
Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Rüzgarın o kavurucu etkisini, zamanın ruhunuzdaki o ağırlaşmayı siz de benim gibi hissediyorsunuz, değil mi? Bazen yavaş yavaş sızıyor yaşamımıza, bazen de birdenbire çöküyor üzerimize. Bakışlarımızı kaçırdığımız, birbirimizi duymadığımız bu kalabalık yalnızlıkta, aslında aynı görünmez sızıyı paylaşıyoruz.
Gelin, bir masanın iki ucuna oturalım. İçimizdeki o kaçma isteğiyle, o merkez dengesini arayan ses karşılıklı bir konuşsun. Kendi kendimiz ve birbirimizle dürüst bir diyaloğa girelim.
— Bir eksiklik var, biliyorum. Ama adını koyamıyorum. İçimde sürekli bir şeylerden kaçma, sanki aramaya kalksam da gücüm yetmeyecekmiş gibi bir çaresizlik hissi var. Neden böyleyiz?
— Çünkü çok uzun zamandır o “adı konulamayan eksikliği” dışarıdaki şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Birbirimizin yanından geçip giderken gözlerimizi kaçırmamız da bundan. Oysa aradığımız o merkez dengesi, aslında çok daha derinde. Biz bir yola çıkıyoruz, kararlar alıyoruz ama bir türlü tam bir tatmin hissedemiyoruz. Neden biliyor musun? Fiziksel bir eksiklikten değil, içsel bir uyumsuzluktan. Zihnimizin bir köşesi hep tereddüt halinde.
— Haklısın, bir işi yaparken ya da bir hedefe yürürken içimde hep bir engel var. Tam anlamıyla odaklanamıyorum. Sanki ruhumun bir parçası geride kalıyor.
— İşte biz buna “samimiyet testi” diyoruz. Eğer yaptığımız bir eyleme tüm benliğimizle akamıyorsak, o işin nihai değerine ve vizyonuna olan güvenimiz sarsılmış demektir. Düşünsene, eğer gerçekleştireceğimiz hedefin büyüklüğüne ve bütüne olan faydasına kalpten inansaydık, o küçük şahsi kaygılarımız, korkularımız bu büyük vizyon karşısında kendiliğinden eriyip gitmez miydi? Bir şey bize “tatsız” geliyorsa, aslında onun amacına duyduğumuz inanç zayıflamıştır.
— Peki, bu inancı yeniden nasıl kazanacağız? Sürekli kendimizi eleştirerek mi, yoksa her şeyi olduğu gibi kabul edip polyannacılık oynayarak mı?
— İkisi de değil. Gelişim süreci, iki bacak üzerinde yürümeye benzer; tek bir bakış açısıyla yol alamayız. Önce sağ bacağımızı atacağız: Elimizdeki mevcut imkanlarla mutlu olmayı, ulaştığımız küçük başarılar için kendimizi takdir etmeyi bileceğiz. Bu bizim motivasyonumuz, coşkumuz olacak. Hemen ardından sol bacak gelecek: “Neden daha ileriye gidemiyorum? Vizyonumda eksik olan nedir?” diyeceğiz ve eksikliklerimizi cesaretle analiz edeceğiz. Bu iki bakış açısını birbirine karıştırmadan, sırayla kullanmayı öğrendiğimizde o takılıp kaldığımız mesafeleri aşmaya başlayacağız.
— Sanırım en zorlandığımız yer burası. İnsan ister istemez önce “Benim bu işten kazancım ne olacak?” diye düşünüyor. Bu bencillikten sıyrılmak mümkün mü?
— İlk başta kendi yararımızı, kişisel çıkarımızı aramak doğamızın bir parçası, bu çok normal. Ama gerçek bir anlam arayışındaysak bu eşiği geçmek zorundayız. Bir işi sadece para, unvan ya da övgü için değil; o işin bizzat kendisine değer verdiğimiz ve ortaya bir fayda koymak istediğimiz için yaptığımızda, “anlamlı bir hizmet” boyutuna geçeriz. Hedefi olmayan, sadece şahsi menfaate dayanan her eylem, ruhsuz bir beden gibidir. Yola çıkmadan önce niyetimizi temizlememiz, derin bir hazırlık yapmamız gerekir.
— Zihin bazen öyle oyunlar oynuyor, öyle engeller çıkarıyor ki… İnsan her şeyi bırakıp yine o konforlu çaresizliğine gömülmek istiyor.
— İşte tam o anlarda umutsuzluğa kapılmak yerine, bunu bir fırsat olarak göreceğiz. Zihnimiz bize setler çektiğinde, mantığımızın sınırlarını zorlayarak o büyük resme, vizyonun değerine odaklanacağız. Unutmayalım; hayatı sadece mekanik işleri yerine getirmek için yaşamıyoruz. Her adımda kendimize, “Ben bugün neye katkı sağladım?” sorusunu sorabildiğimizde, içsel bütünlüğümüzü ve o çok özlediğimiz merkez dengemizi yeniden bulacağız.
Bu içsel yolculukta, o sahte konfor alanlarımızdan çıkıp gerçeğe yürümek hepimizin ortak sorumluluğu. O halde şimdi, bu samimi sohbetin ışığında kendimize şu soruyu sorarak bitirelim: Hayatımızdaki tüm mekanik koşturmacayı ve kişisel onaylanma arzularını bir kenara bıraktığımızda; bütüne katkı sağlamak ve o içsel merkez dengemizi bulmak adına bugüne kadar atmaktan en çok kaçtığımız korkmamıza rağmen, o ilk cesur adım nedir?
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?