”Zekanızı satın ve kafa karışıklığı satın alın.” – Rumi

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Kendi Sınırlarımızdan Hayatın Amacına: İş, Ev ve İlişkilerde Dönüşüm Yolculuğu
Her gün yeni bir başlangıçtır; ancak çoğu zaman bunu böyle algılayamayız. Benzer ya da farklı arzuların peşinde koşarken, belki de hiç sorun etmememiz gereken küçücük ayrıntıların kıskacında sıkışır ve yanı başımızdan geçip giden fırsatları kaçırırız. Göremediğimiz bu fırsatların ardından ise kendimiz dışındaki insanların yaptıklarını ya da yapamadıklarını yargılamaya başlarız. Sonunda, olmak, yapmak ve sahip olmak istediklerimiz ile bulunduğumuz nokta arasındaki o yargı denizinde boğulurken buluruz kendimizi.
İlişkilerimizde yeterince düşünmediğimiz, hatta hesabını ciddiyetle yapmadığımız durumların neticesinde “tamamlanamamış” bir hisle öylece duruyor olabilir miyiz? İş, ev ve ilişkilerimizdeki dengesizliklerin arkasında, genellikle farkında olmadığımız çok daha derin bir içsel dinamik yatar.
Doğamız gereği kendimizi haklı çıkarma eğilimindeyizdir; bu yüzden kendi hatalarımızı görmekte zorlanırız. Öz-sevgimiz bir bariyer, kusurlarımızın üzerine çekilmiş bir perde gibi durur. İnsan kendi tarafını tuttukça, kendini kusurlu olarak değerlendirmekten kaçınır. Oysa kendi eksikliklerimizi kendimize dahi itiraf edemezken; arzuladıklarımızı gerçekleştirmenin hazzına, doyumuna ve gerçek tatmine nasıl ulaşabiliriz ki?
İnsanın kendi eksikliklerini ve hatalarını fark etmesi ilk bakışta olumsuz görünse de aslında gerçek gelişimin ilk şartıdır. Fiziksel bir rahatsızlığı olan kişinin, uzmanın koyduğu teşhis sayesinde hastalığını öğrenip bilincini tedaviye yöneltmesi gibi; insan da kendi kusurlarını dürüstçe gördüğünde iyileşme sürecine girer. Ancak yaşadığımız dünyaya ve hatta kendimize baktığımızda, çoğu zaman kendi “hastalıklarımız” konusunda yeterli bilince sahip değilizdir. İyileşme sorumluluğunu kolayca doktora, ilaca ya da hastaneye bırakırız. Çünkü dışarıyı yargılamak her zaman daha kolay gelir. Kendimizi sürekli haklı hissetmek bizi durağanlaştırırken, içsel eksikliklerimizi dürüstçe kabul etmek dönüşümün kapısını açar.
Yaşamlarımızda; iş, ev, aile ve ilişkiler alanında yaşadığımız anlaşmazlıklar ile kopukluklar yalnızca yüzeysel sonuçlardır. Peki, tüm bunların ortak kök nedeni ne olabilir?
İnsan doğasının tamamen kendi çıkarına odaklı yaşaması ve aşırı kendine sevgisine batmış olması olabilir mi? Hayatın amacı sadece diğer insanlardan üstün olmak, daha konforlu bir yaşam sürmek ya da başkalarından daha mutlu görünmeye çalışmak değildir. İnsan yalnızca kendi çıkarını düşündüğü sürece, “öz-sevgi” adı verilen zihinsel bir hapishanede kapalı kalır ve çevresiyle derin bir bağ kuramaz. Üstelik insan doğası gereği, bu dar ve benlik odaklı yapısından tek başına, sadece kendi çabasıyla tamamen çıkamaz. Gerçek bir dönüşüm; yüzeysel arzularla değil, insanın tüm varlığıyla hissettiği derin bir içsel eksiklik ve değişim talebiyle başlar.
Hayatın gerçek amacı; kendi çıkarımızın ötesine geçerek başkalarını sevebilme ve çevremize özveriyle katkı sağlama yetisini kazanmaktır. Kök neden olan benlik odağı değiştiğinde ve insan başkalarına fayda sağlama yönünde adım attığında; bu kökten beslenen iş, ev ve ilişki sorunları ve yaşamın diğer alanları da doğal olarak kendiliğinden çözülmeye başlar. Üst bilinçten yaşama dahil olmak, tam olarak bu kırılmayla mümkün olur.
İş hayatında her birimiz kendimize özgü, eşsiz nedenlerle kariyer, statü ya da başarı arzuluyor olabiliriz; evimizde ve ilişkilerimizde huzurlu olmak, daha derin bağlar kurmak isteyebiliriz. Ancak aradığımız dönüşüm dış koşulları değiştirmekten değil; kendi içsel sınırlarımızı ve benliğimize olan bakışımızı dönüştürmekten geçer. Kendi kusurlarımızla cesurca yüzleşip odağımızı benliğimizden başkalarına kaydırdığımızda, hem kişisel gelişimimizi tamamlar hem de hayatın sunduğu gerçek anlama ulaşırız.
İçimizdeki bariyerleri birer iyileşme fırsatı olarak görmek, bu engellerin ana kökünü tanımaya istekli olmak ve yüzleşmeye kendimizi hazırlamak ilk adımdır. En önemlisi de sevilmekle ilgilenmek yerine başkalarını sevmeyi ve çevremize fayda sağlamayı seçmektir. Adım atmaya başlamak başarmanın yarısıdır; diğer yarısı ise sürdürülebilir eylemlerle, en yüce değerleriniz doğrultusunda olmak, yapmak ve sahip olmak istediklerinizi gerçeğe dönüştürmektir. Hazırsanız birlikte keşfedebiliriz.
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?