İzler

”Hangi yaşta, nerede olduğumuzun ötesinde ortak perspektiften, yaşanılan her durumun bizlerde bıraktığı hislerden, yargısız bir alandan iletişim kurabiliriz.”

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Hep bir kalabalıklar içindeyizdir. Ama bir türlü bilemediğimiz, anlayamadığımız nasıl iletişim kuracağımızdır. İletişim iki tarafı olan ve karşılıklı bir şey olmasına rağmen, genellikle memnun olduğumuz, haz aldığımız anlar sayılıdır.

Beğenilme, sevilme arayışındaki tüm iletişim biçimlerinde anlayamadığımız nedir ki beklentileri nasıl tanımlar, nasıl ifade ederiz?

Ve… Sonucunda ne hissederiz?

”Yaşam” denilen birçok izlerden oluşur. Farkında olduğumuz ya da olamadığımız… Duygusal, zihinsel ve hatta ruhsal alanlarımızda biriken ya da ayrışan…

Kumu, kumda oynamayı, kuma şekil vermeyi, kuma dokunuşun verdiği hissi çoğunlukla severiz. Yaşam her seviyede canlı ve sürekli değişir. Kum ve kum gibi…

Kendi bakışınızda değişimi nasıl tanımlarsınız? Genellikle tanımlarımız belli sınırları olan duyularımız vasıtası ile belli sınırlar içindedir. Bunu biliriz. Bilmediğimiz bu sınırlara da eklenen, eklediğimiz tüm izlerin sonuçlarının toplamı olduğumuzdur. İzler yaşamımızda bizleri her iki yönlü etkiler. Genellikle izlere yaklaşımımız tek taraflıdır ki bu da parmak izi kadar belirgin anlamlarıyla biriktirilen hislerin sınırlarında, çoğu hayaller tamamlanamamış, fanteziye dönüşürken farkında bile olmadan ömürler biter. Her türlü ilişkilerde, kurulan bağlarda gizlenen duygularla anlatılmak istenen, ezberlenen bir film karesi gibi hikayelere dönüşür. Bazen sıkıcı, bazen umut kırıcı, bazen hayranlıkla anlatılan ve dinlenen hikayeler vasıtası ile her birimiz karşılıklı bağ kurmaya çalışırız. Bazen defalarca dinlemeye zorlasak da zorlansak da çoğu zaman düşünmeyiz… Kesilen, konu değiştiren sorular ya da konu dışı cümleler ile boğazda sıralanan cümlelerin ağızda ölüme terk edilişine sessizce tanıklık ederiz.

İlişkilerde neye ihtiyacımız olduğunun farkındalığından uzak, söyle ya da anlat gitsin yaklaşımı mıdır yoksa başka bir şey mi? Yoksa geçenlerde dile gelip duyduğum gibi ”Zaman dolduruyoruz.” halleri ile tüketiyor muyuz? Ne istiyoruz ve ne istemiyoruz? İzleri nasıl kullanıyoruz? Neredeyiz? Hayatın akışında nereye doğru, yönümüzü nasıl netleştireceğiz? Aynı bakış açısından değişime direnç gösterirken aramızda birbirimizin alanlarına saygı gösterip birbirimizi hissedemeyeceğimiz ve hissetmek istemediğimiz gerçeğini ne zaman, nasıl anlayacağız? Istırap*keyiften değil de daha üst bir seviyeden iletişimi nasıl mümkün hale getirebiliriz?

Gerçekten ilişkilerimizde neye sahip istiyoruz?

Bizler aslında, karşı tarafın zihninde kusursuz ve statik bir resim olarak kalmak istemiyoruz. Hayatın o canlı, kum gibi sürekli şekil değiştiren akışı içinde; maskelerimizden sıyrılmış, beklentilerin ve onaylanma arayışının yükünden arınmış bir görülme, duyulma ve fark edilme belki de hissediş alanına sahip olmak istiyoruz. Ne bir eksik ne bir fazla… Sadece parmak izlerimiz kadar benzersiz olan varlığımızın, bir başka varlık tarafından yargılanmadan, olduğu gibi kabul edilmesini arzuluyoruz.

Yönümüzü netleştirecek olan şey, dışarıdaki kalabalıkların bizi nasıl tanımladığı değil; kendi içsel alanımızda biriktirdiğimiz o izlerin ne kadar farkında olduğumuzdur. Üst seviyeden bir iletişim; iki kişinin birbirinin zamanını ve alanını tüketmesi değil, iki insanın kendi dünyalarından taşıp bir diğerinin varlığına nezaketle dokunabilme sanatıdır. İşte o zaman, boğazımızda sıralanan cümleler ölüme terk edilmez; aksine, yaşamın tam merkezinde, zamansız ve derin birer anlama dönüşebilir.

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DENGESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin