Hayata Dair…

  • Değişmek İsterken Değişimden Korkma!

    ”İnsanlar sık sık hakikate takılıp tökezler, fakat hiçbir şey olmamış gibi doğrulur ve aceleyle yollarına devam ederler.”

    – Sir Winston Churchill

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    İnsanın bu dünyadaki temel varlık amacı, mutlak bir mutluluk, huzur ve eksiksiz bir haz kapasitesine ulaşmaktır.

    Peki, bu nasıl mümkün olabilir?

    Değişim kaçınılmazdır. Sorun şu ki değişim dediğimizde ne anladığımız, ne anlamadığımız ve yaşamımızda tüm olana bakışımızda eksikliğini hissettiğimizi tanımlama becerimiz, arzuyu ifade edişimiz ve en önemlisi de buna, mücadeleden kaçmadan ne kadar çaba harcamaya gönüllü olmak istediğimizdir.

    Çevrenin üzerimizdeki etkisi önemlidir. Mesela, hayranlık ya da kıskançlık ile çevremizi gözlemleriz. Bu, birer insani özelliktir. Bu iki özelliği nasıl kullandığımız bizi içerisinde olduğumuz durumu fark etmemizi, hareket etmemizi ve ulaşmak istediğimiz yere getirebilir. Ancak bunu kişinin tek başına yapabilmesi çok zordur. Aynı ya da benzer amaçla ilerlemeyi arzulayan bir çevre, bir uzman, bir rehber, bir öğretmen desteği ile mümkündür. Diğer bir deyişle yolu bilen, karşısındakine keşfetmesi için fırsat veren biri ya da çevre vasıtası ile mümkündür. Bu deneyime farklı formlarda sahibizdir. Ancak ilişkilendirmede desteğe ihtiyacımız vardır.

    Değişim isterken genellikle değişimden korkulur. Korkma! Aynı zamanda kork! Her iki duruma ait deneyimleri gözden geçirmek, analiz etmek önemlidir. Deneyim sonuçlarından keşfedilen, geliştirilen stratejiler değişime yaklaşımda korkusuzca ve cesurca ilerleme gücü verebilir. Ve… hatta hedefe giden süreçte uyanık, farkındalıkla yaklaşmayı, sürdürülebilir bir çaba ile kişiyi ilerletebilir.

    Bu doğrultuda değişimi isterken hayatın amacı ve bu amaca giden yol şu temel kavramlarla ilişkilendirilebilir:

    • Kendini bilme, doğayı keşfetme, form eşitliğine gelmeye istek,

    • Kibrin aşılması, hayat amacından sapmanın en büyük göstergesi gurur ve kibirdir.

    • Kişinin üst bilinci edinme arzusu, hayat amacını keşfederek, inşa etmesi,

    Kişi en yüce değerleri ile yaşamının tüm alanlarını, aynı zamanda hayat amacını keşfederken ve tüm arzularını hayat amacıyla ilişkilendirirken sonsuz hayat ile bağ kurar.

    Sonsuz hayatla bağ kurmayı kimler ister?

    Kendi sınırlı hapishanesinden kimler çıkmak ister?

    Sonsuz iyilik ve bütünlük ile yeniden birleşmek, bütünleşmek mümkündür.

    Arzu Aykın

  • Bedeni Ne Kadar Duyuyor ve Dinliyorsunuz?

    ”Beden asla yalan söylemez.” – Martha Graham

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Beden bize bir hediyedir. Bir bütün olarak bakabilmemizde, bizlere verilen nefes ve daha birçok şey için bir şükran aracıdır.

    Çevremize bir bakalım. Çevremizi, evimizi, alanımızı, bedenimizi nelerle dolduruyoruz?

    Fark ediyoruz ki nedenini bilmeden aldıklarımız bizleri bunalttığında verecek yer arar durumdayız. Giysilerle taşan gardıroplar, küçük ev aletleriyle dolu mutfak dolapları, o an gözümüze hoş, yeni geleni, popüler olanı alma israfı, moda uğruna bükülen ayak parmakları, ağrıyan topuklar, bel, karın, bacakta biriken yağlar, hemen verilmesi istenen kilolar, ”… Bende de var.” sözleri ile görünür ve kabul edilebilir olmanın, yaşamımızda krizler ile sonuçlanan birçok durumlarda, farklı formlar aracılığıyla deneyimlerken ıstırap içerisindeyiz. Ancak ıstırabın nedenini ne düşünür, ne de değişmek için çaba sarf ederiz. Çoğu zaman şikayet hallerinde gezinir, içinden çıkılamaz döngü denilen popüler tanımlar arasında totemler ile kısa insan ömrünü israf ederiz.

    Büyük büyük atalarımız bizlere çok muhteşem miras bırakmış olmasına rağmen her yeni ürün, öyle ki kendi ürününü bile bir öncekine kıyasla övgülerle yüceltirken farkında değilizdir. Farkında olmadığımız yıllar içerisinde bu beden denilen dış ve iç yapıda bedelini birlikte ödemek zorunda kalacağımız birçok sonuçlar doğuracaktır.

    Daha çocukluk zamanlarında, kendimizi yeni bilmeye başladığımız o zamanlarda bize öğretilmeye çalışılan, öğrenilmiş olan sorumluluk nedir? Şu an nasıl algılıyoruz?

    Ve..

    Hangi eylemlerle sevdiklerimize, çevremize, birbirimize, kendimize iyi örnekler verebiliyoruz?

    Beslenme denildiğinde çoğumuzun ilk akla gelen ağızdan alınan besinlerdir. Ancak sabah uyandığımız ve akşam uyuduğumuz o ana kadar duyularımız vasıtasıyla içeriye birçok şey alır, içimizden dışarıya bırakırız. Mesela gün içerisinde varlığını bile unuttuğumuz solunum sistemi ile nefes alırız. Aynı anda büyük bir sistemin çalışması ve bedenin hareketini sağlayan bütün bir sistem bizi mutlu etmeye çalışırken, içeriye aldığımız yakıt denilebilen her şeyi enerjiye dönüştürmeye çalışır.

    ”Ne yersen O’sun.” sözünü her birimiz biliriz. Haydi gelin birlikte tüm dikkatimizi bugüne verelim. Farkındalıkla yapabildiğimiz kadar, sanki bir başkasını izler gibi kendimizi izleyelim. Yine yapabildiğimiz kadar her bir arzu ile hareket ederken çocukken yaptığımız gibi neden diye soralım. Yapabildiğimiz kadar düşünelim. Günün sonunda elimizde veriler olacaktır. Kendimizi ölçmek, yapmak istediklerimize gerçekçi yaklaşabilmek için eylemlerimiz ve yönü hakkında nasıl bir stratejimiz olduğu ya da olmadığı hakkında bir izlenime sahip olacağız. Yani bir ihtiyaç ortaya çıkacak. Bu, servet değerinde bir sonuçtur.

    Değişmek istiyorsanız şimdi uygulanabilir bir eylem planı eksikliği hissedeceksiniz.

    ”Hayallerinizin gerçekleşmesi an meselesidir. Süreci yaşarken de hayat ile dolmak en muhteşem olanıdır.” – Anonim

    ”Bugün gelecek için küçük bir adım ile başlamayı ister miyim? İstersem o küçük adım ne olurdu?”

    Birlikte düşünüp, birlikte hayatı hissedelim.

    Arzu Aykın

  • İnsani Doğamızı Keşfetmek

    ”Eğer evrenin düzenini yeterince anlayabilseydik onun en bilgemizin dahi hayallerinin ötesinde bir şey olduğunu görürdük. Onu, olduğundan daha mükemmel hale getirmek mümkün değildir.” – Leibniz

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Evreni yöneten yasalar vardır. Biz göremesek de, hissedemesek de evrenin parçasıyızdır ve evren, olduğu haliyle mükemmeldir. Yasalar bizi de yönetir. Doğamızı keşfettikçe bu gerçeği edinebiliriz. Doğamızı keşfetme yani kendini bilme eksikliği potansiyel olarak herkeste olmasına rağmen, o an’ a kadar keşfedilmeyi bekler. İki elin parmak sayısından az olan dünyanın hazlarından çok daha büyük bir eksikliğe sahip olan, hayat amacının peşinden gidebilecek, bu nedene kendini adayabileceklerin sayısı azdır. Diğer taraftan algıladığımız dünyada ıstırap yolu ile bizi getireceği ve hatta getirdiği yer de hayat amacını sorgulayacağımız yerdir.

    ”Hayat amacınız nedir?” ya da ”Hayat sizden ne istiyor?”

    Mutlu olmak isteyen bir doğamız var. Hayat da bizi mutlu etmek istiyor! Ortak ve bireysel duyularımız ile algıladığımız yaşamlarımızda her birimizin bakış açısından eşsiz olup, ”Dünyada mutlu muyuz ya da mutlu değil miyiz?” sorusuna pek çok cevap vardır. Konumuz bu olmasa da zihinleri meşgul eden servet değerinde bir sorudur!

    Hayat amacı bir anda değil, doğduğumuz andan itibaren başlar ve süreç içerisinde kendini bilmeye yönelik yavaş yavaş duyularımız, aklımız aracılığı ile keşfettikçe, aklın muhakeme gücü daha da artıkça değişimin ölçüsüne ve diğer vb. şeylerin tümünün etkileriyle, aradaki bağlı ve bağımlı olan fiziksel, duygusal, mental ve ruhsal olarak netleşmeye başlar. Diğer bir deyişle hayatın amacına yönelik içsel dünyamızdaki arayış, mevcut doğamızı tanımayı ve bir üst bilince geçme arzumuzu geliştirmek üzerinedir.

