”Arzunuz duanızdır. Arzunuzun yerine geldiğini kafanızda canlandırın ve onun gerçekliğini hissedin ve kabul edilmiş duanın sevincini yaşayın.” – Dr. Joseph Murphy

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Her gün yeni bir gün, yeni bir başlangıçtır. Nereye doğru? Hedefe doğru. Bir hedef yoksa, orada gerçekten hissedilecek bir yaşam da yoktur. Bu dünyadaki yaşamsal döngüye dahil olduğumuz andan itibaren sayısız arzunun peşinden koşarız. Duyularımızı ve zihnimizi kullanarak; değerler sistemimizden, düşüncelerimizden ve inançlarımızdan hareketle toplum içinde bir yaşam inşa etmeye zorlanırız—ve kimi zaman da o yaşamı ellerimizle yıkarız.
Hayat bize her gün yeni fırsatlar sunarken zorlukları da beraberinde getirir. Belirli bir amacımız varsa, tüm bu süreç boyunca her gün zıt ve benzer eylemler diziniyle hareket ederiz. Zamanla, arzular ile niyet arasındaki farkı gördüğümüz o derin noktada, niyetler duaya dönüşür. İç dünyamızdaki inançlar, sürekli değişen biçimler ve formlar arasındaki eşitsizlikleri aşarak bizi bir “form eşitliğine” ulaştırır. Hissettiklerimiz ile akıl erdirebildiklerimizi öğrendiklerimizle harmanladıkça, gün be gün aklın ve kalbin bir olduğu o eşikte, zihnin de ötesinde bir anlayışa varırız.
Ancak bilinçli eylemlerle farkındalıklı bir yaşama geçmek kolay değildir. Bu geçiş; süreklilik, sürekli bir yenilenme, her seviyede öz-yatırım, kavramlar arasındaki bağları keşfedip ilişkilendirme ve aklı kalple birlikte kullanma pratikleri gerektirir. Sonuca varıp varmamaktan öte, adandığımız o yüce hedef bizi yolda tutan asıl güçtür. Bunu çoğumuz biliriz. Peki, sürdürülebilir eylemleri devam ettirme gücümüz ne kadardır?
Arzularımızı ve temel “neden”lerimizi her gün, hatta gün içinde defalarca güncellemek ciddi bir içsel disiplin ve eğitim gerektirir. Tıpkı hayatın kendisi gibi; iş, ev, finans ve ilişkiler gibi tüm temel yaşam alanlarımızda sürekli yenilenen bir gelişimi göze almayı ister. Buna ne kadar istekliyiz? İnsan, yani ego, belirli hazların kontrolü altındayken kim olduğunu unutur. Kendini bilmek, ötesini kavramak ve arzuların yönetimine geçebilmek, insanlığın varoluşundan beri en temel araştırma konusudur.
Bugün durup düşünmeliyiz: Dünyada var olan sayısız metot ve metodolojiye rağmen nerede, neyi ıskaladık? Tüm insanlık olarak geldiğimiz bu noktada bireysel olarak ne algılıyor, ne hissediyoruz? Büyüyen olumsuzluklar karşısında uzmanların dikkat çektiği gerçekler ve kendi gördüklerimiz karşısında bireysel olarak ne yapıyoruz? Birbirimize nasıl etki ediyoruz?
Belki de en baştan başlayıp şu soruyu sormalıyız: “Arzumu gerçekten ne doldurabilir?” ”Yönüm ne?”
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?