Hayata Dair…

  • Özgürleştiren Hakiki İlişkilerdeki Yetersizlik

    ” Seni nasıl mı seviyorum? Dur, yollarımı bir bir sayayım.” Elizabeth Barett Browning

    Merhaba, nasılsınız? Sizlere teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu haftanın yazısı sizin görüş ve önerilerinizle şekillendi. Konuya pek çok açıdan bakarak yaklaştım. Bir kapta topladım ve şimdi de bir bakışla sizlere sunacağım.

    İlişki ne demek? İki veya daha fazla şey arasındaki karşılıklı ilgi, bağ. Kişileri birbirine bağlayan bağ, yakınlık, dostluk. Bir nesnenin uzayda diğerine göre konumu diye tanımlanmıştır. Peki, ilişki kavramının sizdeki anlamı nedir diye sorsam ne derdiniz?

    Yetersizlik ise, istenilen nitelikte olmama durumu, verimli olmama durumu diye açıklanmaktadır.

    İnsan, hayatta kalmak için başkalarının varlığına ihtiyaç duyan, yaşamı paylaştıkça zenginleşen sosyal bir varlıktır. Çoğunlukla hepimiz duygusal ve fiziksel bağlar kurmak, yakınlaşmak isteriz. En değerli anılarımız sevdiklerimizle paylaştıklarımızdır. İlişkiler içinde gelişiriz.
    Güçlü, sağlam ilişkiler içinde olma eğilimimiz vardır çoğunlukla. Yapılan bilimsel araştırmalarla da sağlam, güçlü ilişkilerin; uzun, sağlıklı ve mutlu yaşama katkısı olduğu kanıtlanmıştır.

    Her ilişki bir tür alışveriştir diyerek evrensel yasalara da atıfta bulunabiliriz. İnsan yani ”Ben” olarak tanımlanan nesne varsa; ”Ben” ile olan, her şeyle olan bağlantıdan, ilişkiden, alışverişten bahsedebiliriz. Anlaşılacağı üzere konu geniş bir konu.

    İlişkinin türüne göre, karşılanması beklenen ihtiyaçlar
    farklılık gösterir.
    Belli başlı ihtiyaçlar şunlardır:

    • Güven
    • Aidiyet
    • Sevme
    • Sevilme
    • Aşk
    • Aile kurma
    • Cinsel doyum
    • Çocuk sahibi olma
    • Şefkat
    • Huzur
    • Anlayış
    • Kabul görme
    • Sosyal destek
    • İş/kariyer edinme
    • Sosyal statü gibi

    Şimdi burada önemli bir kaç soruya cevap aramak bizlerin bakışında bir dönüşüm gerçekleştirecektir.
    Gerçekten ihtiyacımız/ihtiyaçlarımız olan ne/neler?
    İlişkilerimizde hangi ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz?
    Hangi ihtiyaçlarımızın karşılanmadığını düşünüyoruz?

    Peki, Kendimizle ilişkimiz nasıl?


    İlişkiler canlıdır ve her canlı gibi sürekli değişirler. Değişim yaşamayan ilişki yoktur. Herakletios’un söylediği gibi değişim kaçınılmazsa, ”Neyi bilirsem geri kalan her şeyi bilirim.” (Mundaka Upanişad, 1.1.3) Hint felsefesinin temel metinlerinden Upanişadlar’ın günümüze kadar ulaşması ile Kendi içsel; Gerçek arayışımızda bizlere rehberliğinden bahsetmeden geçmek olmazdı.

    İlişkiler karmaşıktır, çünkü insan karmaşık bir varlıktır. Tarihi, yaşamımızdaki ilk ilişkimize kadar uzanır.
    Örneğin bizler;
    İlk ilişkimizi annemizle kurduk.

    Buradan diyebiliriz ki bir ilişkinin niteliğini, tarafların genlerle kodlanıp yaşamın içinde şekillenen mizaçlarının karşılıklı etkileşimi belirler. Hepimiz birer genetik ve tarihsel mirasçılarız. İlişkiler, geçmişten geleceğe uzanan iletken bir kablo gibidir. Kuşaklararası aktarımla her bir eylemi, eylemsizliği, özelliği tersi ile birlikte iletir. Asıl mesele kişinin Kendini bilmesidir. Varlığının nedenlerine, araçlarına ve hedeflerine odaklanmaktır. Bir niyetle, istekle başlayan eylem her bir yeni eylemi yani neden sonuç ilişkisiyle evrensel bir yasayı/ yasaları tekrar eder dururuz bilinçli ya da bilinçsiz olarak.

    Başka bir açıyla denebilir ki insanın kendisi ile yani bedeni, düşünceleri ve duyguları ile ilişkisinde idrakle, iradeli, hayatını yönetme becerisini kazanmasıdır. Kendini Bilmek! Bunun için de temel ve evrensel sorulara cevaplar ve kendi doğamızla ilgili cehaletimizi bilgeliğe dönüştürerek/yönelerek doğru bakış geliştirmek önemlidir. Nasıl mı? Doğru bilgiye ulaşarak.

    Herkes kendi yetersizlik duygusu ile özgürlüğü arar. Yaşamın derinliğini ve ”Benim” dediğimizde olan üzerinde düşünmek, kavramak başlangıç için bir adım olabilir. Bunun için de en güçlü köprü nefestir. Ayrıca zihninizde sınırlandırıcı, baskın düşüncelerinizi fark ettikçe onları dönüştürebilmeniz için de nefes ile birlikte güçlü bir metoda ihtiyaç duyacağınız kesindir ve güçlü bir metot kesin çözümdür. Tabi ki yaşamınızın kontrolünü ele almak ve her olanla ilişkilerinizde tatminlik seviyesinde özgür, saygın, huzurlu, sevgiyle, dengeli, içsel zenginliğinizin dışa vurumu ile yaşamak istiyorsanız…

    Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın / Nefes ve Yaşam Koçu

    ”Sessiz ol ya da sözlerin sessizlikten daha değerli olsun.” Pisagor



  • Erdemlerin En Yücesi…

    ” İnsan ruhunun şimdiye kadar dünyada yaptığı en büyük şey, görmek ve gördüğünü sade bir yoldan anlatmaktır. Açıkça görmek şiirdir, kehanettir, dindir- tümü birden” John Ruskin

    Merhaba, nasılsınız? Nefesinin farkındalığında bu yazıyı okumanızı rica etsem… Şimdiden teşekkür ederim.

    Bilmek nedir? Anlamak nedir? Bilmek; bir şeyi öğrenmiş, anlamış olmak, bir şeyle ilgili bilgisi bulunmak. Anlamak ise;

    • Canlının herhangi bir nesnenin bilincine varmasını ya da onunla ilgili bilgileri edinmesini sağlayan süreç,
    • Olay ve varlıkların anlamını kavrayabilme (Ruhbilim Terimleri Sözlüğü, 1974),
    • Bir kavramın öğelerini birleştirerek anlamlı bir bütün oluşturma ya da bir simge, söz ya da anlatımın anlamını kavrama (Yöntembilim Terimleri Sözlüğü, 1981),
    • Bilgileri öğrenme, herhangi bir fikirden anlam çıkarabilme (Petit Robert,2000),
    • Bir mesajın veya işaret sisteminin anlamını fark etme (Petit Robert,2000),
      olarak açıklanmaktadır.


    Bilmek, insanın arayışının en üst mertebesidir. ”Akıl, insanın sahip olabileceği en yüce değerdir.” der Farabi. Bilmek için önce anlamak gerekir. Anlamak için de öğrenmek gerekir. Bu yüzden ilmi aramak ve ilim peşinde koşmak insanlığımızın en olmazsa olmaz gereksinimidir. Ulaşılması gereken bir varış noktası olmadığı gerçeğini de idrak ederek.

    Tabi burada bilmekle bilgiç olmayı birbirine karıştırmadan, aklın ayırt etme becerisiyle doğru bilgiye kavuşmak önemli. Konu derin, bir o kadar da genişleyen dallanan bir konu. Anlamak derken anlam, anlama, anlamak kavramlarının önündeki sınırlı bakışa bir gözlemle yaklaştığımızda neler söyleyebiliriz? Haydi, birlikte bir bakışla gözlemlemeye ne dersiniz?

    ”Durum yoktur. Duruma karşı tepkiniz vardır.” Robert Conklin

    Hayatımızda bir çoğumuz deneyimlemiştir; dövülmek, küfürlü hakarete uğramak gibi. Böyle durumlarda (insanların bizi aşağıladıkları yargısı, düşüncesi, inancı, yanılsaması buna karşılık gelebilecek daha kavram bulunabilir) öfkelenebilir, kızgınlık duygusuna sahip olabiliriz. Gerçek şu ki yükselen duygularımızın sebebi bizim bu konudaki düşüncelerimizdir.

    Sonsuz isteklerimizin olduğu eylemler dizinini her gün hayatlarımızda deneyimleriz. Algımızla isteklerimizi kararlarımızla eyleme geçeriz. Bu da aklın ayırt etme yetisi ve zekanın kapasitesi ile yaşam kalitemizi oluşturur. Bu gerçeği öğrenip, anladığımızda idrak ederek biliriz. Peki, bunu bilmek bize nasıl hizmet eder? Dünya realitesinde hayatı tepkisel değil, yanıt vererek yaşarız demek.

    Peki, yanıt vererek yaşamak ne demek? Hayatlarımızın bir gününe bir bakış atsak çoğunlukla sözlü ifade etmekten çekinmediğimiz ” Hep neden benim başıma geliyor” sorusu vardır. Cevabını araştırmak yerine şikayet etmekle, etiketleyerek ya da kendi sorumluluğum olduğu gerçeğini görmezden gelerek diğerlerine yargı ile yaklaşım içinde olmak tepki ile düşünmeden, öğrenmeden, idrak etmeden tepki ile durum ya da olay içinde deneyimler yaşarız. Tam tersi yanıt vermekse; beklentisizce, öncelikli değerlerimize göre yaşadığımızda, kısa vadeli hedeflerimizin kendiliğinden gerçekleştiğine tanıklık ederiz. Buna bazıları mucize bilinci diyor. Orta uzun vadeli hedeflerimiz için de fırsatlar daha net görünür oluyor ve bizler; hemen, kendinden emin, kesin, kararlı adımlarla ilerliyoruz. Bunu nasıl mümkün oluyor derseniz çalışılmış bir zihinle diyeceğim her zaman ki gibi.

    Küçük düşmek, sefil olmak, rezil olmak endişe ve şüphesi içinde bir yaşamlarımız vardır ya, hayatlarımızın tamamını meşgul eden ya da bazı dönemlerinde. Iskaladığımız gerçek şu ki bir başkası bizi felakete sürükleyemez. Dolayısıyla da kötü durumlara düşürülmek diye bir durum yoktur. Bu durumlara sebep olan düşüncelerimizdir. Davranışlara eylem, eylemsizlik ve özelliklere verdiğimiz anlam dolayısı ile yaşarız. Anlam derken demek istediğim dünya realitesinde olduğumuzu unutarak tek taraflı; bipolar bakışlı düşüncelerimizle diğer bir deyişle sübjektif bakışla tepkisel davranış ya da sözlerdir. Diğer bir adı da duygu yükleridir. Nasıl ki yürürken çiviye basmadan, taşa takılmadan, ayağım burkulmadan yürüme gayreti içindeysem; bir olay, durum karşısında da aklımın çarpılmamasına, karışmamasına özen, ilgi göstermek önemlidir. Aklın karışmasını bir sinyal gibi algılayabilir, bakışımızı objektif tarafsız bir bakışa ya da daha geniş, yukarıdan, belki de kuş bakışına getirmek üzere doğru sorularla doğru cevapların yine bende olduğu gerçeğini kendime hatırlatarak. Bunun faydası ne olacak dediğinizi duyar gibiyim. Sağlam adımlarla, sezgilerinize güvenerek ilerlemeniz, sarsılmaz olmanız kaçınılmaz olacaktır; Ruhsal bir varlık olduğumuzu hatırlayarak…

    Cahilliğimizi bilgelikle değiştirmek, bilgeliğe dönüştürmek, iyilik ve kötülüğün olmadığı gerçeğini öğrenip, anlayıp, kavrayıp kabul ettikten sonra olanın, olan her şeyin insanın kendiyle ilgili olduğu gerçeğini idrak etmiş olursun. Peki, bu nasıl hizmet eder bana ve çevreme? bir kaç dakika düşünelim mi, ne dersiniz?

    İnsan her bir duruma, olaya anlam arayışındadır. Bu arayışını Kendini Bilmeye, Yaradan’ı Bilmeye, bilincini özgürleştirmeyle değiştirse ne olurdu? Nasıl olurdu? Çok değil bir kaç dakika. Dünya tarihi içinde bir çok ilim-bilim insanı bunu sorgulamış, düşünmüş, araştırmış, doğadan esinlenmiş ve Tek, Gerçek olanın bilgisine yaradılışındaki gizemde bulmuş ve gizem de bir çok kaynakla bugün bizlere kadar ulaştığı gibi, sonsuzlukta ulaşmaya devam edecektir. Kimlere mi? Tabi ki Kendini Bilmeye kendini adayanlara. Kendini bilmeden, Gerçek bilgiyi anlayıp kavramadan Bir’likte tam ve bütünlük hissedilemeyeceği gerçeğine uyanmak önemli. Aklın becerileriyle içten dışa bir yaşam içindeyiz. Tam tersi durumda yalnızlık, korku, keder, acı, dışlanmışlık gibi yanılsamalar içinde öylesine bir hayatı israf etmiş olacağız farkında mısınız?

    Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın/ Kolaylaştırıcı Dönüştürücü Lider Koç/Mentör

    ” Hayat kendini bulmakla ilgili değil, kendini yaratmakla ilgilidir.” G. Bernard Shaw

  • Gözlemcisi…

    ”Derin bir nefes aldım ve kalbimin o eski haykırışını dinledim: Varım, varım, varım.” Sylvia Plath

    Gözlemcisi olduğu grubun bulunduğu yere zamanında varabilmek için her sabah uyandığı saatten iki saat önceye saatin alarmını kurdu. Her akşam yattığı saatten bi kaç saat öncesinde yatmaya hazırlanıyordu. Sokakta sıradışı bir sessizlik hakimdi. Bir o kadar da gerginlik. Hisleri bugüne kadar onu yanıltmamıştı. Gerginlik tüm olanla mı yoksa yarın gözlemcisi olacağı grupla mı ilgiliydi bu konuda kafası karışıktı. ”Neyse ne” dedi, gerginliği uykusuna taşımama kararına gerçek bir disiplinle, çoğu zaman gösterdiği özenle. Uyku kalitesi yaşamı etkin deneyimlemesinde önemli bir durumdu onun için. Babasının babasından öğrenmişti. Yedi sekiz yaşlarındaydı öğrendiğinde. Hayatı ciddi yaşamayı severdi dedesi. Çalışma arkadaşlarının hayranlıkla söz ettiği kendi hayatında kendiliğinden ifade bulan güçlü duruşu büyük dedesinin hatırasıydı ona.

    Karanlıkta uyumak prensipleri arasındaydı. Yatağının baş ucundaki lambaderin odada mistik bir hava yaratan sarı ışığı altında çok sevdiği başucu hikayelerinden birini okumaya başladı. Çoğu gece yatmadan önce kitap okumayı severdi. ”Rutinlerimle renklendirdiğim bir hayatım var” diye düşünür böbürlendi ve bunu arkadaş buluşmalarında dile getirmek hoşuna giderdi. Bir süre sonra kendine erken kalkacağını hatırlatarak uyumak üzere yatağın hemen sol yanındaki lambaderin düğmesine dokunarak o an odaya sessizlikle karışık gerginlikle birlikte, bir de karanlık hakim olmuştu.

    Saatin alarmı çalmadan uyandı. Askere giden Zihni’nin ölü bedeniyle karşılaştığı günle doldu zihnindeki düşünceler. Ölüm ve sebebi ile ilişkili sorular, sorgulamalarla, teorilerle uçuşan düşünceler içinde buldu kendini bir anda. Kaçış yoktu. Kaçamayacağını bildiği bir oyundu. Bunu çok zaman önce idrak etmişti hayatın engebeli yollarında. Biyologdu. Mesleği ile ölüme yaklaşımda daha bilimseldi.

    Aynanın karşısında bütün görüntüsünden gözlerine, gözlerinin içindeki sonsuz ışığına baktı. Sanki gecenin gerginliği gözlerinde şüpheyle karışık endişeye dönüşmüştü. ”Sakin ol” dedi kendine elini yüzünü yıkarken. Sonrasında yine büyük dedesinden öğrendiği ”hareket bereket” prensibiyle sabah koşusuna çıktı. Bedeni koşuyor, nefesi eşlik ediyordu peşi sıra. Zihninde Zihni’nin ölümü tüm düşüncelerini kaplamıştı. Nasıl da fark edememişti? Fark ettiğinde de görmezden gelmişti. Suçluyordu kendini. O günlerdeki kendi sorunlarına odaklanışına, ölümünden kendini sorumlu tutuyordu. Oysaki yazdığı mektuplarda çok net söylüyordu. ”Savaşın götürdükleri getirdiklerinden fazla” diyordu ve bunun için kendini nasıl uyuşturduğundan bahsediyordu ve yalnız olmadığından. ”Görmezden gelinenin sonuçları var” diyordu mektubunda. Ve ”Bunun bedelini ödeyeceğim, kesin.” diye bitirmişti son mektubunun, son satırlarında. Eve girdiğinde üstündekilerle sırılsıklam ter içindeydi ve tenine yapışmıştı kıyafetleri. Bir kaç sakin nefesten sonra bir duş iyi geldi ona. Sonrasında, yola çıktı.

    Geniş arazideki devasa büyüklükteki tesise ilk gelen bir kaç kişi içindeydi. ”Yalnız değilim” diye sakinleştirdi kendini. Deneyin başlamasına on beş dakika vardı. Gözlemcisi olduğu grup ona Zihni’nin kurtulma şansının ne kadar olabileceğinin cevabını verebilirdi. İlk deney değildi, sonuncu da olmayacağını bilerek salona , gözlüklerini özenle ve dikkatle yüzüne yerleştirerek, gözlemcisi olduğu grubun yani farelerin yanına girdi.

    Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın

    ”Nefes hayatı bilince bağlayan köprüdür, bedenimizi düşüncelerimizle birleştirir.” Thich Nhat Han

  • Her Şeyi Gerçekte Oldukları Gibi Görmek…

    ”Yönetici ilke, zihin huzuru, özgürlük ve sakinliktir.” Epiktetos

    Merhaba, nasılsınız?

    Kendinize yaklaşmanızın ve kendinizle konuşmanızın yolları, kendin ve çevrenizle iletişimlerinizde davranışları kolaylaştıran bedenin ve zihnin bazı halleri vardır. Bu yazım bazı temel prensipler hakkında olacak. Hazırız! O zaman başlayabiliriz:)

    İnsan; geniş bir yetenek ve bilgi zenginliğine sahiptir. Bunun farkında olamamak, insanda kafa karışıklığı, öfke, suçluluk, pişmanlık, yetersizlik, yoksunluk, güvensizlik gibi duygular içinde, tutunarak, şikayet eder bir dille kendini ifade eden bir hal içinde olur. Gerçekte bu potansiyelin varlığına ilişkin ip uçları hep bizimle birliktedir, hatta o kadar tanıdıktır ki onlara aldırmayız.

    İnsan; evrendeki en yetenekli, en heyecan uyandırıcı, gizemli, karmaşık bir varlıktır. Yaradılışındadır gizemi. Duygularımız, hislerimiz, hayallerimiz, tam ve bütün potansiyeli ile yetenekli fakat ihmal edilen zihin-beden dilimiz ve onun tepkileri içimizdeki kaynaklardır. Kaynaklarımızı tanımadan, idrak etmeden aklın ayırt edici gücünü nasıl kullanabiliriz? Bi kaç dakika düşünelim…

    ”Delilik ve özgürlük bir arada olamaz.” demiş bir Usta.

    Peki, bu nedir? Hayatta öğrenebileceğimiz en heyecan verici ve dengeleyici yetenek bilinçaltını kullanmaktır. Kendimizle bir iletişim kurmamızı sağlamakla birlikte, hayatımızın düzenli, daima ve disiplinli bir parçası haline getirmeyi öğrenmek; bize, sonsuz kaynaklara güvenilir bir şekilde ulaşma imkanı sağlar. Nasıl dediğinizi duyar gibiyim… Cevabı değerlerinizde, hayat amacınızda, misyonunuzda.

    Aklın ayıt edici özelliğini geliştirmek, bir çok duygusal bilgi türlerini fark etmeyi sağlamakla birlikte, esnek bir yapıya sahip olmak özelliği kendiliğinden ortaya çıkar. Böylece etkili, güvenilir ve daha kolay bilgiye ulaşırız.

    Peki, kendimize kulak verme, ilgi gösterme alışkanlığını nasıl edinebiliriz? ”Bunu yapmam lazım” diyerek olmadığı kesindir.

    Her şeyi gerçekte oldukları gibi görmek, algılamak kendimizle bağlantı kurmayı başardığımızda olacaktır. Peki, bağlantı kurduğunuzu nasıl bileceksiniz? Kanıt; bilme, biliş halinizdedir. Kendiliğinden ortaya çıkan bilgiyi bilirsiniz. Bilme hali, çalışılmış, sakin huzurlu bir zihinle mümkün olup, içsel bilgeliğinizle iletişime geçersiniz.

    Kendini Bilmek, hem bir durum hem de bir süreçtir. Bir kaç anahtarı vardır;

    • Bütün duyularınızdan gelen bilgilerle yüzleşme, fazla yüklerden özgürleşmek,
    • Doğru tavır, kabul etmek,
    • Kendine saygı, sevgi göstermek,
    • Fiziksel, zihinsel, duygusal ruhsal gelişiminize önem vermek,
    • Sorgulamak, Tek Gerçek bilginin doğrusuna ulaşmak,
    • Meditasyon.

    İnsan nedir? Mark Twain kitabını okumanı önerebilirim.

    Yine bir soru; Sizin için doğru olan ne? Cevabı kişinin kendinde; değerlerinde, burada bulunma nedenindedir. Buna nasıl ulaşırsınız? Cevap yine sizdedir. Burada önemli olan size destek olacak olanı bulmaktır. Kolaylaştırıcı bir öneride bulunursam; en başta ihtiyacınız olan açık bir zihin. Peki bu nasıl mümkün? Doğru sorulacak sorularla.

    Kendinize izin verin ve bir adım atın. Dikkatinizi ”Kendin Olma”ya davet ettiğinizde içsel bilgeliğinizin giriş kapısından adım atmış olursunuz. Bu bir fırsattır ve sizi zenginleştireceği kesindir.

    Bu süreçte karşılaşabileceğiniz stresli bir durumu tatmin edici bir duruma, dengeli bir bakışa nasıl dönüştürebileceğinizi öğrenmenizde bireysel ve grup çalışmalarımla size destek olmak için buradayım. Çalışmalarıma katılarak daha büyük bir amaç, bilgelik, olgunluk ve duruşla nasıl hareket edebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

    Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın

    “Temel kimliğimiz tanımlanamayan bir gizemdir. Ama o göreceli bir gizem değildir. Doğası itibariyle gizemdir.

    Doğa saklanmayı sever. İşte! Bu doğa, kozmik ve evrensel, öncesiz, sonrasız, içkin doğadır. İlahi akıl; ”İNSANİ YASALARIN KURUCUSUDUR.”

    Hiç batmayacak olandan kim,

    nasıl kaçıp, saklanabilir?” Herakletios

  • Olan Her Şeyin İyi Bir Nedeni Vardır; Değerler…

    ”İnançlarınız, düşüncelerinize dönüşür,

    Düşünceleriniz, sözlerinize dönüşür,

    Sözleriniz, davranışlarınıza dönüşür,

    Davranışlarınız, alışkanlıklarınıza dönüşür,

    Alışkanlıklarınız, değerlerinize dönüşür,

    Değerleriniz, kaderiniz olur.” Mahatma Gandi

    Merhaba, nasılsınız? Hemen bir soruyla giriş yapalım. Hazır mısınız? Orta, uzun vadede planladığınız çoğu şeyi başarı ile yapabildiniz mi? Tatmin edici miydi? Hayalini kurduğunuz hayatınızı destekleyen bir tatminlik miydi? Yolunda gitmeyen durum ya da olaylar için nasıl harekete geçtiniz ya da geçmeyi planlıyorsunuz?

    Bu haftanın konusu değerler, değerlerimiz. Geçen ay İzmir İktisat Kongresini canlı izlerken şu an dünyanın gündeminde olan ve çözüm arayışları ile eyleme geçilen, en çok konuşulan ”Küresel İklim Krizi”’nin çözümünde bir çok konuşmacı tarafından değerlerimiz konusuna vurgu yapıldı. Ben de profesyonel bir koç olarak bu haftanın konu başlığını; hayat amacım ve misyonumla, şu an bulunduğum noktadan bunun ne kadar önemli bir konu olduğuna bir bakışla, deneyimlerimle birlikte, bazı sorularla sizlere, bakışınızda ufuk açıcı olmasına niyetle yazıma başlıyorum.

    Değer nedir? Sözlükte kıymet, bir şeyin gerekliliğini, önemini belirlemeye yarayan saymaca ölçü. Değer; arzu edilen, ilgi ve ihtiyaç duyulan şeydir. Öğreti anlamına gelen logostan türetilmiştir. Bir varlığın psikolojik, toplumsal, ahlaksal ve güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik.

    Yine yaygın tanımlardan birine göre değerler, arzu edilen, kişilerin hayatlarına kılavuzluk eden, önem dereceleri farklı, durum ötesi hedeflerdir. (Kluckhohn, 1951)

    Değer, yalnızca bir inançtan, sübjektif bir yargıdan mı ibarettir, yoksa kişilerin inançlarının ışında objektif bir gerçekliği mi temsil etmektedir? Ne dersiniz? Birlikte düşünelim…

    Değerler bu açıdan bizim yaşamımızı derinden etkilerler. Onlar, her gün tecrübe ettiğimiz gerçekliğin önemli bir parçasıdırlar. Hayatımıza bir yapı ve bir yön verirler. Yaşamda varoluşun anlamına katkıda bulunurlar. Hayatımızın her alanında, kademesinde tercihlerimizde önemli rol oynarlar.

    Yine başka bir bakışla değer, bir sosyal grubun veya toplumun kendi varlık, birlik, işleyiş ve devamını sağlamak için üyelerinin çoğunluğu tarafından doğru ve gerekli oldukları kabul ve tasdik edilen, onların ortak duygu, düşünce, amaç ve çıkarını yansıtan genelleştirilmiş temel ahlaki ilke veya inançlardır (Erdoğmuş, 1976, Kızılçelik ve Ejder, 1992). Diğer bir tanımda ise değerler, bir kişinin veya sosyal grubun kabul ettiği standartlar, inançlar ya da moral ilkeler olarak ifade edilmektedir (Collins, 1991). Bu tanımlardan değerlerin; bireylere hayatlarında yol gösteren, hem toplumların ayırt edilmesini hem de kaynaşmasını “sağlayan pekiştirici ve kuşatıcı” ilkeler ve inançlar olduğu anlaşılmaktadır.

    Peki, bu kadar bilimsel bakıştan sonra yaşam denen gerçeklikte ”Benim değerlerim nedir” sorusuyla bir an durup, kendinize bir bakışla ne dersiniz? Nasıl ki bazen ”Bilemiyorum” cümlesini kullanıyoruz bu bizim farkındalıksız duygu durumları içinde salındığımız, kafamızın karışıklığını ifade eden bir cümledir. Nasıl ki hayatımda şu an; ne durumda isem bunun sorumlusu benimdir. Bu sorumluluğun farkına varıp, yük olmaktan çıkarmak; değerlerimize göre yaşamak, Kendi bireysel yaşamımızı bilinçli inşa etmekten geçtiği bir gerçektir. Yaşadığımız ev dediğimiz yapıların ya da evliliklerin ya da işimizin temelinin sağlamlığı gibi, değerlerimiz üzerine inşa ettiğimiz, kendimizi gerçekleştirmeye ilerlediğimiz, geliştiğimiz geliştirdiğimiz yaşamlarımızda tatmin, huzurlu, yaratıcı fikirlerle dolu, zekanın tam kapasite ile kullanıldığı gerçektir ve mümkündür.

    Kendi üzerimden örnekleyecek olursam; okuma yazma öğrendiğim ilk senelerde kendimi ifade etmek üzere karikatür çizer, onları geniş hayal gücümle konuştururdum. İlerleyen yıllarca içimden gelen, durdurulamaz yazma isteğim ile yazı, şiir, makale, öykü, günlük, roman denemeleri gibi çeşitli formlarıyla devam etti. O an içimden ilhamla akan sözcüklerle aşkın hisleri bulduğum her şeye; belki bir peçete, bir karton herhangi bir şeyin üzerine çiziktirmeyi ve onu daha sonra defterime geçirmek üzere yazmayı hiç bırakmadım. On yıllarca geçen süreçte içimden gelen yazmak benim değerlerimin içinde olduğu gerçeğini bilmek, yazdığım ve paylaştığım blog yazı ve sosyal medya hesaplarımla, bireysel ve grup çalışmalarımla, eğitimci becerimle, kendimi ifade etmek öğrendiğimi öğretmek en yüksek değerlerim içindedir.

    Bu nasıl mümkün olabilir? Kendimi tanımakla, bilmekle, aklın güçlerini geliştirmekle. Peki, bu, nasıl mümkün olur? Doğru soruyu dürüstçe ve samimi sorabilmekle. Peki, değerlerimizden nasıl emin olacağız dediğinizi duyar gibiyim. Ortalama bir gününüze bakarak, neler yapıyorsunuz? Tüm yaşam alanlarınıza bakarak, bir bütün olarak deneyimlerinize spesifik bakışla yaklaşarak tespit edebilirsiniz. Böylece yükselen alçalan duygularınızı yönetme becerisinin farkındalığına bir adım atarak, huzurlu ve dengede, evrenin desteğini de alarak bir yaşam düzeni içinde olursunuz. Bu kadar basit mi? Evet, basit, anlaşılır, uygulanabilir. Zaten yaşam denen süreç de bu.

    Tabi bunun sonrası yani değerlerinizi belirledikten sonra önceliklerinize göre bir yaşam için tasarımınıza uygun, iradeli yaşamak, başka soruları da getirecektir. O sorular da başka bir yazının konusu. Bir sonraki konu başlığında görüşmek üzere derken, değerlerinizi tam, net, emin olarak öğrenmenizde size tüm profesyonel deneyim, beceri ve yeteneklerimle yardımcı olmak için buradayım. Ayrıca geri bildirimleriniz için şimdiden teşekkür ederim. Sevgi ve saygı ile.

