Yaralı Olmanın Getirdikleri

”Hayatınızda zaten sahip olduğunuz iyi şeyleri kabul etmek, tüm bereketin temelidir.”

– Eckhart Tolle

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Yaralıyızdır. Az ya da çok, hepimiz herhangi bir durumdan ya da koşuldan yaralıyızdır.

Anlaşılmak isterken, aynı zamanda anlaşılmaktan kaçınırız. Böyle anlarda görünmez bir zırhın arkasına sığınmamızın kaçınılmaz sonuçları yok mudur? İletişim kurmak, karşımızdakinin uzanan kollarındaki sevgiyi—ki her birimizin sevgi tanımı farklıdır—hissetmeye gönüllü ve özlem doluyken, tam tersi eylemlerde bulunduğumuzu söyleyemez miyiz? Kelimelerin işimizi kolaylaştıracağını sanırken, kendimizi daha da çıkmaz yollarda bulabiliriz. Zihnimizi sürekli meşgul eden haller, yükselip alçalan zihin sesleri ve o karmaşanın içinde kayboluşlarımız az sayılmaz.

Yaralı olmaktan ne anladığımıza ve bu yaralardan ne edindiğimize bağlı olarak hayata karşı bir duruş geliştiririz. Bu duruş, yaşamımıza ve ona dahil olan her şeye karşı seviye seviye davranışlarımıza yansır. Genellikle bu eylemler bilinçsizce gerçekleşir; ta ki hayat amacımızı sorgulamaya başlayana kadar…

Yaralıyızdır ve iyileşmek isteriz. Ancak iyileşmekten ne anladığımız da en az yaranın kendisi kadar önemlidir. Bunu, doğanın eşsiz varlığımıza sunduğu lütuflarla ve bizzat tecrübe ederek öğreniriz. Yaralı olmanın bizden götürdüklerine odaklanan ve nesilden nesile aktarılan tüm bu eylemlerin bütünlüğü içinde, çevremizle birlikte şekilleniriz.

Arzular, düşünceler, inançlar ve hatta eylemlerimizin ardındaki niyetlerle, zaman zaman bitmek tükenmek bilmeyen bir koşuşturmacanın içinde sürükleniyormuş gibi hissederiz. Bu his, içsel dünyamızdaki yaralara temas eder.

En iyi ilaç ya da şifa her birimiz için farklı olsa da, hareketli bir su kenarında bulunmak çoğumuz üzerinde olumlu bir etki bırakır. Bu adım bazen sadece bir bardak su içmek bile olabilir. İçinde bulunduğumuz durumun sisli hali bizi halden hale soksa da, nedensellikte uzaklaşıp sakin bir zihinle en doğru adımı atmaya çalışırız.

Peki, yaralarımız zamanla bariyerlerimize dönüşüyor olabilir mi?

Düşüncelerimizin, yaraların bizden götürdüklerine odaklandığının farkında olmayabiliriz. Ancak endişe, korku ve benzeri duygularla kendimizi ifade ederken, arkadaki inançlarımızın ne kadar farkındayız? O an için bunun farkına varmanın mümkün olmadığını söyleyebilir miyiz?

Yara olarak anlamlandırdığımız birden fazla deneyimin birikimiyle kendimize ait bir öz bilgi edinir ve bir yaşam stratejisi geliştiririz. Araştırdığımız, gözlemlediğimiz ve sorguladığımız her durumun birikimi, bizi belirli bir duygusal ve zihinsel olgunluğa taşır. Beş duyunun “Ben” için sunduğu o muhteşem alıcılıkta, gizlice yürüttüğümüz nedensellik araştırmasının niteliksel bir kazanıma dönüştüğünü söyleyebilir miyiz?

Peki, bu nitelikten bahsederken referans olarak neyi alıyor olabiliriz?

Zihin bir ekran… Zihin beden bütünlüğünde, öğrenilen araçlarla duygusal ve zihinsel dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Bu araçların sürekliliğini sağlamakta zorlansak da, geldiğimiz bu noktada hâlâ neyin eksikliğini hissediyor olabiliriz?

Dengeyi hem yaşam alanlarımızda hem de hayatın tüm katmanlarında kurabilseydik, yaşamımızda neler değişirdi?

Gerçekten, hayat sizden ne istiyor?

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

Ay-kır-ı ... sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin