-
İlişkilerde Mesafe Koymak!
”Okunacak en büyük kitap insandır.” Rumi

Merhaba, nasılsınız?
Bazen sadece kendi çıkarlarını düşünen ve çıkarları için kullanmaya çalışan insanlardan çok varmış gibi görünür. İhtiyaçları herkesten önemli ve diğerleri bunu hemen karşılamalıdır. İhtiyaçları karşılanmadığında büyük bir öfkeye kapılabilirler ve çoğumuz durumu daha da kötüleştirmemek adına bu kişilere teslim oluruz.
Hepimizin böyle tanıdıkları vardır; ebeveynlerimiz, kardeşlerimiz veya çocuklarımız, eşlerimiz, sevgililerimiz, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, patronlarımız vb. Bu insanlar her yerdedirler ve onlarla ne kadar içli dışlıysak kendimizi o kadar berbat hissederiz. Mesela benim için çok tanıdık böyle insanlar. Hatta bu davranışların bende de olduğunu algılamak önceleri şaşırtıcı olmuştu; inkar ediyordum ama sonraları bu insani özelliklerin bana nasıl hizmet ettiğini sorguladığımda bakış açımın dönüşümüne tanıklık etmiştim.
Konumuza devam edecek olursak; Kendimizi berbat hissetmemiz ne yazık ki kültürel normlar tarafından rahatsız edici şekilde gayet normal görülen bir kişilik sorunudur. Günlük yaşamımızda kurduğumuz, artık eskisine nazaran daha kaba, düzeysiz ve cömertlikten uzak ilişkilerde bunu görebiliriz. Bunu kin, kaygılar ve insanı tüketen bir stresin her yere sindiği işyerlerimizde de hissederiz. Ancak bu durumun bizi en çok etkilediği yer, hayata bir zenginlik katıp, ona anlam veren dostlarımız, sevgililerimiz ve ailelerimiz ile kurduğumuz yakın ilişkilerdir. Doğası gereği bu hastalık, bizi, birbirimizden ve gerçeklikten soyutlayarak, ulaşmayı umduğumuz şeylerden ve olmak istediğimiz kişiden uzaklaştırır. Bu yüzyılda birçok sosyal sorunun kaynağıdır diyebilir miyiz, ne dersiniz?
Kendilerini büyük görürken, diğerlerine karşı hiçbir saygısı olmayan, kibirli, açgözlü ve çıkarcı insan davranışları, eylem, eylemsizlikleri her zaman olmuştur. Günümüz kültürüyle ilgili endişe verici olan şey, kişilik sorunlarının oldukça geniş bir çapta onay görüyor olmasıdır. Bu davranış özelliklerine sahip kişilerin duygusal ve ahlaki açıdan tam gelişmemiş olduklarını da gözlemleriz. Bunu basitçe algılayabiliriz.
Bu davranışın arkasındaki duygu nedir diye baktığımızda utanç karşımıza çıkar. Hangi yaşta veya konumda olursak olalım, utanç bizim için en katlanılması zor duygulardan biridir. Utanç, kendimize acımamıza yol açan ve asla iyileşmeyecek bir kişilik kusuruna sahip olduğumuzu hissetme duygusudur.
Peki, utançla ilk tanışmamız ne zamandır diye zamanda biraz gezindiğimizde annemiz veya ilk bağlandığımız kişi kimse, onunla deneyimleriz. Bize heyecan veren bir şeyi ona getirdiğimiz zaman bizimle aynı mutluluğu paylaşacağına, çattığı kaşlarıyla aşağı doğru bakar ve “Hayır!” der. Bu deneyim sosyalleşme ile birlikte tekrar edişine bağlı hayal kırıklığı ve kendini değersiz hissetmedir belki de. Çocuk yaşlardaki bu deneyimle beyin, ailenin yetersiz desteği ile birlikte utancın yarattığı güçlü duygularla başa çıkmasına yardımcı olacak yöntemleri geliştirmesine hayatı boyunca engel olabiliyor. Öyle ki utanç hissetmemek için yöntemler geliştirirler. Utanmazlık veya vicdansızlık şeklinde, inkar, mesafe koyma, suçlama veya öfkeden oluşan koruyucu bir bariyer olarak ortaya çıkabilir.
