”Kişiden, kaderini gerçekleştirmek için ne yapması gerekiyorsa onu yapması beklenir.”
– Paul Tillich

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Tüm sahip olmaya çalıştığımız nedir ki?
“Nasılsın?” sorusuna verilen yanıt; bazılarımız için fırtınalı bir denizi tarif etmek gibidir, bazılarımız içinse içe bükülüp sessizce kabaran suları derinde yaşamak… Çok az insan içinse sevinç ve mutluluk; kişiye özel, yalnızca o kişide anlam bulan eylemlerle kendine yer bulur ve ifade edilir.
Peki, servet dediğimiz şey tam olarak nedir? Günümüzde domino etkisiyle birbirimizin içine doğru çekildiğimizi hissederken; sorguladığımız ya da tam zıttı ile görmezden geldiğimiz şeylerin toplamı bizi hangi hisse getirip bırakıyor?
Ne olmak, ne yapmak ve neye sahip olmak istiyoruz? Tüm bunların ortasında “Ben” dediğimiz kimdir? Kimiz, neyiz? Kendi doğamızı bilmeden, eksikliğimizi tam olarak nasıl tanımlayabiliriz ki? Belki de günlük hayatın, kurduğumuz ilişkilerin, içinde bulunduğumuz koşul ve durumların üzerimizde bıraktığı ama bir türlü adını koyamadığımız o duyguların bir sonucuyuzdur…
En temel ihtiyaçlarımızdan en üstteki kendini gerçekleştirme arzumuza kadar kendimizi nasıl tanımlıyoruz? Dışarıdan bakan bir göz bizi nasıl görürdü; “Ben”i nasıl anlatırdı?
Yaşamımızın tüm yaşlarında ve günlerinde; gizli ve belirsiz olanı geçmiş ile gelecek arasında bir yerlerde arar, anı bir türlü yaşayamadığımız o zaman algısında sürükleniriz. Belki de kendi ellerimizle araya ördüğümüz ve farkında bile olmadığımız bariyerlerin gerisinde, hayallerimizin bizden uzaklaşmasını izliyoruzdur… Ağzımızda, kendi kendimizi kandırdığımız yalanların tadıyla…
Yaşam bu olmasa gerek!
Bütün bu çabayı nerede ve nasıl veriyoruz? En önemlisi, kim ya da kimler için? “Benim dışımda” diye tanımladığımız dünya, kendi gözlerimizden gerçekten nasıl görünüyor? Gündemi takip etmek adına okunan birkaç makalenin, gazete haberinin ya da bir moderatörün süzgecinden mi? Yoksa kendi değerlerimiz yerine çevrenin ve parlak reklamların şekillendirdiği bir yaşamın içinden mi bakıyoruz?
Baskıyı tam olarak hangi yaşam alanımızda hissediyor, bunu nasıl tanımlıyoruz? Duyularımız vasıtasıyla algıladığımız hislerin; hissettirdiği duygular, düşünceler ve inançlarla birleşip aldığı kararlar silsilesinde, adeta kapalı bir sistemin içindeyiz.
Değişmek, değiştirmek istediğimiz şeyler; hissettiklerimiz ve düşündüklerimiz ortadayken… Gelişmeyi arzulayan doğamız ve meraklı hâllerimizle hayata adım atamayacak kadar korktuğumuzun farkında mıyız? Rekabet ile sınırlarımızı genişletme çabalarında hesapsızca yaptıklarımızın bize yüklediği hisleri taşıyabiliyor muyuz? “Yük” diye tanımladıklarımız tam olarak nedir? Bunu bir iyiliğe ve dönüşüme dönüştürmeyi ne kadar ve nasıl düşünebiliyoruz?
Peki, gerçekten tüm sahip olmaya çalıştığımız nedir? Arasındaki bağı ve ilişkiyi bir türlü göremediğimiz o eksik halka tam olarak ne? Her gece zihnimizde ertesi günün yapılacaklar listesine ekleyip de bir türlü tamamlayamadığımız o şey nedir?
Belki de sadece… Gerçek bir nedenimizin olmayışıdır.
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?