    Bu süreçte izlenmesi gereken yaklaşım bir metot yardımı ile ve bireysel olarak içsel çalışma aşama aşama gelişimimizi sağlar. Başlangıç yerimizse her zaman ki gibi bizi, amacı bulmaya getiren cevapları olan sorulardır.

    İnsan nedir/ne değildir? Ego nedir/ne değildir? Çalışmamızda, ilk çabamız egoistlik doğamızı ve onun sınırlarını fark etmekle başlar. Fark ederiz ki kendi kültürümüz, eğitimimiz ve zekamız ile elde ettiklerimizin insani niteliklerin gerçek bir gelişim için yetersizdir. Çalışmaya devam edersek daha da ve hatta edinime sahip olabileceğimiz bir seviyeye geliriz. Niteliklerimizi fark ederiz. Fark ettiğimiz bu nitelikleri amaçla ve yaşamımızın tüm alanları ile ilişkilerini keşfeder ortaya çıkarabiliriz.

    İnsanın kendini bilme süreci bir kaç cümle ile yazıldığı kadar basit bir süreç olmadığı bir gerçektir. Ancak değerlerinizin farkındalığı ile bilinçli bir yaşam ve yaşamınızda eylemlerinizin sorumluluğunu alarak yaşamaya hazırsanız sizler için zor olmayacağı da diğer bir gerçektir.

    Ve…

    Bu süreci yönetmeyi öğrenmek istiyorsanız, süreçte bir uzman desteği ile ilerlemeniz içsel hazinenizi, niteliklerinizi ortaya çıkarmanızda, yaşamınızın diğer alanları ile ilişkilerini ve tüm yaşamınızı yönetme becerilerinizi geliştirmenizde etkili olacaktır.

    Bir soru ile birlikte düşünelim;

    ”Nereye ulaşmak istiyorum?” ve ”Neden istiyorum?”

    Arzu Aykın

  • Öfkeyi Adım Adım Nasıl Yönetebiliriz?

    ”Hata ve tesadüf yoktur. Bütün olanlar bizim onlardan öğrenmemiz için yaşadığımız fırsatlardır.” – Elizabeth Kubler Ross

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Öfke güçlü bir duygudur. Biliriz. Öyle ki öfke an’ı ya da sonrasında tekrar eden iç ya da dış konuşmalarımızda öfke hissine ya da durumuna başka hislerin dahil olduğunu, olumsuz, güçlü durumu daha da büyük hale getirdiğini fark ederiz. Dolayısıyla sonuçlarını hatırlamak, hatırlamak istemediğimiz şeylere dönüşmüş olabilir. Ancak görmezden geldiğimiz hala oradadır. Her uygun koşulda ortaya çıkacağı kesindir. Denenmiştir. Bizler, ta ki, onu nasıl kullanabileceğimizi keşfedene kadar…

    Bir önceki yazıda kendimize öfkeyi olumluya dönüştürmenin yollarına bir hatırlatma yapmıştık. Bizleri düşünmeye getirdi. Belki de değişme arzumuzu daha da uyandırdı. Öfkenin bir fırsat olarak üzerine nasıl çıkabileceğimizi araştırmaya başlamış olabiliriz. İsterseniz, gelin, birlikte araştıralım.

    Her zaman yaptığımız gibi önce soruyu soralım.

    Öfkenin bir üst seviyeye yükselmek için fırsat olması ne demektir? İçerisinde bulunduğumuz koşulda ya da olumsuz hissettiğimiz benzer durumlarda öfkeyi fırsat olarak nasıl görebiliriz?

    Fırsat demek, öfkeyi yıkıcı bir patlama anı olarak değil, ruhsal, duygusal, mental ve kişisel gelişimimiz için bir basamak olarak kullanarak süreci yönetmek demektir.

    Şimdi, içsel dünyamızda derinleşmeye, ”Ben” denilen kendini bilmeye adım atmaya hazırlık yapmamız önemlidir. Kağıt yada defter, kaleme ihtiyacımız olacaktır. Tam o an, yani öfke an’ına dair her şeyi eylem, eylemsizlik, özellikleri ile durumu kimlerle deneyimlediğimizi ekleyerek, mekan, zamanı da tanımlayarak yazmak ve en küçük ayrıntıya kadar yazmak çok önemlidir. Bunu yaparken de neden bu çalışmaya ihtiyacımız olduğunu da netleştirmemiz gerek koşuldur. Yoksa yazamayız, yazabilsek bile devam edemeyiz. Öfke anını nedenimiz ile ilişkilendirerek bağlamak, yazarak elde ettiğimiz verilerin üzerinde çalışabilmemizi sağlayacaktır. Bunu yapmak zaman alabilir. Sabırlı olmamız önemlidir.

    Devam edersek, artık üzerinde çalışmak için verilere sahibizdir. Bunu yaparak doğamızın yani egomuzun sınırlarını fark ederiz. Doğamız sevilmek ister. Sevilmek için de sevmek ister. Güvenmek, bağlanmak, bağlı olmak, paylaşmak ister. Tam tersi ile birlikte ister. Her birimiz farklı eşsiz niteliklerinden iyi örnekler ile gelişmek, büyümek, yükselmek ister. Daha birçok şey ister. Bunlar için de çaba sarf etmek önemlidir.

    Keşfetmek isteyen için, neden ile ilişkilendirilmiş çaba sarf etme eylemi, içinde birçok hazineyi barındırır. Hayvani dürtülerden, insani bir seviyeye geçmemizi sağlar. Bu da her türlü kategorize ettiğimiz insani ilişkilerimizde, değerlerimizden bağ kurduğumuz, sürdürülebilir, sevgi ve içinde hissettiğimiz yönetilebilir tüm nitelikleri ile mutlu hissettiğimiz, hissettirmeye önem verdiğimiz eylemlerle yaşam dediğimiz bütünlükte aradığımız bütünlüğe gelebiliriz.

    Öfkenin üstesinden gelerek sadece sakinleşmekle kalmaz, daha zeki, daha anlayışlı, daha duyarlı, daha güçlü hale gelebiliriz. Süreci yönetirken , arzuları yönetmeyi, daha iyi analiz etmeyi öğreniriz. Daha gelişmiş bir yapıya kavuşurken, ilişkilerimizi üst bir seviyeye taşımış oluruz.

    Anlaşılacağı üzere bu çalışma tek seferlik değildir. Zamanla görülür ki, her birimizin farklı tanımladığı dengesizlik dengeye gelmeye, huzuru hissetmeye vb. ve bizleri içsel dünyamızda özlemini hissettiğimiz o noktaya ulaştıracaktır.

    Öfkeyi kaldıraç olarak kullanmak kişiyi daha üst bir bilince ve her seferinde insan ilişkilerini yönetmekte daha hassas bir seviyeye taşır. Daha doğru, gerçekçi hedefler seçme yeteneğimiz gelişir. Farkındalığımız artarken farkındalıklı yaşam, yaşamımızın tüm alanlarını dahice yönetme becerimizi de geliştirirken değerlerimize göre bir yaşamı, sevdiklerimiz ile ortak bir paydada birleşerek arzuladığımız gibi yaşayabiliriz.

    Mümkün olan dengeli, huzurlu, bütün hissettiren bir yaşamı kimler ister? Böyle bir yaşama küçük bir adım atacak olsanız nereden başlar, neler yapardınız?

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Öfkeyi Yönetebilmeyi Kimler İster?

    ”Ne yapabildiğimizi görene dek kim olduğumuzu bilmeyiz.” – Martha Grimes

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Yapılan araştırmalar ve sonuçlar gösteriyor ki, öfke, temelde insanın her şeyi kendi kontrolü altında tutma isteğinden ve egosu tarafından yönetilmesinden kaynaklanan bir durumdur. Kişinin istedikleri ile sahip oldukları arasındaki farktan doğan bu duygu, doğru bir yaklaşım ile kişinin gelişimine katkı sağlayan olumlu bir güce dönüştürülebilir.

    Kişinin öncelikle güçlü bir duygu olan öfkeyi, durumu irdelemeye, analiz etmeye, olumluya dönüştürmeye istekli olması önemlidir. İsteğiniz varsa gelin birlikte yolları keşfedelim.

    Öfkeyi olumlu bir güce dönüştürmenin yollarından biri öfkeyi ”sensör” olarak kullanmaktır. Sensör olarak kullanmak demek, kişinin arzusuna göre işlerin yolunda gitmediğini uyaran bir araç olarak görebiliriz demektir. Yani, öfke bir şeyleri kontrol etme arzusunda olduğumuzu gösteren bir ölçüm aracına dönüşür ki, bu da değişimin ilk adımıdır.

    Öfkeyi olumlu güce dönüştürmenin diğer bir yolu bizi başkalarının iyiliği için doğru eylemlere yönlendiriyorsa faydalı hale gelebilir. Örneğin, genellikle çocuklarımızı eğitmek için öfkeyi kontrollü kullanır ya da kontrollü kullanmayı amaçlarız.