Bu davranışlara sahip insanların duygusal açıdan sığ olduğunu hisseder ve onları vurdumduymaz ya da mesafeli kişilermiş gibi düşünürüz. Ancak küçük bir olaya veya küçümsenmeye verdikleri tepkilerle bizi şaşırtırlar. Ne zaman ki utanç, kurdukları o bariyerlerin içine sızar, işte o zaman bu kişilerin gerçekte kim olduklarını görebiliriz: utanca karşı aşırı hassas kişiler. Bir an suratlarında beliren acı dolu ifadeyi genellikle öfke ve suçlamalar takip eder. Utancın kokusu sınırlarını delip geçtiği zaman, içleri
öç alma isteğiyle dolup taşar. Takıntılı bir hal alır. Onunla yüzleşememek, etkisiz hale getirememek veya sağlıklı bireylerin yaptığı gibi hayatına devam edememek, bu ve benzeri davranış, eylem, eylemsizlik sahip olduğu karakteristik davranış, tutum ve hallere sebebiyet verir.Burada şunu belirtmek isterim ki bunun dönüşümü mümkündür. Utançla özdeşleştirdiğimiz ne kadar eylem, eylemsizlik, özellik varsa bilinçli, farkında, güçlü sorularla sorgulayarak, samimi cevaplarla dönüşüm/ değişim mümkündür.
Hislerimizle, duygularımızla ne kadar irtibat halindeyiz? İstediğimiz gibi hareket edemediğimizde nasıl hissediyoruz? Fizyolojimizde neler oluyor?
Göremediğimiz ama gözümüzün önünde olan gerçekler neler? Peki, hislerimizle, sezgilerimizle Kendimizi bilmek adına nasıl geliştirebiliriz?
Her gün bir kaç doğru soruyla Kendini bilmek adına kendimizle yüzleşmek, hayat amacımızı başarmayı kesinleştirir. Bunu tüm ustalarla birlikte artık ben de söylüyorum. Daha derinlerdeki yıkıcı duygular ve ona verdiğimiz anlamlardan özgürleşmek ,bilincimizi özgürleştirir. Sonucunda da Hakikat Bilgisi ile hayat deneyiminin içerisinde irade ile yaşamak mümkündür. Huzur, denge, bol bereketle.
Yalnız değiliz, yalnız değilsiniz. Profesyonel olarak eğitilmiş bir kolaylaştırıcı, yardımcı olarak, yaşama karşı tutumunuzda ve davranışlarınızda önemli değişiklikler yaratmanıza yardımcı olmak için buradayım. Sonuç, yaşamınızda şükran, sevgi, kesinlik ve varlık anlarını nasıl yaşayacağınızı öğrenmeniz olacaktır.
Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın
”Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir ve her zaman oradadırlar.” S. Freud

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
Canlılık!
Günlük yazma konularıSağlığınızı ve zindeliğinizi korumak için hangi stratejileri kullanıyorsunuz?” Sağlıklı yaşamla ilgili önerilerimi tek bir sözcükle sınırlamam gerekseydi ”nefes” derdim.” Dr. Andrew Weil
Merhaba, nasılsınız?
Ben diyetisyen değilim. Ancak on oniki yaşlarında sağlıklı nasıl beslenirim diye dikkatle çevremi izlerdim. Araştırmayı, okumayı severdim ve hala da tutkuyla devam ederim. Yeni bir şeyler denemeyi, yeni karışımlar yapardım sonu hüsranla bitse de denemekten hala hiç vazgeçmedim.
