
Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Son zamanlarda, yaşamın farklı alanlarında hizmet almak üzere, bitmek bilmeyen sıralarda ve bir koşuşturma sarmalında akıp giderken kalabalıklardan duyularımıza en çok çarpan cümle şu oldu: “Merhamet kalmadı.”
Toplu yaşamın her alanında kullanım kuralları net bir şekilde belirlenmiş olmasına rağmen, yığınlar halinde yaşadığımız bu şehirlerde yükselen tahammülsüz seslere tanıklık etmek, artık normal yaşamın bir parçası kabul edilir oldu. Koşullara ve durumlara bağlı olarak çizilen sınırların suistimal edilmesi, eylemsizliğin ve kontrolsüzlüğün doğurduğu sonuçlar, ortak kullanım alanlarında çözülemeyen birer kördüğüme dönüşüyor. Bizler ise bu tahammülsüz insan davranışlarını normalleştirdiğimiz, görmezden geldiğimiz, birbirimizle göz göze gelmekten bile kaçınıp temas etmekten uzak durduğumuz bir çağda yaşıyoruz. En küçük boş anlarda bile ellere yapışan telefonlar vasıtasıyla sosyal medyanın fantezi dünyasında kaybolmayı seçiyoruz. Belki de bu, içsel dünyamızdaki kayboluşların dışsal dünyaya bir yansımasıdır.
Peki, dışarıda gördüğümüz bu manzarayı kendi yaşam alanlarımıza çevirip orada cevaplar arasaydık ne olurdu? Hangi gerçeğin yalan olduğunu, kendi yarattığımız fantezilerin sarhoşluğunda nasıl sızlanıp durduğumuzu belki de o zaman fark ederdik. Uzun süre üzerinde düşünmeden, öylesine bir totem gibi, akışta söylenen ezber cümlelerle yaşanan bir hayatın içinde birikmiş sorunların farkındalığına varmak elbette kolay değil. Dışarısı bize tüm çıplaklığıyla aynalık yaparken, kendi yaşamlarımızda görmezden geldiğimiz hayal kırıklıkları, pişmanlıklar ve benzeri üstesinden gelemediğimiz için kaçtığımız her durumun sonuçlarına olan duyarsızlığımız peşimizi bırakmayacak. Bugün “merhamet kalmadı” diye hayıflanırken, bu kavramın aslında kendi öz doğamızı keşfetmeden asla ulaşamayacağımız bir gerçek olduğunu anımsamak ve bunun farkında olmak için neye ihtiyacımız var?
Bunun adına, kendimizi haklı çıkaracak birçok kavramsal söylem bulabiliriz. Ama hiçbirinin gerçekliği olmadığını yazsam… Tek gerçekliğin sevdiklerimizle kurduğumuz bağlar ve bağlar arasındaki hislerle edindiklerimiz olduğunu eklesem… Tabii, geriye gerçekten sevdikleriniz kaldı ise…
Aklın fonksiyonları artık çok hızlı çalışıyor; tıpkı bir hesap makinesi gibi. Herkes kendi kasasına, kendi kazancına yönelik hesaplar yaparken, “Merhamet nedir ki?” sorusu, karşılığı bulunamayan bir muamma olarak zihin alanlarımızda yanıp sönüyor. “Biz neyiz?” sorusu da hemen yanı başında, ayrı bir yerde kor gibi yanmakta. Bugün hizmet veren ve hizmet alan arasında iyice hassaslaşan o gerginlik, istenmeyen sonuçlarla her gün yaşamın tam merkezinde yerini alıyor. Çaresizlik hissi katlanarak büyüyor.
Biz neyiz? Nereden nereye geliyoruz? Hissettiklerimizin bir önemi var mı, yok mu? Ne yapıyoruz ya da neyi yapmaktan kaçınıyoruz? Eğer hayat bir alışverişten ibaretse, bizden asıl istenenin ne olduğunun farkında mıyız?
Düşünmek, nedenleri aramak, olayları ilişkilendirmek ve çaba sarf etmek; her şeyin hızla tüketildiği bu çağda daha da zorlaşırken, “Bana ne oluyor?” sorusunun peşine düşmek her zamankinden daha önemli olsa gerek.
İster misiniz; tüm bu kalabalığın, gürültünün ve ekranların ardındaki o asıl gerçeğe dönüp, hep birlikte “Biz neyiz?” diye düşünelim. Haydi o zaman; durup, nefes alıp ve sadece bakıp görelim: Bu hız çağında unuttuğumuz insanlığımız, aslında nerede bekliyor bizi?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?