    Bir diğer üçüncü yolu ilişkilerimizdeki yaklaşımımızdır. Sevdiklerimiz bizim için önemli ise içsel bir çaba sarf ederek, öfkeyi bastırmakla ilgilenmeden, öfkenin üzerine çıkarak, sevdiklerimizi -verdiğimiz öneme bağlı olarak- kocaman kulaklarla dinlemeye yani bağ kurmaya odaklandığımızda, arada mevcut olan ne varsa çözüme kavuşabilir. Anlayış ve hoşgörü ile yaklaşmamızın sonucunda görürüz ki, öfkeyi olumlu güce dönüştürmek bizleri daha zeki, gelişmiş ve hassas hale getirir. İlişkilerimizde, aradaki bağı kuvvetlendirir. Güven duygumuz gelişir.

    Dünyada hem olumlu hem de olumsuz diye tanımladıklarımız vardır. Değişmeye çaba sarf ettikçe fark ederiz. Daha da fark ettikçe sebep sonuç yasasına bağlı olarak diyebiliriz ki, bu farkındalık vasıtasıyla öfke ve zıttı gücü bir arada kullanabilme becerimizi geliştirdiğimizi, algımızı daha kuvvetli bir dengeye ulaştırdığını keşfederiz.

    Diğer dördüncü en önemli olumlu yol ise doğru çevrenin yardımıdır. Çevre dediğimiz en küçük yapı bazılarımız için aile, bazılarımız için en az iki kişiden oluşan bir yapıdır. Burada küçük bir es verip, düşünmek isteyebiliriz.

    ”Aile ya da tanımladığım yapı benim için ne demek? Hangi eylem, eylemsizlik, özellikleri ve hisleri içerisinde barındırır?” Daha sonra, bu soru, yaşamın diğer alanları ile ilişkilendirilerek de sorulabilir.

    Bizler öfke anında ”gözü kör, kulağı sağır” hal içerisindeyizdir. Bu halde kendi kendimize nasıl dengeye gelebiliriz ki? Mümkün müdür? Elbette değildir. Çoğumuz dengeye gelemediğimizin farkındayızdır. Doğru bir çevreye ihtiyacımız vardır.

    Şimdi, belki de ihtiyacımız olan doğru çevrenin çerçevesini oluşturmak için tam bir fırsata sahibizdir. Değişme arzumuz hala varsa, bunun üzerinde düşünmek için zaman ve yere ihtiyacımız olacaktır.

    Çevremiz ya da toplum bizlere hayat amacına doğru bir ilerleme fırsatı olduğunu hatırlatır ve bilinç seviyelerinde bir üst seviyeye çıkmamıza yardımcı olur. Diğer bir deyişle öfke bir yıkım aracı olmaktan çıkar, kendini bilme aracına dönüşebilir. Nasıl mı?

    Arkası yarın…

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • En Sevdiklerimizden, Biriktirmeye Dair

    ”Ak akçe kara gün içindir.” – Atasözü

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Biriktirmek insanı diğer canlılardan ayıran niteliklerinden biridir. Dünya üzerinde çeşitliliğimizi, eşsizliğimizi düşünürsek biriktirme eylemini duyularımız vasıtası ile farklı formlarda algılarız. Bir başka deyişle ”Seviyorum/sevmiyorum” ya da ”hoşlandım/hoşlanmadım” olarak ifade ettiğimiz arzularımızı gerçekleştirmenin gücünü, arzumuzun büyüklüğünden ve önem verdiklerimize göre, aklın hesap yapan mekanizmasından alırız. Ayrıca arzunun sonrasında düşüncenin gücünden alırız.  

    İnsan hayatı yalnızca bolluk günlerinden ibaret değildir. Zaman zaman yalnız kaldığını hissettiği anları olur. Gelin, birlikte atalarımızın bu günlere ait ” Ak akçe kara gün içindir.” atasözüne birkaç soru ile bakışımızı yenileyelim.

    Her bir kişi değerler sisteminden oluşur. (Burada da Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi prensibini araştırmanız, incelemeniz size yardımcı olacaktır.)

    Ve…

    Kişi bir niyet ile hareket eder. Yani kişinin, arzusunu gerçekleştirmek için bir nedeni vardır.

    Peki, biriktirmek sizin ne demek? Hangi eylem, eylemsizlik, özellikleri ve hisleri içerisinde barındırır? Hangi niyet ile neler yaparsınız?

    Birlikte düşünelim.

    Öyle ki düşünürken, değerlerinizden yaşamınızın tüm alanlarındaki farklı formlarını birlikte keşfedelim. Tüm alanlarınızdaki, keşfettiğiniz farklı formların arasındaki bağlantıyı ve ayrıca niyetiniz ile çabanız arasındaki ilişkiyi de keşfedelim. Bu mümkün müdür? Evet, mümkündür.

    Şimdi bir de isterseniz içsel bir araştırma yapalım. Bunun için arzunuz yanında, biraz cesarete ve bir zaman aralığına ihtiyacınız olacaktır. Hazırsanız başlayalım.

