
Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Zihnin labirentinden bedenin sessiz çığlığına bir kapı araladığımızda;
“Yeri nasıl tanımlıyoruz?” Farkında olsak da olmasak da, gerçekleşmemiş arzularımız içsel dünyamızda tanımlayamadığımız hisler uyandırır. Sınırları belirsiz bu hisler, adına “ruh hali” dediğimiz o değişken bütünlükte, bizi içsel bir huzursuzluğa ve halden hale geçişlere sürükler. Bu ne iyidir, ne de kötüdür.
Zihinden bedene sinsice sızan kısır döngü nedir?
Kendimizi; şikayetlerin, bahanelerin ve anlık arzuların esaretinde buluruz. Ne zaman başladığından bile haberdar olmadığımız ağrılar ve acılarla kıvranırken, bu durumu bazen kendimize bazen de başkalarına anlatmaya çabalarız. Ancak çoğu zaman anlayamadığımız, anlaşılamadığımız gerçeğiyle yüzleşiriz.
Duygusal ve zihinsel dünyamızda sürekli tetiklenen bu hisler, zamanla fiziksel dünyamıza sızarak bedenimizde birer hastalık olarak deneyimlenmeye başlar. Alarm veren sistemimiz içerisinde çaresizce çare ararken; o an neye, hangi fantezi beklentiye tutunduğumuzun algısından bile yoksunuzdur.
Doğanın kusursuz düzeninin farkındalığına sahip miyiz?
Bizler fark edemesek de yaşam döngüsü ve doğa kanunları mükemmel bir uyumla işler. Beş duyumuz vasıtasıyla içsel dünyamızda biriktirdiklerimiz, umutsuzca tutunduklarımız, bırakmaktan çekindiklerimiz ve korkularımız adeta bizi geriye çeken görünmez bağlara ya da çözülmez birer kör düğümlere dönüşür. Duyularımızın gelişim yasası gereği karşımıza çıkan “yeni” diye nitelendirdiğimiz ne tür bilgi varsa almaya ne kadar çaba sarf edersek edelim, bir türlü başaramayız. Çünkü içsel dünyamızda kanıksadığımız o tanıdık ıstıraba yenik düşer ve kendimizi yine birkaç bildik eylem dizisinde kaybolmayı seçerken buluruz.
Kendimize cesurca sorular sorabiliyor muyuz?
Tam da bu noktada, kendimizi dürüstçe sorgulamanın vakti gelmiştir: Birlikte düşünelim; araştıralım.
- Ne istediğimizi gerçekten ne kadar biliyoruz?
- İstediklerimizi tanımlarken referans aldığımız kaynak tam olarak neresidir?
- Aksiyon adımlarımızı planlarken; alışıldık eylemlerimizi, eylemsizliklerimizi ve kişisel özelliklerimizi hangi amaçla ve hangi niyetle kullanıyoruz?
- Giriştiğimiz işlerin arkasındaki o temel “nedenimizi” gerçekten araştırıyor muyuz?
- Bizi kararlı, emin ve hedefe yönelik adanmış kılan şey nedir?
- Yoksa zihinsel dünyamızı, duygusal dünyamızın oyunlarına yenik düşürerek; kendi hikayemizi sürekli kendimizi haklı çıkaracak biçimde yeniden mi yazıyoruz?
Büyük uyku ve aralanan kapı çıkıp kapısı olabilir mi?
Peki ya o bildik, tanıdık konuşmaların, ezberlenmiş diyalogların ve kendini durmadan tekrarlayan anlatımların girdabına ne zaman girdiğimizi nasıl fark edeceğiz?
Geçici bir keyif arayışıyla sığındığımız o uzun, belki de çok derin “uyku” hallerinde olduğumuzun ayırdına nasıl varacağız?
Ve en nihayetinde; bu tekrarların, bu girdabın ötesinde her zaman “bir” çıkış yolu olduğu anlayışına ne zaman, nasıl uyanacağız? Doğru rehberliği nerede arayacağız ve bulacağız?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?