”Yaşayacağımız en güzel şey, gizemli olandır.” – Albert Einstein

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Zihinsel Sıkışmışlıktan Eylem Planına
Her günün bir diğerinin tekrarına dönüştüğü hissi ile, benzer koşulların içinde sıkışıp kaldığımız dönemlerde zaman algımız bulanıklaşır. Bu monotonluk; zihinsel ve duygusal düzlemde olumsuz düşünceler üretirken, zamanla fiziksel olarak bedenimize de yansır. Oysa zihnimizin, duygularımızın ve fiziksel bedenimizin tek bir “Ben” oluşturduğunun farkındalığından çoğu zaman uzağızdır.
Yaşamımızı tatlandırma arzusuyla, bazen heyecan verici birkaç eğitime ya da yeni arayışlara yükselen duygularla sarılırız. Ancak bu çaba, tıpkı kontrolsüzce koşan birinin nefessiz kalması gibidir; bir noktada tıkandığımızı hissederiz. Atmak istediğimiz adımları atamadıkça, kendimizi daha derin bir ıstırap tanımının içinde buluruz. Hatta kimi zaman o ıstırabın içine hapsolmuşuz ve çıkış imkânsızmış gibi gelir; “Zorlanıyorum…”, “Yoruldum…” ve benzeri cümlelerin gölgesinde sürüklenip dururuz.
Yine de bizi bu döngüden çıkaracak en büyük güç; kendi doğamızı aramaya, araştırmaya, incelemeye, sorgulamaya ve analiz etmeye iten o içsel gelişim arzumuzdur. En büyük itici gücümüz her birimizde eşsiz ve farklı olsa da ruh halimizi yönetme ve içsel huzuru/mutluluğu yakalama arzumuz özde aynı olabilir mi?
Öğrenim için evden ilk ayrılışınızı hatırlayın: Benzer koşullardaki insanlarla paylaştığınız kampüsleri, yurtları, öğrenci evlerini… Her eve dönüşünüzde, ailenizle olan ilişkileriniz üzerinden kendi sınırlarınızı ve alanınızı yeniden nasıl inşa ettiğinizi, nasıl güçlendiğinizi hatırlayın. Tüm yaşam alanlarımızda eksikliğini hissettiğimiz şeylerin peşinden koşarken, kurduğumuz hayaller uğruna neleri geride bıraktığımızın, nelerden vazgeçtiğimizin hesabını hep yapmışızdır. Bazen bilinçli olarak, bazen de farkında olmadan…
En riskli olanı da budur belki: Kendini bütünüyle otomatize olmuş, bilinçsiz bir akışa bırakmak.
Zihnimizde varsaydığımız “akışta olmak” ile gerçekteki “bilinçsiz sürükleniş” arasındaki farkı kavradığımızda; mevcut yaşam stratejimizi yeniden yapılandırmak için özgün bir çaba göstermemiz gerektiğini anlarız. İşte bu farkındalık, yaşamımızda gerçek ve kalıcı bir dönüşümün kıvılcımını tekrar canlandırır.
Peki; yaşadığımız tüm deneyimlerle, bulunduğumuz mevcut koşulların içinde beş duyunun ötesine geçerek… Arzularımıza net bir amaç ve akıl ekleyip süzebileceğimiz, geleceğimizi adım adım inşa edebileceğimiz bir “üst bilinç” düzeyi nasıl olurdu?
“Vizyonum…” diye başlayan o cümleyi tamamlasaydınız, nasıl bir gelecek tanımlardınız?
Böyle bir farkındalık penceresinden baksaydınız, yaşam alanlarınızdan hangisini ilk öncelik olarak belirlerdiniz?
Misyonunuz ve amacınızla şekillenen, sarsılmaz bir inançla perçinlenen bu vizyonu en çok besleyen özgün nitelikleriniz neler olurdu?
En çok yücelttiğiniz değerlerinizle özlemini duyduğunuz o yüksek hedefe doğru adımlarken; sizi yetersiz veya güçsüz hissettiren hangi eylemleri, eylemsizlikleri ya da kök kalıpları fark ediyorsunuz?
Şimdi, bu fark ettiklerinizin ışığında:
Aksiyon planınızı ve ilk somut eylem adımlarınızı nasıl tanımlarsınız?
Bu dönüşüm yolunda kimlerden, hangi içsel kaynaklardan veya profesyonel alanlardan destek alırsınız?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?