Değişmek mi yoksa Değiştirmek mi?

”Sabah harika bir nimettir. Umudu temsil eder, bize Yaşam dediğimiz şeyin yeni bir başlangıcını verir. ” – Bilinmiyor

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Merakla ve adım adım, her seviyede büyüyoruz.

Yeni doğan o bebek yüzlere bakan amcaların, teyzelerin iyi dileklerinde, dualarında ve görünmez niyetlerinde “adam olacak çocuk” özlemi saklıdır. O masum bakışlardan geleceğe uzanan vizyoner bir perspektif doğar. Birlikte büyüyüp geliştiğimiz en küçük birim olan ailede; akış tanımında gizli olan “her şey senin istediğin gibi olsun” anlayışına varana dek pek çok durumla karşılaşırız. Koşulların bizce tanımı, genellikle gösterdiğimiz dirençle “ıstırap” hâlini alsa da; doğanın bir parçası olduğumuz hissine doğru törpülenen arzularımız, dönüşen niyetlerimiz ve elimizdeki birkaç araçla, kontrolü tamamen bizde olmayan bu bedenin esaretinde özgürlüğü ararız.

Özgürlük; her birimizin eşsiz, biricik ve aynı zamanda bütünün ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğinde gizlidir. Polarite yasası, bizi bilinçsizlik hâllerinden bilinçli farkındalığa doğru taşır. Gerçek doğamızın bize gösterdikleriyle yükselen o özlem, birbirimize etki eden örnek oluşlarımızla anlam kazanır; amaç ve misyonun ayrılmaz buluşmasına tanıklık ederiz. Yaşam dediğimiz şey, zihin alanlarımızın bu birliğidir.

Köpüren, yükselen ve alçalan… Bilimin ölçtüğü o 90 saniyelik duygu salınımını kabul etmekten uzaklaşarak hayatta kalma paniğine kapıldığımızda ve tutunduğumuzda, zihin denilen bu “arayüzün” gerçek ihtiyacı nedir? İnsanın tüm eylemi ve çabası, aslında bu ihtiyacı keşfetmek olabilir mi?

Peki, en büyük ve en ulaşılmaz görünen olsa da peşinden gizlice gitmeye, belirsiz de olsa farkındalıkla değer vermeye gayret ettiğimiz hayat amacımıza doğru ilerlerken destek aldığımız Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi; basamak basamak ve aynı zamanda iç içe, üssel bir artışla bilinç seviyelerinde yükseldikçe hissedilen o anlamın sarsılmaz sevincinde keşfedilecek olan boşluk ve değişim olabilir mi?

Günlük hayatın gerekliliklerinde; eğitim, evlilik, iş gibi yaşamın dönüm noktalarında ıstırap ile keyif arasında salınan arzu, duygu, düşünce ve eylemlerimizi, karşıtlarıyla birlikte inançlarımızla inşa etmeye çabalıyoruz. Nedensellik yasasının üzerimizdeki görünmez bağları, bu bağların etkileri ve sonsuz döngülerle edinilen tecrübeler… Tüm bunlar, “Ben”in çok ötesinde olanla; geçmiş, şimdi ve geleceğin tek bir “an” hissinde buluştuğu o birlikte hissedilen bütünsellik olabilir mi?

Bir arayıcı olduğunu adım adım fark eden insan, tıpkı emekleyen bir çocuğun ayağa kalkışındaki o ilk adımı gibidir. Ayağa kalkmanın özgürlük olduğu o yalan, gerçek ve illüzyon sarmalında, doğru seçimleri yapmaya doğamızın izinde, yavaş yavaş ve emin adımlarla geliriz.

Özgürlük hissinin şimdiki zamanda tüm sonuçlarıyla belirdiği bu alanda; değişime zorlanan mı, yoksa değişimi arzulayıp onu yönlendiren mi olmak istiyoruz? Bilinçli bir yaşam gerçekten nasıl olurdu? Ve kalben kurduğumuz hayallerin gerçekleşmesi karşısında, onları birer “mucize” diye kucakladığımız o ilk heyecanı hâlâ hatırlayanınız var mı?

Kaç nesildir aktarılan bu büyük ve sorumluluk dolu mirasın aydınlattığı yaşamlarımızla, siz en büyük özleminizi nasıl tanımlarsınız?

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

Ay-kır-ı ... sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin