”İç kılavuzunuzdan her koptuğunuzda bir enerji kaybı, güç kaybı, tinsel durgunluk hissedersiniz.” – Shakti Gwain

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Bütün Gücünüzü Nerede Kullanıyorsunuz?
Çoğumuz kesintisiz hissettiren bir koşuşturmanın içindeyiz. Yaşadığımız irili ufaklı pek çok durumun tam ortasındayız; ama dahil olduğumuz bu hayatın anlamından bir o kadar uzak, üzerinde düşünmekten de bir o kadar imtina ediyoruz. Her gün, her gün aynı ya da benzer bir döngü…
Anlamıyoruz. Eleştiriyor, yargılıyor, çatışıyoruz. Kendimiz dışındaki herkese söyleyecek en az bir sözümüz var. Ancak gün içinde ya da sonunda yoruluyor ve kendi içimizde yalnızlaşıyoruz. “Onlar…” diye başlayan cümlelerin ötesine geçip hakiki bir bağ kurma çabasına girmiyoruz. Oysa bu dünyada hepimiz aynı zorbalıkların gölgesinde, farkında olmadan birer zorba haline geliyoruz. Arzulamadığımız sonuçlarla baş başa kalıyor ve buna mecburmuşuz gibi hissetmeye başlıyoruz.
Peki ama biz ne yapıyoruz?
Memnun olmadığımız durumlar karşısında neredeyiz? Yaşamsal gücümüzü, potansiyelimizi bütünsel olarak nerede ve nasıl kullanıyoruz? Maruz kaldığımız uyaranlarla, yalnızlığımızı bastırma ve anlık hazlar yaşama arzumuzla normalleştirdiğimiz düşünce ve inanç kalıplarımız varken ve bunlara onay ararken; gerçekten neyi bekliyor, neyi umut ediyoruz?
Belki de önce bu “beklenti” dediklerimizi açmak, samimiyetle incelemek önemlidir.
Günlük ihtiyaçlarımızın ve çevresel etkilerin baskısıyla şekillenirken; elde etmek istediklerimizi çoğunlukla niyeti gizlerken ilişkilerimizi, işimizi ve yaşamı nasıl sağlıklı bir zemine oturtabiliriz? Hizmet alan ve hizmet veren rolleri arasında sürekli yer değiştirirken, birbirimizin hayatında nasıl bir iz bırakıyoruz?
Dünyanın ve onun kaynaklarını tüketen bizlerin sorunlarıyla birlikte büyüyen ihtiyaçları karşısında; yeni yetişen nesillere nasıl bir miras bırakacağımızı birlikte düşünmenin zamanı gelmedi mi?
Çoğumuz hatırlarız: Çalışma hayatımızın ilk yıllarında fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tolere edebildiğimiz yüklerin üzerine farkındalık eklemediğimizde; ilerleyen yaşlarda neleri kaybedip neleri kazandığımızı hastaneler, hapishaneler, okullar, finansal krizler ve doğanın tahribatı bize açıkça göstermiyor mu? Bütün bu tabloya rağmen biz korkularımızı ve endişelerimizi hâlâ nerede, nasıl harcıyoruz? Neden? En zor durumları atlatmamızı sağlayan, “sevdiklerim” dediklerimiz değil mi? Ya da hiç tanımadığımız bir kişinin bir dokunuşu, gülümsemesi, sarılması… Bize tam olarak güç veren nedir, biz kime güç vermeye çabalıyoruz?
Beş duyumuzun ötesinde gördüklerimiz bize ne anlatmaya çalışıyor? Varsayımlar üzerinden hayatımızı düzenlemenin sonuçlarını daha ne kadar denemeye devam edeceğiz? Sonsuz mirasımız gerçekten ne olsun istiyoruz?
“Ailem, evim, toprağım, dünyam” diyerek sahiplendiğimiz ya da sahiplenmediklerimiz her şeyi hangi niyetle yönetiyor, nasıl bir hizmete dönüştürüyoruz? Çevremize iyi ve iyilik verebiliyor muyuz? İlişkilerimizde, işimizde, hizmet alışverişlerimizde sevgi ve saygı akışını gerçekten sağlayabiliyor muyuz?
Tüm yaşlarımızı, deneyimlerimizi ve alışkanlıklarımızı, o tek bir “an”ın içinde; hangi niyetle ve nerede kullanıyoruz?
Peki, tüm bu soruların yanıtlarını tek başınıza aramaya devam etmek mi, yoksa özünüzdeki o gücü birlikte açığa çıkarmak mı?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?