Özel günlerde ki bayram zamanları köye giderdik. Kaynağından nasıl yapıldığını, sürecini izlerdim. Toprakla buluşurdum sabah ezanından önce. Ürünlerin daha sıcak vurmadan, gece sabaha dönerken toplanmasına tanıklık ederdim. Hatta küçücük çocuk ellerimle ben de toplardım.
Strateji bir uzun vadeli gelişen canlı, diri, sürecin içerisinde kişiyi de geliştirir. Farkında olsak, olmasak her birimizin bir stratejisi vardır. Değişik kavramlarla karşımıza çıkar.
İlk nefes diyeceğim. Dünyanın tarihinde bir çok literatürde karşımıza çıkan; nefesin insana dair tüm boyutlarıyla ilgili bütünsel bilgiyi barındırdığına inanılmıştır. Tao inancına göre sonsuz gençliğin sırrı, nefesi 120 kalp atışı boyunca tutmak ve bunu giderek bin kalp atışı süresine çıkarmakmış.
Rumi der ki ” Şu içinde bulunduğun tek anlık ömrünü fırsat bil ve onunla ilgilen. Ne geçmişe üzül ne de gelecekten kork.”
Nefes Sanskrit dilinde ”atman”, İbranicede ”ruah”, Latincede ”spiritus” ruh anlamına gelmektedir. Göktükçede ve Uygurcada ”tin” aynı zamanda nefes anlamına gelmektedir. Sağlık, mutluluk, esenlik, dinginlik ve güç nefesimizle kabımızın genişlemesidir. Yani dünyayı, dışarıyı, diğerlerini değiştirme isteğini bırakıp olduğu gibi kabul etmek; yargılamadan, tam ve bütün olanı olduğu gibi kabul etme olgunluğuna erişmektir. Erdemli yaşamaktır. ”Sıratel müstakim” ‘dir; yıkıcı ve aşırılıklardan uzak, dengeli ve orta yol anlamına gelmektedir. Almak/vermek dengesidir. Adalettir. Sonsuz huzurdur nefes.
Disfonksiyonel nefes alışkanlıkları bilinçli/bilinçsiz oluşabilir. Ancak bilinçsiz şekilde tetiklenen bu alışkanlık fizyolojimiz tarafından öğrenilmektedir. Fizyolojimizce öğrenilmiş bu nefes alışkanlıklarından doğal nefese dönüşüm mümkündür. Uyanık, sevgi dolu, huzurlu, anlayışlı olma haline gelmek mümkündür.
İlk nefes dedim. Sonra da zihin, bilinç diyorum…
Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın
”Bilgi tek başına güçtür.” Francis Bacon

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
Şimdiden…
Merhaba, nasılsınız?
”Gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yapmaktan vazgeçmeyin. Sevgi ve ilham olduğu zaman, hata yapmazsınız.” Ella Fitzgerald
Şimdiden planlamak! Kaçımız yapabiliyor? Kaçımız planlarına sadık kalabiliyor?
Her insanın bir yüksek amacı vardır ve bu amaç hayatı boyunca gerçekleştirmek istediği en üst seviyedir. Bu amaca yürürken yolda yaptıklarımız, gerçekleştirdiklerimiz, gerçekleştireceklerimiz için bir strateji ve aksiyon planı gerektirir. Haftalık, aylık, üç aylık, altı aylık, bir senelik, üç-beş yıllık ve yıllarla devam eden eylem planları. Çoğumuz planlar yaparız inandığımız değerler ve hayat amacımızı başarmak, içimizdeki kahramanı görünür kılmak, dünyaya miras bırakmak ya da daha daha büyük bir amaca dair. Ruhsal bir gerçeklikteyiz farkında olsak da olmasak da.
Şimdiden; süreç içerisinde bir kaç soruya ne dersiniz?
Gerçekçi hedefleriniz neler? Nelere sahip olmak istiyorsunuz? Peki, sahip olduğunuzda hayalinizdeki tatil nasıl olurdu? Nasıl yerlere tatile gidiyorsunuz? Değerlerinize, size nasıl katkısı olurdu? Hedefleriniz önündeki engeller neler? Hedefinize hangi noktada ulaşamıyorsunuz?