    İçeride, kendi içsel dünyanızda, yeteneklerinizde, izlenimleriniz ile olumlu/olumsuz, iyi/kötü diye de değerlerinize göre kategorize ettiğiniz, çevrenin de sonucu olarak arzu, düşünce, yargı, duygu olarak neler biriktirdiniz?

    Keşfedebileceklerinizin değerini tahmin bile edemezsiniz! Çok kıymetlidir.

    Sonrasında biraz hissettikleriniz ile birlikte düşünme ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bunu es geçmeyin. Bu da çok kıymetlidir.

    Ve…

    Öyle bir sonuca ulaşabilirsiniz ki içsel dünyanızda çok uzun zamandır ertelediğiniz, belki de unuttuğunuz, o an hatırladığınız, özlemini hissettiğiniz yaşamınızın en eksikliğini hemen olmasa da fark edebilirsiniz.

    Bir sonraki aşamaya devam etmeniz daha da kıymetlidir.

    İncelemeye devam ettikçe kişi fark eder. İçeride ayıklanmayı bekleyen büyük bir yığın vardır. Yığın içerisinde biriktirdiğiniz hazineleri görmek çaba gerektirir. Burada da, biriktirdiğiniz, sıkı bağlar kurduğunuz, iyi ilişkiler size güç verecektir.

    Hayat kişiye arzularını, hayallerini gerçekleştirmek için birçok fırsatlar sunar. Olmak arzusu ile yaparız. Yaparak da sahip oluruz.

    Son bir soru ile yazıyı taçlandıralım!

    Biriktirerek sahip olduklarınızın en kıymetlisi nedir?

    Farkında olmanın, farkındalıklı yaşamanın ne kadar önemli olduğunu anladığımız ve öyle zor zamanlardayız ki, sahip olduklarımızın içerisinde en kıymetli olanı en güç aldığımız ve en güç verdiğimiz kişilerdir. Emekle, çabayla, özveriyle, hoşgörü ve anlayışla vb. sevgiyi ilmek ilmek sıkıca ördüğümüz, aile dost, eş, çocuklar, çevre dediğimiz ait ve sorumluluk hissettiğimiz ve daha nicesi hisler ile, hep birlikte büyümeyi, gelişmeyi istediğimiz kişilerle tamamlamak, aynı zamanda hepsi ile tam ve bütün hissine gelmek, başarmak mümkün olabilir.

    Doğa ile doğru, bütünsel bir şekilde bağ kurabileceğimizi hatırlayabilir ya da öğrenebiliriz. Böylece yaşamımızı ustalıkla yönettiğimiz, iyi bir yaşamımız olacaktır.

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Güneşin Çocukları

    ”Görevin aşkı aramak değil, ancak onunla aranda kurduğun engelleri aramak ve bulmaktır.”

    – Rumi

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Belki hatırlamayız ya da hatırlayamayız; insan yaşamının bir evresinde o meşhur soruyu sormuştur ya da hala sormaktadır;

    Biz nereden geldik?

    Biz neyiz?

    Neden buradayım? vb.

    Hayat bize pek çok şeyi öğretir. İnsanın özlem ile en büyük, en ulaşılamaz gördüğü arayışı sevgidir.

    Ancak çoğumuzun tüm yaşamı sevgiyi dışarda aramak ile geçer. Öyle ki bazıları için ıstıraba dönüşür. Oysa ki insanın sevgiye ulaşma çabası dışarıda bir arayış olarak değil, kendi içine dönük bir farkındalık sürecidir. Hepimizin asıl sorumluluğu sevgiyi bulmak değildir. Zihnimizdeki ve ruhumuzdaki bariyerleri tespit etmektir.

    Çoğu zaman kişi fark etmez. Bu bariyerler birçok eylem, eylemsizlik ve özellikler, hisler içerir. Dolayısıyla yapaylıkta boğulur, gerçek bağlar kurmamıza engel oluşturur. Kişi korku, ön yargı ve güvensizlik gibi sebepler sonuçlar ile kısır bir döngü içerisindedir. Son yapılan araştırmalarda güvensizlik en üst sırada yerini alırken, tükenmişlik de arkadaşı olarak eşlik ettiği uzmanlarca belirtilmektedir.

    İnsanın özgürleşmesini nasıl tanımlayabiliriz ki? Bireyselleşen insan, kişi özgür müdür?

    Özgürlük dışsal değil, içsel bir konudur diye yazsam ne derdiniz?

    Kişi özgür olmak istiyorsa başlangıç yeri kişinin içsel dünyasındaki bariyerlerdir. Dolayısıyla dışsal kovalamacadan ziyade derinlemesine içsel keşif ve engellerden arınma yolculuğuna odaklanmak önemlidir.

