız?

    Genellikle endişe ve benzeri olumsuz diye etiketlediğimiz her ne varsa, hissettiklerimiz içerisinde olumsuz hissi yarattığını düşündüğümüz ya da inandığımız şeylerden kaçınma, kaçma eğilimimiz vardır. Oysa dünyamızda mücadele eden, adanmış kişilere ait bizlere ilham veren birçok örnekler görüyoruz. Hayranlıkla izliyoruz. Bazen ”Onlarda olan ben de olmayan nedir?” diye kendi kendimize soruyoruz. Bazen cevap buluyor, bazen de bulamıyoruz.

    Cevapları bulduğumuz o an’ları biraz zaman ayırıp, inceleyecek olsak neyi, neleri keşfederdik?

    Bizi bugüne getiren o eksikliğe bugün ne eklesek ya da ekleyebilsek bizi geleceğe getirir?

    Hayat bizleri sürekli, değişik formlarla bir yere doğru iter. Zorladığımızı hisseder ya da zorlanırız. Kişi kendi başına göremez. Olaylar, durumlar, formlar kişiyi en yüce değerlerine, niteliklerine göre keşfedeceği hayatın anlamına getirir. Çocuklarımız, kardeşlerimiz ya da yeğenlerimiz varsa biliriz; hareketlenmiş, konuşmaya başlamış çocuklar birçok soruları ile her seferinde neden diye sorarlar? Öyle ki bazen sorular karşısında şaşkınlıkla, öylece kalırız. Soruları karşısında bizi aşan durumlarda başka araçlar bulmaya, sorularına yanıtlar verebilecek etkinlikler, oyunlar arar, bulur, onları mutlu etmeye önem veririz. Peki, neden yaparız bunu? Hep birlikte içsel dünyamızda araştıralım.

    O an’larda hatırladığınız, içsel dünyanızda cevaplarını bulamadığınız hangi sorular var?

    Zihin alanı az ya da çok gürültülü bir yer olabilir. Önemli olan karmaşık gibi görünen ya da hissedilen, kaçınılan yerdeki düşünceleri, inançları, duyguları gözden geçirmek ve yaşam denilen yolculukta karşılaşılan bariyerleri oluşturanları tespit edip, onların üzerine çıkmaktır. Sonuçta insan mutlu olmak istiyor. Bunu nasıl yapabiliriz? Nedeni hayat amacı ile ilişkilendirerek yapabiliriz. Bunun için de belirli araçların, metotların desteği ile keşfedebilir ve inşa edebiliriz.

    Her birimiz kendi kendine sormalı. ”Eksikliğini hissettiğim nedir?” sorusuna hemen bir cevap vermek isteyebiliriz. Ancak derinleşmek, araştırmak çok değerlidir.

    Tam bu zaman, o zaman! Hep birlikte düşünelim.

    Arzu Aykın