”Para sadece faydalı bir araçtır. İyi ya da kötü, şeytani veya meleksi değildir.” Jim Stovall

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
”Bir” Değişim
Merhaba, nasılsınız?
” İnsanların doğası birbirine benzer, onları ayıran ise alışkanlıklarıdır.” Konfüçyüs
Çoğu zaman farkında olamadığımız bir gerçek vardır. Her soru, içerisinde cevabı da barındırır. Dikkat sahibi, düşünebilen, ayırt etme, muhakeme gücünün farkında olabilen her insan Gerçek’in Tek bilinciyle ileriye doğru, genişleyen bir ivme ile hareket ettiğini bilir. İçsel bilişe teslim, objektif bakışla.
Yıkıcı davranışları bırakmak, hedeflerimize uygun hareket etmenin mümkün olduğunu hepimiz biliriz. Buradaki sorun gibi algılanan; dikkatle yaklaşılmadığında sorun haline gelen irade yoksunluğudur. İdeallerimizle çatışan alışkanlıklarımızı tespit etmek başarıyı gerçek kılar. İrade gücü herkeste olan bir güçtür. İradeye bedenindeki her hangi bir kasla çalışır gibi yaklaşmak uzun vadede başarıyı getirecektir. Öz disiplinle ve zihnin fonksiyonlarıyla, bilinçli farkındalıklı yaklaşımla mümkündür.
Kadim bilgiler bize ”Gerçek Mutluluk”un içimizden geldiğini söyler. Bu görüşün faydalı olabilmesi ancak akılcı yöntemlerle birlikte benimsenmesi, içselleştirmesi ile mümkündür. Nefes, meditasyon ve güçlü metotlar en güvenilir araçlardandır. Hayatta hiç bir şey bizim değildir. Tek sahip olduğumuz varlığımız nefesimizdir.
Tek bir cümleyle tekrar yazacak olursam; yıkıcı davranışları ve arkasındaki örüntüleri yeniden programlayıp yapıcı davranışlara dönüştürmek, kişinin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ister kendimiz, ister bir uzman desteği ile mümkündür.
En baştaki sorunun cevabına gelirsem zihin/ bilinç derim.
Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın
”Üstün insan ne arıyorsa kendinde arar, sıradan insan ise hep başkalarında.” Konfüçyüs

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
Dinlemek!
Merhaba, nasılsınız?
Dinleme, bir sese veya harekete dikkat vermektir. Dinleme eylemi, karmaşık duygusal, bilişsel ve davranışsal süreçleri içerir. Sözlükteki anlamından yola çıkarak diyebiliriz ki zihnin fonksiyonlarının aktif etkin birbiri içerisindeki süreçlerini içerir.
Beş duyu ile her birinin ayrı ve her birinin birlikte bilginin dikkat ve odaklı işlenmesi sonucu kaliteli işler, hizmetler, başarılı şeyler ortaya çıkarmak hepimiz için önemlidir. Beş duyunun yanında her an ihtiyaç hissettikçe başucumuzda kullandığımız sezgisel hislerimizi de hatırlatmak isterim.
Üç dinleme seviyesi vardır; İçsel dinleme, Odaklanmış dinleme, Genel dinleme.
Hayatınıza baktığınızda çoğunlukla hangi seviyede dinlemeye odaklısınız? Neden? Bu size nasıl hissettiriyor?
Peki, dinlerken düşünce örüntülerini algılayabilirsiniz dersem ne derdiniz? Nasıl mı? Çalışılmış bir zihinle mümkündür.
