”Binlerce ormanın yaratılması bir meşe palamudundadır.” – Ralph Waldo Emerson

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Şehirlerin ve Zihnin Kalabalığında Kaybolan “Ben”
Yaşadığımız şehirlerde ya da şehirler arası kısa mesafeli günübirlik kaçamaklarda normalleştirdiğimiz kalabalıkların, yaşam alanlarımızı yönetmeyi ne kadar zorlaştırdığının farkında mıyız?
Zihnen, bedenen ve ruhen tükenmiş bir halde, şu yaz günlerinde bir değişiklikten güç alma niyetiyle belki de hafta sonuna ulaşıyoruz. Ardından bir heyecanla —bazen de sadece başkaları mutlu olsun diye— kendimizi yine o kalabalıklara atıyoruz. Dönüşte ise hep aynı tablo: Derin bir yorgunluk, “Bir daha asla” ile başlayan pişmanlık cümleleri ve yeni haftaya bambaşka tükenmiş halimizle başlamak… Zamanın arasına sıkışmış bu döngüde, hem kendimize hem de çevremize karşı giderek duyarsızlaşıyoruz.
”Benlik bir durum yok.”
Günlük hayatta kulaklarımıza en çok çarpan bu cümle, aslında kendi hayatımıza yabancılaşmamızın özeti gibi. Bu duyarsızlığa, ellerimize yapışan telefonlar ve öne eğik başlarımız eşlik ediyor. Gencinden yaşlısına artan boyun fıtıkları, omurga eğrilikleri ve içe çökmüş omuzlar… “Kambur durma!” ikazlarını papağan gibi tekrarlarken, bedenimizin ve zihnimizin ne kadar sıkıştığını görmüyoruz.
Evlerimiz eşya kalabalığı, zihinlerimiz düşünce kalabalığı; yollar, hastaneler, toplu taşımalar insan kalabalığı… Hiçbir yere varmayan şikayetlerle yakınlarımızla ya da değil tartışırken, acaba doğru çözümü yanlış yerlerde mi arıyoruz?
Başkalarının gözünden biçimlenen hayatlarımızda, kapı arkalarına istiflediğimiz eşyalar ve “başkası için yaptım” dediğimiz ama aslında kendi arayışlarımızdan ibaret olan o uzun listeler…
Bugün durup kendimize şu soruyu sorma zamanı: Başkaları için yaptığımız, vazgeçtiğimiz ya da arzuladığımız her şeyin arkasındaki asıl neden nedir?
Çünkü yaşam amacını kaybetmiş bir zihin, oluşan boşluğu eşyalarla, kalabalıklarla ve başkalarının istekleriyle doldurmaya çalışır. Oysa bu dünyadaki varlığımız, teğet geçtiğimiz bir hayatı “Benlik bir durum yok” diyerek izlemek için değil; kendi potansiyelimizi, özümüzü ve nihai amacımızı keşfetmek içindir. Bugün o telefonları bir anlığına indirip omuzlarımızı dikleştirelim. Dışarıdaki gürültüyü susturup kendi iç sesimize kulak verdiğimizde göreceğiz ya da hissedeceğiz ki; gerçek dinlenme de, aradığımız o büyük anlam da başkalarında değil, kendi hayat amacımızla yeniden kuracağımız o içsel ve dışsal bağda saklı.
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?