    Arzu Aykın/ Meditator Profesyonel Nefes ve Yaşam Koçu Kolaylaştırıcı Dönüştürücü Lider

    Birinin karakterinde belirgin bir alçaklık ya da aptallığa rastlarsanız … sizi sinirlendirmemesine ya da üzmemesine dikkat edin ve yalnızca onun sizin bilginizi artırdığını düşünün, bunu insanın karakterini anlamak için dikkate alınması gereken yeni bir gerçek olarak görün. Bu olguya çok karakteristik bir mineral örneğine rastlayan bir mineral bilimci gibi yaklaşın. Arthur Schopenhauer

  • DÖNGÜLERİYLE…

    ”Çoğu insanın, duymamak için konuşması gerekir.” May Sarton

    ”…döngüleriyle…”

    ”Ne, nasıl, başta ne dedi, duyamadım, şey pardon tekrar etseniz” içeriden haykıran sesini kendinden başkasının duyamayacağı gerçeğini en nihayet hatırladı. Kendine kızıyordu. Ne diye salonun en arka sıralarında bir yer bulup, yerleşmişti. İçeriye girerken geç kalmanın utancı ile etrafına bakamadan, başı önde, istemsizce salonun arka tarafına yönelmişti. Sandalyeye oturmak ona uzun bir zaman gibi geldi. Hala kızgındı. Arı vızıltısını andıran uğultunun arasından konuşmacıyı nasıl duyacaktı ki? Bunu nasıl düşünememişti. Tabi ya trafiğe takılmış, konferansa varmak üzere, konferans salonuna olmak isteği zamandan daha sonra girmişti. Yapının on sekizinci yüzyılda yapılmış olduğu gerçeğinin büyüsüne kapılmış, nasıl da o gününü planlayamamıştı. Kızgınlık artık öfke boyutuna taşınmıştı. Konuşmacıyı yaklaşık bir senedir bekliyordu; ağızından her çıkacak kelimenin, her bir sözün, her bir kelimesini not edecekti. Çok kıymetliydi onun için, hayatı için; nerdeyse ölüm kalım meselesi haline getirmişti. Çoğu zamanı ”insanlar beni anlamıyorlar” serzenişleri ile geçiyordu. Sanki yalnızlık büyüsü yapılmış da büyünün etkisinden hiç çıkamıyormuş gibi. Çoğu zaman üzgün, hayal kırıklıkları yaşıyordu. O, içinden çıkılamayan büyük bir savaş meydanında iken, en yakınları ”ne kadar sakin, sessiz” diye övgülerle dolduruyordu zamanı ve mekanı.

    Bir an için nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. Konuşmacı ara vermişti. Arayı fırsat bilenler yapının bahçesine doğru, karıncaların sıra sıra yuvaya akışı gibi uğultu ile birlikte çıkıyorlardı. Zihninde yankılanan ”döngü, döngü döngü…” Neyin döngüsü? Ölüm mü, yaşam mı, nefes mi, mevsim mi, evrim mi, yaradılış mı, enerji mi, madde mi, eylem mi, huzur mu? Kime sorabilirdi ki? Kim sorusunun cevabını verebilirdi ki? Tarihi salon çok büyüktü; bine yakın insanı içine rahat rahat alırdı. Yapıldığı tarihlerde büyük sanat gösterilerine hizmet ettiği girişte yazıyordu. Duvarlardaki ve tavandaki ahşap oymalarla bütünleşen tablolar büyüleyiciydi. Bir savaş destanı ve sonucundaki zafer ve barışın kutlaması resmedilmişti. Ressamın tüm salonu hangi düşünce ve duygularla, ne kadar sürede tamamlamış olduğunu düşünmeden edemedi.

    Uğultu hala yapının bahçesinde, ara, devam ediyordu. Salonda kendi gibi birini aramaya koyuldu. Döngünün öncesinde kaçırdıklarını öğrenmenin peşine düştü. Öyle ki, döngünün sonrasındakileri de kaçırdığının farkında değildi. Gözleri bir radar gibiydi. ”İşte! Buldum, benim gibi biri.” dedi. Sandalyeye iyice gömülmüş, fark edilmekten korkarcasına başı önde öylece oturuyordu. Yaklaştığında gördü. Kitap vardı kucağında. Kitap mı onu okuyor, o mu kitabı okuyor diye düşünmeden edemedi. İçinde susmayan yorumları, yargıları onu nasıl da içinden çıkılmayan bir döngüde tuttuğunun farkında olamadan sandalyede gömülmüş turuncu saçlı, gözlüklü adama cevabın onda olduğuna kesin inanarak, gülümsemesinin arkasındaki sinsi merakla ”Merhaba” dedi…

    Arzu Aykın

    ”Tanrı’yı bulmamız gerek. O, gürültü ve huzursuzluk içinde bulunmaz. Tanrı sessizliğin dostudur. Bakın, doğa- ağaçlar, çiçekler çimenler- nasıl sessizce büyüyorlar, bakın yıldızlar, ay ve güneş nasıl sessizce hareket ediyorlar… ruhlara dokunabilmek için sessizliğe ihtiyacımız var.” Rahibe Teresa

  • YAŞAMA DAİR…

    ”Duyularımızın yaşamına hakikaten açık olduğumuzda -aslında hayvansı gözlerimizle bakar ve hayvansı kulaklarımızla işitirken- dünyada çevremizde bulunan hiç bir şeyin pasif ya da dilsiz bir nesne olarak hissedilemeyeceğini keşfederiz. Her nesne, her varlık bakışlarımıza kendi sırlarıyla karşılık verir…” David Abram

    Merhaba, nasılsınız? Öncelikle geri bildirimleriniz için teşekkür ederim. Benim için ilham verici. Daha bir ilgiyle, özenle, gayretle yazıyorum.

    Bu haftanın yazı konusu yaşam bilgisi, hayat bilgisi, Gerçek’in bilgisi. Bunun için bazı kavramları açıklamak yazının anlaşılırlığını arttıracak, amacıma bütüne katkısı anlamlı olacaktır.

    İlk kavram; Yaşam. Yaşam; Büyüme, metabolizma, uyarıcıya cevap verme ve üreme ile kendilerini ifade eden özellikler veya nitelikler. Bir insanın yaşamını meydana getiren, fiziksel, zihinsel ve ruhsal deneyimler. Sonra ki kavram Lütuf. Lütuf; her yerde daima var olan bilinç alanından ve içinizden açığa çıkan destekleyici etkiler. Bir diğeri Yeni Düşünce. Yeni düşünce; katılımcıları yapıcı düşünce, bütüncül yaşama ve daha yüksek gerçekliklerin bağımsız bir şekilde araştırılmasına önem verdikleri modern bir hareket.

    Yaşam, lütuflarla ifade bulan dahice bir süreçtir. Yaşamın içinde deneyimlenen ve gözlemlenen her şey lütuftur. Burada bi kaç dakika düşünmenizi rica etsem zihninden geçen fikir ve düşünceler nelerdir? Kendinle baş başa bi kaç dakika. Yaşam, bilinçli yaşamayı hatırlamaktır. Bilinç yükselişi, bu kesintisiz süreç berrak farkındalıkla yaşanırken doğallıkla gerçekleşen bir oluştur. Yaşam, anlamlı hizmetler bütünüdür.

    Ünlü şair Nazım Hikmet’in dediği gibi yaşamak ciddi bir iştir.

    ”Yaşamak şakaya gelmez,

    Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,

    Bir sincap gibi mesela,

    Yani yaşamın dışında ve ötesinde hiç bir şey beklemeden,

    Yani bütün işin gücün yaşamak olacak…”

    Yaşamak, süreçtir. Yaşamın acı veren, sancılı lütuflarıyla karşılaştığımızda, henüz yaşamla birlikte akarak, onun tam desteğini alabileceğimiz bir olgunlukta olmadığımızı anlamak önemlidir. Gözümüzde büyüttüğümüz, bize zor görünen her olay, durum yaşamın hareketli süreçlerini öğrenmemiz ve koşullanmış düşüncelerle sınırlandırılmış bakışı aşmak için özel birer fırsattır.

    Yaşam çok değerlidir. Zaman çok değerlidir. Nefes çok değerlidir. Peki, bu değerleri yanılgılarla boşa harcamak nedendir? Burada bulunma nedenini ıskalamak nedendir? Bir kaç dakika düşünmenizi istesem…

    Bir çok teknik, bilim- ilim bizlere yaşamı, doğal, dengeli, sağlıklı yaşamın nasıl mümkün olabileceği konusunda bilgi verir. Dünyada bizler Kendini Bilme, Gerçek’i Bilme arayışında +- bir çok deneyime sahip olduğumuz gibi, idrak içinde olmadığımızda aynı benzer deneyimler içinde devam eden döngüsel bir yaşama sahibizdir. Kavramak, idrak bu süreçte önemlidir. Dünyada huzurlu yaşamak için evrensel ilkelere uyumlu, idraklı bir yaşamı nasıl kurgulayacağımızı, zihinsel ve ruhsal bütünlük içinde görev ve sorumluluklarımızı nasıl yerine getireceğimizi doğru anlamak, anlayışımızı da eylemlerimizle beceriyle, kendimize, ailemize, çevremize, dünyaya hizmet ederek mümkündür. Bu da zihnin dinginleştirilmesini gerektirir.

    Hatalar değerlidir. Bize çok şey öğretir, bizi büyütür ve geliştirirler. Hata yapmaktan korkma. Hiç bir şey yapmamaktan rahatsız olmak önemlidir. Suç, utanç, pişmanlık durum ve olayların bize sunduğu bilgeliği, hizmeti kavramak, idrak etmek önemlidir.

    Burada küçük bir öneri ile rehberlik etmek fayda getirebilir. Her türlü ilişkilerinizde tetiklendiğiniz (olumlu-olumsuz) her bir durum ve olayda tetiklendiğiniz eylem, eylemsizlik ya da özelliğin ne olduğunu bulup, bu eylem, eylemsizlik ya da özelliğin fayda ve zararlarını sorgulamak kendine ve diğer her şeyle olan bağına bakışında, bilincinizde yapıcı fikirlerle dönüşümü getireceği kesindir.

    Yaşam süreçlerimizde içsel ve dışsal dengeyi oluşturmak, korumak bizim kendi sorumluluğumuzdur. Hayatımızda tüm yaşanılan, yaşanılmakta olan ve olacak olan tüm her şeyden sorumlu olduğumuzu kavramak önemlidir. Dürüst, samimi, kararlı, ruh farkındalığında, zihinsel ve fiziksel donanımlarımızı doğru kullanmak önemlidir. Ruhsal bir varlık olduğumuz gerçeği ile şükranla dünyayı onurlandırmak, sonsuz huzur ve dengeye adım atmakla aynıdır.

    Gerçek amaçlar; bizleri daima, artarak, yaşamla ve değerlerimizle bütünler. Sonsuz olasılıklar içeren sonsuz, sınırsız bir alandır yaşam.

    Peki, sınırlı, limitleyen düşünce ve inançlarınızın ne kadarının farkındasınız? Tüm fırsatlar her zaman yaşamınızda hazırken ne yapıyor ya da yapmıyorsunuz da kendinizi şanssız algılıyorsunuz?

    Dikkatimizi neye doğru verirsek onunla özdeşleşiriz.

    Şartlanmış, koşullanmış kişilik baskısından özgür olduğumuzda içsel, çevresel koşullardan ve kişisel iletişimin her türlü etkilerinden arınmış oluruz. Bilinçsiz tepkiler, kararsızlıklar, duygu yükleri, duygusal ani karar verişler son bulur. Bu nasıl mümkün olur derseniz çalışılmış bir zihinle mümkündür.

    İçinde yaşadığımız dünyayı olduğu hali ile algılamak, yaradılışımızla bize verilmiş olan aklımızı, düşünce becerimizi, öğrenme, bilme, inceleme, araştırma, karar verme becerilerimizi kullanarak, pratiklerle, uygulamalarla geliştireceğiz. Nötr, tarafsız, ay ve güneş arası yaşamı yönetme becerisini geliştirmek, kaliteli, etkin, sağlıklı, dengeli bir yaşam, objektif; 360 derece bakış önemlidir. Bunun farkındalığı için de ”Buddha’nın Sekiz Aşamalı Yolu” bunlardan biridir. Nefes seansları, bilinç çalışmaları, koçluk, meditasyon, yoga asanalar, sağlıklı dengeli beslenme, uyku, dua bizi destekleyen diğer araçlardandır. Zihin ruhsal gelişim için araçtır. Neden buradasın? Amacın ne? Bize bu ve benzer soruların cevaplarını barındırır. Cevapları algılamak çalışılmış bir zihinle mümkündür. Bireysel ve grup çalışmalarımla size yardımcı olmak için buradayım. Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın /Kolaylaştırıcı-Dönüştürücü Uzman Lider

    ”İhmal ettiğiniz hislerinizi kullanmaya başladığınızda, ödülünüz dünyayı yepyeni gözlerle görmek olacak.” Barbara Sher

  • YANSIMA

    ”Görünmez evrenin görünür olandan daha gerçek olduğu, deneyimli bilim insanları nezdinde, hiç bu kritik yüzyılda olduğu kadar yaygın bir şekilde kabul görmemişti. Ama bu, geleceği görenler ve filozoflar için yeni bir kavram olmaktan çok uzaktır. Çünkü unutmayınız ki Aristo hayata ”maddeyi saran ruh” derdi ve büyük dinlerin hepsi tarafından yürekten kabul görmüş bir kavramdır… mistisizm felsefesi de aynı şekilde akla yakın biçimde yükselişte… maddi olmayan dünyanın yeni farkına varılan gerçekliği, etkili enerji sahaları, enerji taşıyan dalgalar ve her şeyi sarıp sarmalayan, her şeye hakim zihinler de öyle…” Guy Murchie

    Merhaba, nasılsınız? Yeni, yeniden sizinleyim. Anlaşılırlık için, bazı kavramları açıklayarak başlayacağım.

    Yansıma; homojen bir ortam içerisinde dalgaların yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön ve doğrultu değiştirip, geldiği ortama geri dönmesi olayına denir. Tanımı bi kaç kez daha okumanızı önerebilirim. Yansımanın genel örnekleri ışık, ses ve su dalgalarıdır.

    Bilinç; öz farkında olma, gözlemleme ve algılama kabiliyeti. Bilinçaltı; bilinçli farkındalığın seviyesinin altında. Cennet ise; Özünde evrenin belirli bir kısmını tanımlamak için kullanılan kozmolojik bir kelime. Mutlak; tam, saf, doğasında veya özelliğinde mükemmel.

    Yaşam bir süreç; ilk nefes ve son nefes arası ve evrenin üç niteliğinin yarattığı deneyimlerle ruhsal bir büyüme; Kendini Bilmek, Tanrı’yı Bilmek ve Tek Bilinç ve Sonsuz Gerçek’te bilinçte tüm tutunduklarımızdan özgürleşerek, eşit değerle Hakiki Bilgiyi hatırlayarak yaşamın anlam noktasında yolda, yol olmaktır.

    Peki, şimdi zihin açıcı bir kaç soruya ne dersiniz?

    Neden yaşıyorsunuz? Hayatınızda nelerle meşgulsünüz? Beklentileriniz, hedefleriniz, hayalleriniz, problemleriniz, parayla ilişkiniz, başarılarınız, sebepleriniz, sonuçlarınız, bahaneleriniz, istekleriniz, arzularınız, tutkularınız? Tüm bu olan yani bütün yaşam kaos gibi algılansa da kendi içinde bir düzeni var.

    Peki, tüm bunların içinde; tam da orta yerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Gergin, öfkeli, sinirli, stresli, sıkışmış, ezilmiş, değersiz?