Gönlümüzce niyetlerimizin gerçekleştiği bir hafta olması niyetiyle… Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın
” Tüm hayatınız, kafanızın içindeki yazılımda cereyan ediyorken, onu optimize etmeyi takıntı yapmayacak da ne yapacaksınız?… Ama gel gör ki çoğumuz, kendi yazılımımızı takıntı yapmak bir yana onu anlamıyor, nasıl çalıştığını ve neden öyle çalıştığını bilmiyoruz bile.” Tim Urban

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
Rahatlamak!
Merhaba nasılsınız?
Rahatlamanın sözlük anlamı; üzüntü, sıkıntı, kaygı, tedirginlik, rahatsızlık veren bir durumun ortadan kalkmasıyla ya da azalmasıyla erince kavuşmak olarak açıklanmaktadır.
Rahatlamak belki derin bir kaç nefes almak, belki fresh kokular, belki ormanda yol boyunca koşmak, saatlerce öylece yatmak, belki de kendimizden özel tanımladığımız yiyecekler/içecekler tüketmek. Rahatlamak adına bedene alınan besinler ya dopamin ya da serotonin açlığı/ihtiyacıyla açıklanan bilimsel bir gerçektir. Dönüp dolaşıp yine geliyoruz bilinç konusuna, duygu düşünce salınımlarına. Termodinamik yasaları ortaokul yıllarından beri duyduklarımız arasındadır. Ancak hayatlarımıza entegre etmemek bizi sürekli bir salınım içerisinde tutar. Hatta kısır döngü. Öyle ki hep bir rahatlama arayışında oluruz. Gerçek; zihin/beden otonom sinir sistemindedir.
Duygu yükü denilen tutunduğumuz, takıldığımız düşünceler ve o düşüncelere verdiğimiz anlam, ilişkilendirmelerdir. Enerjinin eşitliği ilkesi nedir? Besin dediğimiz nedir? Yoga beş prana der, bilim anatomi der, din ahiret der. Kendini bilmeye dair değerlerimizden baktığımızda algıladıklarımız bize ne der hep birlikte düşünelim.
Beynimizin kimyasal bir sistemi vardır. Doğru kimyasal seviyelerle iyi ve kalıcı bir denge kurarak mutlu olmamızı ve fonksiyonlarımızı yerine getirecek şekilde tasarlanmıştır. Kısaca diyebilirim ki Kendi ritmimizi bilmek doğadan her an gözlemlediğimiz, doğal bildiğimiz gerçekle dengede yaşamak mümkün. Rahatlamaya verdiğimiz anlamdan özgürleşerek mümkün. Öz farkındalığa sahip olduğumuzu hatırlayarak mümkün. Bu da çalışılmış bir zihinle mümkündür.
Nefes bize en büyük yol göstericidir. Nefes bütünsel sağlığa giden bütün kapıları açabilen anahtardır.
Bilinçli, dengede, yeterli bir bakış açısı sağlayan nefes ile eşit yaklaşımla özgür olarak her an uyanık, rahat huzurla, sağlıkla bir hayat mümkün.
İyi pazarlar. Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın
”Mutlu olmak isteyen biri öz denetimi muhakkak istemeli ve uygulamalıdır.” Platon

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
İçimdeki Çocukla
Günlük yazma konularıEn sevdiğiniz oyun hangisidir (iskambil, tahta, video vb.)? Neden?Merhaba, nasılsınız?
Oyun; dış dünyayı keşif aracıdır. Oyunun tadını hatırlar mısınız? Peki, şu an aynı tatla mı yaşıyoruz?
Hayallerimizle kurduğumuz oyunlar!
Doğal ve aktif şekilde öğrenmeyi sağlayan oyunlar ile fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal gelişmemizi etkin bir biçimde deneyimleriz. Taklit becerilerimiz gelişir, eğleniriz.
Evren büyük bir oyun bahçesidir.