    Birçok isim ya da kavramlarla açıklanan metotlar kişiye karmaşık gibi görünür. Nedeni içeriye farkındalıkla bakmak gibi bir arzusu, çabası belki de hiç olmamış olduğundan olabilir mi? Depresyon ve süreci buna çok iyi bir örnek olabilir mi?

    Peki, bariyere nasıl yaklaşabiliriz? Süreci nasıl yönetebiliriz?

    Öncelikle şimdiki durum tespiti olumlu/olumsuz, iyi/kötü diye en’leri keşfetmek olabilir. Yaşam birçok alandan oluşan bir çemberdir. Çember şu anki durumunuzu görmekte iyi bir araç olabilir. Alanlarınızın, arasındaki bağda mevcut eksiklikleri görmenizde fayda sağlar. Kendinize ait daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Zamanı yönetir, içerisinde bulunduğunuz durumdan hızlıca, kolayca çıkmanızı olanak sağlayabilir. Bu, sadece bir kaçı…

    Kendinize, hayat amacınıza dair daha da keşfetmek isterseniz cevapları çözümleri ile bulacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Kendini bilme arzusu özgür olmak için en büyük fırsattır.

    Ne olmak, ne yapmak, neye sahip olmak sizi mutlu eder? Akıl defterinizde gerçekleşmeyi sabırsızlıkla bekleyen neler var? Bariyerleri keşfetmeden ve yüzleşmeden nasıl mümkün olabilir ki?

    Haydi o zaman…

    Şimdi, küçük bir adım atın. Olanın üzerindeki perdeleri ve engelleri kaldırmak ve hayatınızın tüm alanları ile doğru bağı keşfetmek için ayağa kalkın. Nitelikleri ile parlayan bir yaşama kim hayır der ki! Bir uzman desteği alın.

    Ve…

    Yaşamınızın nasıl değiştiğine tanıklık edin.

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Başarma Arzusu, Ama Nasıl?

    ”Hata ve tesadüf yoktur. Bütün olanlar bizim onlardan öğrenmemiz için yaşadığımız fırsatlardır.” – Elizabeth Kubler Ross

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Her hikayenin iki yönü vardır. Bunu öğrenmek gerçekten çaba gerektirir. Hatta büyük çaba sarf etmeyi gerektir.

    Ve…

    Kişi bunu, tek başına yapamaz.

    Başarıya gelmek de birçok başarısızlık diye nitelendirilen eylem, eylemsizlik, özellikler içerisinden, hislerin incelenmesi, aklın muhakeme gücünün vasıtası ve en önemlisi de nedene, amaca, büyük niyete olan inanç ile olabilir.

    Yazması kolay gibi görünse de, sahip olduklarınızı fark etmek için, her bir aşama, rutini olan bir çalışma gerektirir.

    Günümüzün en görünür sorunu ruh halidir. Çaresizce içeriden sessiz çığlık atan, dışarıdan şiddete dönüşen sonuçları birlikte, ekranlara kilitlenmiş bir halde izliyoruz. Tükenmişlik, yalnızlık ve diğer arkadaşları hep birlikte dünyayı sardığını görüyor, hissediyoruz.

    Belki de bataklığın içerisinde, umutsuz, çıkış yolunu unutmuş bir haldeyiz. Kıyısında olsak da izlerken içerisine çekildiğimiz hissi ile endişe, panik halde ”Suçlu kim?” diye soruyor, sorguluyor, cevabı dışarıda arıyoruz. Oysaki tüm cevaplar kişinin içerisindedir.

    Kim kendini kötü, olumsuz hissettiğinde bir şeyi yapma, harekete geçme, kendini o halden çıkarmayı hissedebilir, arzulayabilir ki?

    Her şeye rağmen…

    İşte tam o an kim, ne size destek oluyor? Mutlaka vardır. Ancak kişi beklenti, fantezi içerisindeyken nasıl görebilir, hissedebilir ki?

    Kim ya da kimler böyle bir durum yaşamadı ki?

    Şu an bir çok şey hafızada hareket halinde gözlerinizin önünden geçiyor bile olabilir!

    Durum ve sonuçlarının üzerinden geçen nice zamandan sonra, kişi gözlemlerse ya da benzer bir durum yaşayan birini görürse o zaman destek olma arzusu ile deneyimini, sonuçlarını ve başarısızlıktan başarıya dönüşen hikayesini anlatır ve anlatırken de başarma arzusunu nasıl edindiğini her seferinde görür. Kişinin hikayesi hem başkalarına hem de kendisi için başarma arzusu uyandıran gerçek bir tecrübeye dönüşür.

    Her güç almak istediğinizde zihninizde ilham aldıklarınız klasöründe neler var? Belki, bir an, bakmak isterseniz…

    Artık hazırdır; her düştüğünde ayağa kalkmasını sağlayacak, onu güçlendiren, bağlarını kurduğu, sevdikleri ve onu seven kişilerle ilişkilendiği, inandığı gerçek bir hikayesi vardır. Bilir.

    Ve…

    Emindir. Hissettiği, onu sevenleri vardır.

    Hayallerini gerçekleştirmek için tutunduğu, inandığı, güç aldıklarım diye tanımladıkları vardır.

    Nasıl?

    Arzuları, değerleri, nedeni, amacı, kimin/kimler için yapacağı, neye sahip olmak istediği hedefleri, nitelikleri, yetenekleri ve varın siz ekleyin…

    Alanınızda, evinizde ne olduğunu bilemezseniz, bilmezseniz çıkışı bulmak imkansız olabilir. Araçlarınızı, gücünüzü, eksikliklerinizi fark etmeniz önemlidir.

    Kişi kendini, kendi kendine göremez. Uzman bir destek almanız, sahip olmak istediklerinize ulaşmanızda sizi hızlandırır.

    Şu an fırsatları görme zamanı!

    Tam olarak ne eksik?

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Eksi-k-li-k

    ”Arzu, kalpten gelir.” – Bilgeler

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Eksiklik sizin için ne demek?

    Bazen…

    Tahammül sınırının üstü, en sessizliğin arandığı, en derinlere inerek sakinleşme, olanı anlamaya çalışılan zamandır. Belki de bir denge arayışıdır.

    Yaşam bütünleşme arzusu ile birçok eylem, eylemsizlik, özellikler ile doludur. Çünkü en büyük eksikliğimiz mutlu olmaktır. Durmaksızın ararız. Doğamızın, kendi doğasının esiri olduğundan habersiz bir haldeyizdir. Yani, sadece kendini seven bir doğamız var. Farkında değilizdir. Dışarıda olan şeylerin hissiyatı kendi algısındaki arzu, duygu, düşüncedir diyebilir miyiz? Diğer bir deyişle hesap yaptığımız, yargıladığımız yer düşüncededir diyebilir miyiz?

    Biz neyiz?

    Neyin arzusu içerisindesiniz?

    Yaşamımızda sizi mutlu edecek en şey nedir?

    Bunun farkında olamamak kişiyi daha da mutsuz ediyor. Yoruluyor.

    Dolayısıyla hep birlikte, tükenmişlik hissinin giderek daha da gözle görülür hale geldiğini görüyor, duyuyoruz.

    Peki, en eksiklik hissettiğiniz şeyi nasıl belirleyebilirsiniz?

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın

  • Başarıya Giden Yolda Süreci Nasıl Yönetiyorsunuz?

    ”Sadece kendi kalbine baktığında vizyonun berraklaşır. Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır.” – Carl Gustav Jung

    Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

    Son zamanlarda duyduğum ”Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.”

    Çoğumuzun kullandığı bir cümledir. Belki kafa içi diye tanımladığımız alan karışıktır. O an arzular, düşünceler, duygular, yargılar hepsi bir arada zıplarken histen histe gezinirsiniz. Böyle olunca da belki, onları nasıl kullanacağımızı bilemeyiz.

    Peki, neden bilemeyiz?

    Kişi bilme, sahip olma arzusu ile duyuları vasıtası ile her olanı içeriye alırsa içerisi nasıl olur?

    Yaşam denilen bilinmezlikler, birçok arzular, düşünceler ile dolu bir yer…

    Dikkatli ve keskin olmayı gerektirir.

    Başarı bir ödül, bir sonuçtur. Doğamızı keşfeder, yani eşsiz niteliklerimizi fark edersek, niteliklerimizi başarıya giden yolda değerlerimiz, amacımız, misyonumuz ile ilişkilendirebilirsek, analiz edebilirsek ve belki de süreç boyunca neden-sonuç ilişkisini canlı tutabilirsek olabilir mi?

    Ancak bir gerçek var ki kişi bunu kendi başına yapamaz. Başarılı insanlara bakarsanız, belki biraz da araştırırsanız başarının arkasında güçlü bağlarla amaca odaklanmış bir ekip, grup görebilirsiniz. Başarı fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal güçlendirme gerektirir.

    Ve…

    İçerisinde birçok eylem, eylemsizlik, özellik barındırır. Bu da sürecin içerisinde keşfedilir, şekillenir, biçim alır ve gerçekleşir.

    Ve… durmaksızın devam eder, gider. Bu da sürekliliği getirir.

    Ne olmak, ne yapmak, neye sahip olmak istiyorsunuz?

    Kişinin eksikliği netleştirmesi çok önemlidir. Bunu da keşfetmek için çalışma gerektirir ki, kalbinizin rahat ettiği bir uzman desteğine ihtiyacınız olacaktır.

    Hayat sizden ne istiyor?

    Arzu Aykın