    Böyle tam da tanımladığınız duygu durumları içindeyken hangi davranışlarda bulunuyorsunuz? Alışılmış tekrar eden davranışlar, eylem ya da eylemsizliğin sonunda duygu durumunuz nasıl? Aynı anda nefesinize dikkat etmenizi istesem…Yavaş ve düzenli mi? Yoksa çok hızlı ve düzensiz mi? Alış-verişler arasında bekliyor musunuz? Nefesinizi tutuyor musunuz, hatta nefes almıyormuş gibi misiniz? Zihninizden geçen düşünceler neler? Yakaladığınız sık tekrarlanan düşünceler neler? Bugüne kadar o düşünce, o sesleri bastırmak için neler yaptığına da bi bakış atsan yoğun, yorucu çabalarınızı görüyor musunuz? Fiziksel olarak nasıl hissediyorsunuz? Ruhsal, duygusal olarak? Yalnız mı? Dışlanmış mı?

    Tek bilinçteyiz. Gerçek anlamda düşünceler maddedir. Çevrenizdeki insanlarla birlikte dış dünyanızda olup biten her şey, iç dünyanızda olup bitenlerin bir yansımasıdır.

    Şimdi düşüncelerinize biraz daha yakından bakını. Lütfen. Korkmayın. Hepsi geçmiş ve gelecekle ilgili ve sizde korkuyu, utancı, suçu, öfkeyi yaratanda bu. Oysa ki an hakikatinde düşünce yok. Aslında bunun tam deneyimine sahipsiniz; severek, isteyerek yaptığınız her eyleminizde nefesinizin bağlantılı oluşu gerçeği gibi yaptığınız her neyse o eylemle bir olarak, halden hale geçeriz. İsterseniz hatırlayabilirsiniz. En çok buna çocukken sahiptik. Koşullanmalar ve şartlanmalar arttıkça hayatımız zorunlu yapılması gerekenler menüsüne uymakla geçiyor. Ne dersiniz? Bu da iç dünyanın kaosu dış dünyanızı yaratıyor gerçeğinin kaçınılmaz sonucunu yaratıyor. İç dünyamız dışımıza yansıyor, ilişkilerimize yansıyor, her ne ile ilişki içindeysek ona yansıyor. Tekrar aynı soruyu soracağım. Neden yaşıyorsunuz?

    Burada suç ve utanç duygularına dair bi kaç söz eklemek isterim. Bu duygularla hem kendimi hem de diğerlerini yargılama eğilimi gösterdiğimi bir çok kez deneyimledim. Ya siz? Yargılama eğilimim de bana kendimle ilgili sevmediğim şeylerden uzak durmamı, hatta kaçmama, bazen de saldırgan (kaba davranışlar) davranışlarda bulunmama neden oluyordu. Tanıdık mı?

    “Bir başkasında yargıladığınız belirli özelliğin aynısını sergilediğinizi nerede ve ne zaman algılıyorsunuz?”

    Her seferinde kendi hayatımda aynı davranışı sergilediğime dair bir çok deneyimlere sahip olduğumu algıladım.

    Bu, başkalarında gördüklerimin bende de olduğundan emin olmamı sağladı . Aynı soruyu hayran olduğum insanlar içinde sordum. Deneyimlediğimi hem de bir çok kez algıladım.

    Bu farkındalık, herkesin kendimi sevmeyi öğrenmeme yardım etmek için orada olduğuna dair  zihin açıcı başka bir kavrayışa yol açtı. Algıladığım her şeyin, kendi içimde sahip olmadığım şeylerin bir yansıması olduğunun farkına vardım. Siz de aynı soruyu sorup, zihinde bir kaç dakika yolculuk yapabilirsiniz. Ne demek istediğim anlaşılır olacaktır.

    Evet! Hayatınızı yeniden yaratmak mümkün. Yaşınız kaç olursa olsun, hangi hastalığınız olursa olsun, hangi tür sorunların, problemlerin içinde olursanız olun. Hayatınızı yeniden yaratmak çalışılmış bir zihin ile mümkün.

    Küçük bir adım için sadece elimi tutun. Gözlerinizi kapatın. En Yüce Bilincin gücünün Titreşimi ” AUM.” Yaradan’ın apaçık görünen kanıtı, evrensel titreşim. Sanskrit dilinde bir kelimedir. Bilincin dört seviyesi ile ilgilidir. Uyanıklık, rüya, uyku ve saf Kendini Biliş.

    Aklın ve zihnin fonksiyonlarının etkinliği ve gelişimi için değişimin kaçınılmaz olduğu evrende tutunduklarını bırakmak, dönüşüm içinde yerini yapıcı düşüncelerle doldurmak önemlidir. Ruhsal gelişimle birlikte Dünya realitesinde planladığınız hedeflerinize ulaşmak mümkün.

    Nasıl mı? Öncelikle sorumluluğunuzun farkına varın. Yaşamınız nasılsa bunun sorumluluğu Size ait. Değiştirebilecek Tek kişi yine Siz olduğunuzun farkına varın. Hayatınızın yönetimini alabilirsiniz. Yaşamınız bir Yansıma; bir ayna. Yaşamınıza bakın. Nefesinize bakın.

    Nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz…

    Bunun için destekleyici en önemli araçlardan ilki meditasyon, diğeri bilinç pratikleri, yoga asanalar ve nefes seansları. Yalnız başına yapılabilir, ancak sürdürülebilirlik için bir uzman desteği almanızı öneririm.

    Yaşam bir süreç ve bir ömür alıyor yaşamak. Farkındalıklı, bilinçli bir yaşam için adanmışlıkla ve kararlılıkla devam eden bireysel ve grup çalışmalarıma katılabilir, destek alabilirsiniz. Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın / Dönüştürücü Uzman Lider

    ”Dış dünya ve onun tüm şekilleri iç dünyanın imzasıdır.” Jacob Bohme

  • DİNLEYİCİ

    ” ” Yavaş” dedi salyangoz, ”Zıp zıp” dedi tavşan, ”Yorma kendini” dedi çita, ”Daha yolun uzun.” ” M.C.Richards

    Dinleyici tüm odağını hikayeyi anlatan yolcuya yönlendirmişti. Yolcu ormanın derinliklerinden, kuzeyden gelmişti. Nehir kenarına yakın, daha yukarılarda çoğunlukla yaşlarının kesin olarak bilinmediği yelpaze şeklindeki mavi çam ağaçlarının eteklerinde, yerleşik, tek katlı, birbirlerine belli bir açıyla hizalanan kulübelerin hakim olduğu, yüz kadar insanın bir arada yaşadığı yere istemsizce nasıl çekildiğini anlatıyordu. Aylardır yol boyunca konuşabileceği bir insan görmemişti. Anlattığına göre yolculuğu sırasında güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, kuşlar, kurtlar ve daha nicesi ona rehberlik etmişti. Değişimin kaçınılmaz olduğu evrende, mucizevi şekilde evrensel güçlerin onu nasıl desteklediğini anlattıktan sonra, devam etti konuşmasına.

    ”Büyük sessizlik yemini etmiş gibi sadece olanı izliyor, tanıklık ediyordum. Tanıklık ederken de doğanın beni izlendiğinden emindim. Çocukken büyük babamla ormana odun toplamaya giderdik. Üç beş gün ormanda işlerimizle meşgul olurduk. Tüm o süre boyunca büyük babam doğanın güçlerinden bahsederdi. Yağmurdan, rüzgardan, sisten, güneşten, ağaçların bilgeliğinden. Kendi içinde barındırdığı çeşitten ve çeşidin birbiriyle uyumundan, birlikte hizmetlerinden, kendi doğal hallerine sadık kalışlarından bir çok hikayelerle bezenmiş kadim bilgilerle beni donatırdı. Tüm yolculuğum boyunca sanki aynı zaman, aynı mekandaydım . Korkusuzca yol aldım. Benimleydi büyük babam ve tüm olan. Sizin topraklara getirdi beni; bütün bilgeliği ve dingin sessizliği ile size getirdi beni. ”

    Saçı sakalı bir, siyah şapkalı yolcunun dudakları kurumuştu. Etrafını saran dinleyici içinde çantasının kenarındaki matarayı eline aldı, ağzındaki tıpayı bir hamlede çıkarttı ve bir kaç yudum su içti. Dinleyici ellerini kalbinde birleştirerek ”Hoşgeldin” dediler hep bir ağızdan. Yolcu elini kalbine götürdü başını hafifçe öne eğerek teşekkür etti. Uzun bir zamandan beri dinleyici başka diyarlardan gelen biriyle karşılaşmamıştı. Meraklı gözlerle, yeni bir şey öğrenme gayretiyle, tüm odakları yolcuda, anlatacaklarını dinlemek istiyorlardı. Sessizlik en can dosttu ve o ana hakim olan buydu. Tüm dikkatleriyle o ana, o andaki yolcuya, yolcunun hikayesine kilitlenmiş dinleyici; tek bir kalp atışı gibi sadece o an. Ortama ağaçlar ve üstünde barındırdığı tüm alemin armonisiyle birlikte, rüzgarın güneş ışıklarıyla iki canın birbirini kucaklaması gibi sürtünmeyle çıkan hışırtı hakimdi. Dinleyici yoldan habersiz sadece yaşadığı ormanı biliyordu. Yolcu konuşmasına kadim bir sözle başladı.

    Hareket et, yol açılacaktır. Kuzeyin ışıkları yolunu aydınlatacaktır.

  • SERVETİN İNŞASI

    ”Hayat bir olma sürecidir, içinden geçmemiz gereken süreçlerin bir kombinasyonudur. İnsanların burada başarısız oldukları nokta; bir durum, bir hal seçip orada kalmak istemeleridir. Bu bir nevi ölümdür.” Anais Nin

    Merhaba, nasılsınız?

    Servet nedir? İlk aklınıza gelen anlamı nedir? Servet; mal mülk, zenginlik, varlık demek sözlük anlamında yani maddi manevi tüm her olan, her şey anlamına geldiğini algılamak zor olmasa gerek. Ancak bizler servet dediğimizde ilk akla gelen şeyin para olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz, dar bir düşünce olsa da…

    Gerçek zenginlik ruhsal temellidir. Zenginliğin; ruhsal gerçekliklerin farkındalığına ve onun deneyimlenmesini sağlayan ilkelerle, uyumlu bir işbirliğine dayalı olması önemlidir. Bu da demektir ki yaşamın en yüksek potansiyelini gerçekleştirmek için niyet etmek, kararlılık, bilgelikle davranmamızı sağlayan bilgiye sahip olmak, sürdürülebilirlik ve inançla ilerlemektir.

    Zenginleşmek Latince ”prosperus” şanslı kelimesinden gelmektedir. Zenginleşmek gelişmek, büyümek, serpilmek, başarılı olmak; akışkan refah içinde olmak; en yüksek iyiliği güvence altına alan, kaynakların, destekleyici olayların ve ilişkilerin sürekli akışı içinde olmak demektir. Zenginlik bolluktur, berekettir ve yaşamın ruhsal, zihinsel, fiziksel ve çevresel bileşenleri uyumlu bir biçimde bütünleşmiş olduklarında deneyimlenmektedir.

    Nasıl olduğunda bolluk, bereket, refah içindeyizdir? Şimdi bi bakalım.

    • Ruhsal olarak farkında olduğumuzda,
    • Zihinsel, duygusal, fiziksel sağlıklı olduğumuzda,
    • Bir arada olduğumuz insanlarla uyumlu, karşılıklı doyurucu ilişkilerimiz olduğunda,
    • Dünya ile ve tüm her olanla güven dolu ilişkide olduğumuzda,
    • Anlamlı amaçlarımızı sürekli, sürdürülebilir olarak gerçekleştirdiğimizde, başarılı olduğumuzda,
    • Yaşam geliştirici arzularımızı kolayca karşılayabildiğimizde,
    • İyiliğimizi destekleyen ve etkili bir biçimde yaşamamızı sağlayan kaynaklar her zaman mevcut olduğunda.

    Bol miktarda maddi şeylere sahip olmak tek başına gerçek zenginlik ve zenginlik kanıtı değildir.

    Hiç düşündünüz mü? Neden bir çok ruhsal yönelimli insanlar para konusunda başarılı olamıyorlar, zenginliklerini kanıtlayamıyorlar?

    Peki, neden ruhsal açıdan uyanık olmayan bir çok insan finansal açıdan başarılı olabiliyorlar?

    Başka bir soru; sınırlandırıcı siyasi, toplumsal ve ekonomik koşulları olan insanlar nasıl zenginleşebilirler? Burada koşulları belirleyen ilkelerin evrensel olduğunu hatırlamak önemlidir.

    Şimdi buradan konuyu isterseniz zenginliği nasıl oluşturabiliriz sorusuna bir bakışla yaklaşalım. Zenginliğin ilk adımı insanın iş ahlakının olması ve insanlığa hizmet etmesi. Yaptığımız işle kaliteli, etkin, verimli olmasının yanında tatminlikle birlikte kar etmesi önemlidir. İşin etkin yönetilmesi de sürdürülebilirlik için ayrıca gereklidir. Bunun yanında kazancınızdan belli oranda birikim, yatırım şarttır. Tasarruf etmezsek hayatımız boyunca para için çalışmak zorunda kalırız. Burada size ” Zamana Karşı” filmini izlemenizi önerebilirim.

    Tasarruf ile birlikte para büyümeye başlayacaktır. Bunun için bir aksiyon planı ve hedef önemlidir.

    Ünlü iş adamı Warren Buffet’in bir sözüyle konuya katkı sağlayalım.

    “Paranın bir numaralı kuralı onu kaybetmemektir. İki numaralı kural: bir numaralı kuralı unutma.”

    Servet yaratmak için daha büyük bir amacımızın olması, nedenimizin olması gerekli ön koşuldur.

    Kendimize bir servet yaratmanın, bir servet edinmenin, miras bırakmanın dünyaya, diğerlerine ve bana faydası, değeri ve hizmetinin ne olduğu konusunda kendimizle baş başa kalarak düşünüp, sorgulamak bizlerde bir fark yaratacağı kesindir.

    Şimdi kendimize son bir kaç soru daha soracak olursak; Yaşamımı nasıl yaşıyorum? Eylemlerim isteklerimi karşılamak üzere iyi bir şekilde düzenlenmiş bir durumda mı? Bir amaç duygusu içinde miyim yoksa oradan oraya savruluyor muyum? Geçici heveslerle yönetilen bir hayata mı sahibim? Ve daha bir çok soruyu kendimize dürüstçe sorabilir, cevaplayabiliriz.

    Kendine yapıcı bir düşünce şekliyle yaklaşmak önemli. Hoşgörü, anlayış göstermek önemli. İyimserlik alışkanlık olarak, kişisel çabalardan mümkün olan en iyi sonuçları beklemeye eğilimli olmak için uzman rehberliğinde daha hızlı, kolay ilerleyebilirsiniz. İşin uzmanları yeteneklerinizi, becerilerinizi fark etmenizi ve daha etkin bir biçimde kullanmanızda rehberlik edebileceği kesindir.

    Son bir soru;

    Daha etkili bir biçimde yaşamayı öğrenmek, yaşama sürecine güvenmek istiyor musunuz? Cevabınız evet ise; karşılaşabileceğiniz stresli durumları tatmin edici durumlara veya deneyime nasıl dönüştüreceğinizi öğrenmenizde size yardımcı olmak için buradayım. Maddeler halinde belirttiğim durumların açılımlarını kalıcı huzurla deneyimlemek isterseniz atölye çalışmalarımı, bireysel ve grup uygulamalarımı şiddetle takip etmenizi öneririm.

    Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın / Dönüştürücü Lider Koç

    Özgürleşmek; sınırlayan veya kısıtlayan koşullardan kurtarmak.