Çocukluğumuzdan beri oynadığımız oyunlara bir bakalım; ister oyun parkları, okul bahçesi, ister bilgisayar oyunları. İster tek başımıza, ister arkadaşlarımızla, ister aile büyüklerimizle oynadığımız oyunlar. Kendimizi bilmek, bu ana farkındalık katmak, farkındalıkla ilerlemek adına bir kaç soru ile eğlenerek, zamanda yolculuk yaparak! Değişimin kaçınılmaz olduğu bu evrende bizler yaş aldıkça oyunlar hangi formlara girdi? Hayat amacımıza, başarılarımıza nasıl hizmet etti ya da ediyor? Sizlere ipucu da vereceğim oyunun faydalarını yazarak.
İçimizdeki çocuğa da bir bakışla gözlemleyerek var mısınız? Haydi o zaman hep birlikte düşünelim. Tam da gezegenlerin bizleri desteklediği bu özel günlerde…
Oyun aracılığı ile neler öğreniriz?
- Güven inşa ederiz.
- Öğrenir, öğretiriz.
- Kabul edilebilir davranışlar geliştirir, yapıcı, çözüm odaklı eylemlerde bulunuruz.
- Duyguları kabul etmeyi öğrenir, Hoşgörü ve anlayışımız gelişir.
- Duyguları düzenlemeyi öğreniriz.
- Olumsuz duygularıyla baş etmeyi öğrenir, stres yönetiminde ustalaşırız.
- Yaratıcı düşünmeyi keşfeder, yönetim beceri ve yeteneklerimiz daha da gelişir.
- Sorun çözmeyi öğreniriz.
- Açık iletişim kurma becerilerimiz gelişir.
- Benlik saygımız artar…
Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
En Güçlü Duygulardan Biri; Öfke
”Öfkenin en güçlü ilacı ertelemektir. Öfkeden size en başta bunu bahşetmesini dileyin. Fakat bu, size yapılan saldırıyı bağışlamak için değil, onunla ilgili doğru bir yargıya varabilmek içindir. Öfke ancak ertelenirse dinebilir ama onu tek seferde bastırmaya kalkışmayın, zira dürtüleri çok şiddetlidir. Doğrusu, parçalarını tek tek yolarak bütünü ortadan kaldırmaktır.” Seneca, Öfke üzerine

Merhaba, nasılsınız?
Hepimizin öfkemizle nasıl başa çıkacağımızı öğrenmemiz önemlidir. Burada kendimle ilgili olarak paylaşmak isterim ki öfke bende çok güçlü bir duygu idi. Yıllarca öfkeyi ”sahiplenerek” ve ”kontrol etme” adı altında bastırdığım öfkenin zararlarını çoğunuzun bildiğinden eminim. Bir süredir üzerinde çalıştığım öfkenin sonuçlarından geriye doğru bakmak bana çok şey kazandırdığını söyleyebilirim.
İnsanın, çok yönlülüğü ve değişim kapasitesi iki temel karakteristik özelliğidir.
Konuya başlarken öfkenin biyokimyasal yönüne bakmak önemlidir. Nasıl yediğimiz, nasıl içtiğimize, nasıl tükettiğimize, bedenimize nasıl davrandığımıza günlük yaşantımıza bir bakışla bakmak önemlidir.
Öfke, hayal kırıklığı, umutsuzluk duygularının bedenimizle ve yediğimiz yiyeceklerle ilgili olduğu bir çok araştırmalarla kanıtlandığı bilinmektedir. Hemen bir soru soracağım sizlere; yeme ve tüketme üzerine bir stratejimiz var mı? Tabi ki sadece yediğimiz yiyeceklerle değil, aynı zamanda duyu organlarıyla, bilincimizle de tükettiklerimizle besleniyoruz. Peki, ne kadar dikkatliyiz? Mesela, haberler, izlediğimiz, okuduğumuz, dinlediğimiz, tartıştığımız… Her ne varsa…
Aşırı yeme alışkanlığı öfkenin çıkmasına katkıda bulunabilir. Bunun yanında nasıl yediğimiz de önemlidir.
Öfkeli olduğumuzda nasıl görünürüz? Hiç öfkelendiğinizde kendinize baktınız mı? Bedendeki kasılmaların farkında olduğunuz bir anınız var mı? Kendinizde olmasa bile ilk hatırladığınız deneyiminizde karşınızdaki kişide bunları görmüş olabilirsiniz. Korkmuş olabilirsiniz gergin insanlardan. Ben kendi adıma diyebilirim babam gergin bir insandı ve ondan korkardım. Öyle ki altıma bile yaptığımı hatırlarım. Altını ıslatmak parasempatik bir sinir sistemi davranışıdır.
Peki, öfkenin gerçek doğası nedir?
Öfkelendiğimizde öfkenin kaynağını yaratan şeyin dışarıdaki herhangi bir şey olduğu yanılgısına düşeriz. Tüm acı, keder, ıstırap için dışarıdaki kişileri suçlarız. Peki, daha derine bakarsak, derine bakmaya cesaret gösterirsek öfkeyle ilişkilendirdiğimiz eylem, eylemsizlik, özellikler neler diye sorsam? Yani ne tür insani davranışlara öfkeleniyoruz? Aynı ya da benzer şeyler bizi öfkelendiriyor olabilir. Suç, ceza, utanç, ödül gibi kavramlar içi ifade bulmamış, konuşulmamış, bastırılmış, itilmiş, susturulmuş duygularla doldurulmuş olabilir. Jill Bolte Taylor, yaşadığımız her duygunun bedende kalma süresi doksan saniye diyerek bunu ”Doksan Saniye” kuralı olarak açıklıyor.
Öfke bir işarettir, hem de önemli bir işaret. Öfkemiz incindiğimizi,
haklarımızın ihlal edildiğini, gereksinimlerimizin ya da isteklerimizin doğru şekilde karşılanmadığını ya da sadece, işlerin yolunda gitmediğini gösteren bir olgu olabilir. Öfkemiz, yaşamımızdaki önemli bir duygusal sorunu ihmal ettiğimizi ya da ilişkimizde kendimizden çok şey feda ettiğimizi gösterebilir. Öfkemiz, başa çıkabileceğimizden çok daha fazlasını yaptığımızı ya da verdiğimizi gösteren bir işaret olabilir. Ya da öfkemiz başkalarının bizim için, kendi gelişimimiz ya da yeterliliğimiz pahasına çok fazla şey yaptıklarına dair bir uyarı olabilir. Öfkemiz bizi, başkalarının hakkımızdaki tanımlama şekline “hayır” ve kendi benliğimizin isteklerine “evet” demeye yönlendirebilir. Burada öfkeye iki yönlü yaklaşım önemlidir.Öfkeye yine bir bakışla bakacak olursak diyebiliriz ki; öfke, hissettiğimiz bir şeydir. Yine de, öfke konusunda kendimize sormamız gereken bazı sorular var: “Aslında neye öfkeliyim?” “Sorun ne ve kimin sorunu?” “Kimin, neden sorumlu olduğunu nasıl ayırt edebilirim?” “Öfkemi, kendimi güçsüz ve çaresiz hissetmeme yol açmadan nasıl ifade edebilirim?” “Öfkelendiğimde durumumu, savunmaya ya da saldırıya geçmeden ifade etmeyi nasıl öğrenebilirim?” “Daha dolaysız ve kararlı olursam ne gibi
risk ve kayıplarla karşılaşırım?” “Öfkelenmek bana yaramıyorsa, başka ne yapabilirim?” Bu sorulara Kendimizde cevaplar aramak önemlidir. Buradaki amaç öfkenin kaynaklarını ortaya çıkarmak ve bilincimizde, dönüşümü gerçekleştirmek, farklı bir eylem benimseyerek yapıcı davranışlar geliştirmektir.Şunu iyice kavramak önemlidir; öfke bizden başka kimseye acı vermediğini anladığımızda öfke diner. Yine geldik mi acı/haz denklemine. İstiyorum/istemiyorum, hoşlandım/hoşlanmadım diyerek yaptığımız/yapmadığımız/sevdiğimiz/tiksindiğimiz tüm şeylere bakmak önemlidir. Eş yaklaşımla, şefkatle öfkeyi dönüştürebiliriz. Kendimizle, zihnimizde biriktirdiklerimizle ilgilenerek. Belki de bırakılmayı bekleyen şeyler vardır. Öfkeyi şefkatle dönüştürmek; yapıcı eylemlerde bulunmak bilincimizde devrim niteliğindedir. Nefes burada çok önemli yapıcı bir araçtır. Meditasyon da nefes kadar önemlidir.
Duygu alışkanlıklarımızın farkında mıyız? Düşünce alışkanlıklarımızın farkında mıyız? Kendimize doğru sorular sorup, derin düşünebilme cesareti gösterebiliyor muyuz? Kendimize bakmak, kendimizi bilmek önemlidir. Gerçeği algılamak ancak durum ya da olaylara daha yüksek bir noktadan bakışla mümkündür. Evrensel yasaları idrak ederek belki, doğanın dengesini kavrayarak belki, dengenin ötesini merak ederek belki de.
Burada, yaşadığımız gezegende bizlere iç huzur ile dünya barışına yaklaşımı ile rehberlik eden Thich Nhat Hanh’ ı sevgi ve saygıyla anıyorum.
”Öfke bizi benliğimiz hakkında daha çok, diğerleri hakkındaysa daha az uzman olmaya yönelttiğinde, bir değişim aracı haline gelir.” Harriet Lernet
Nasıl sorusunun cevaplarını bilmiyor olabiliriz ama işinde uzman koç/mentör desteği alarak yol alabiliriz.
Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın
”Duygular kötü değildir. Duygularımızın kökeninde verimli şekilde kullanılabilecek ana enerjiler yatar. Evet, gerçekten de böyledir… Aydınlanma enerjisi aslında günlük tutku ve duygularımızı ortaya çıkaran doğal kaynaklardan doğar.” Dr. James H. Austin

https://arzuaykin.blog/oz/atolyeler/cok-yakinda/
Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
-
Sevdiğin Şeyleri ya da Yaptığın Şeyleri Sevdiğinde
Günlük yazma konularıHangi aktiviteler yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz?Merhaba, nasılsınız?
”Sevdiğiniz bir işi seçin, böylelikle hayatınızda bir gün bile olsun çalışmak zorunda kalmamış olursunuz.” Konfüçyüs
Sevdiğiniz şeyleri ya da yaptığınız şeyleri sevmenin diğer adı değerlerine göre yaşamaktır. Kendi değerlerimizi belirlemek; kendimizi tanımanın, kendimizi sevmenin ve hayatımızın amacını gerçekleştirmenin ilk adımıdır.
Gerekli olduğunu düşündüğün ”Yapmalıyım, zorundayım” diye koşullanmalarınız var mı? Diğerlerinin değerlerine göre mi yaşıyorsunuz? Eğer cevap evet ise öfke, suçlama, eleştiri ve umutsuzluk yaşayabilme ihtimaliniz yüksektir. O zaman Kendine meydan okuyup, alışılmış alışkanlıklarınızdan sıyrılıp, Kendini bilmeye hazırsanız neleri sevdiğinizi keşfetmenin zamanı.
Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın
”Bilmemek Hakiki bilgidir.
Bildiğini zannetmek bir hastalıktır.
Önce hasta olduğunu fark et ki,
Sağlığa doğru yürüyebilesin.” Lao Tzu

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
https://www.instagram.com/arzuaykinofficihttps://www.instagram.com/arzuaykinofficial/al/
-
Zihindeki Sesler
Zihnimde sürekli, aynı replikle dönen ses kalıpları. Çözümünü buldum. Nedenini idrak ettiğimde sesler puf yok oluyor…Nasıl mı? Uzmanlığını aldığım güçlü bir metotla bilincimde devrim yapıyorum! Takipte kalın.
Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
