Temel Olan Şey, Yapmaktır

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Hayatın temel amacı, varlığın özündeki iyilik ve mutlulukla bütünleşmektir. Ancak bu hedefe ulaşmak yalnızca düşünsel bir çabayla değil, “temel olan yapmaktır” ilkesi uyarınca somut eylemlerle mümkündür.

Pek çok öğreti insanın kendini bilmesi ve öz doğasını keşfetmesi üzerine odaklanır. Fakat bizler, doğamız gereği sürekli gelişen egoist bir yapıya sahibiz. Dış dünyada “bolluk” olarak gördüğümüz her şey insanı mutlu etmek için vardır; ne var ki çoğu zaman bunu hissedemeyiz. Varoluşun temelinde, birbirine zıt gibi görünen her şeyin aslında birbirini tamamladığı gerçeği yatar. Ancak olguları egoist doğamızın penceresinden süzdüğümüz için bu bütünlüğü algılamakta zorlanırız. Kendi türümüz içinde, rekabetçi yapımızın bir sonucu olarak sürekli bireysel mutluluğumuz için çabalarız. Bir ailenin, grubun ya da topluluğun parçası olmak isterken bile önce kendimizi düşündüğümüz için o aradığımız huzuru ıskalarız. Bencilce mutluluk arayışı, sonu gelmeyen yıpratıcı, yorucu hatta çaresiz bir çabaya dönüşür.

Oysa tüm doğanın bir parçası olduğumuz gerçeğini içselleştirebilseydik, tamamlanmayı nasıl deneyimlerdik?

Bunu en küçük topluluk olan ailede zaman zaman tecrübe ederiz. Fakat zihinsel ve duygusal dünyamızda öğrenilmiş düşüncelerin, kalıplaşmış inançların esaretinde olduğumuzu fark edemezsek, doğru muhakemeyi nasıl yapabiliriz? Bu durum, ciddi ve hassas bir içsel çalışma gerektirir. Aslında tüm hayat kurallarının temelinde “Oyunu kuralına göre oynamak” ilkesi vardır. Peki hangi kurala göre? Hayat amacımıza göre biçimlenen yaşamlarımızın, bizden daha büyük bir nedene ve hedefe hizmet etmesi kuralına göre…

Nereden ve nasıl edindiğimizi bilmediğimiz hayallerimiz, kaynağını çözemediğimiz arzularımız vardır. Burada asıl önemli olan bunlarla ne yapacağımız, nasıl ve neden yapacağımızdır. Çoğu zaman düşünmeden verdiğimiz anlık kararların, bilinçsizce sergilediğimiz eylem ya da eylemsizliklerin sonuçlarıyla yaşarız; üstelik eylemin tam ortasındayken içinde bulunduğumuz durumu kavramakta da zorlanırız. Bu sonuçların üzerine çıkabilen üst bir anlayış geliştirmek ise ancak bilinçsiz adımlardan bilinçli eylemlere geçebilmekle mümkündür. Hedefe yönelik kararlı ve net olmak, bu uğurda çaba sarf ederek süreci yönetme becerimizi adım adım geliştirmek işte bu yüzden kritiktir.

Hayat, birçok yaşamın birliğiyle bize bir amaç doğrultusunda rehberlik eder. Birey olma yolunda; ilişkilerimizi, yaşam alanlarımızı ve yönetim becerilerimizi yeniden biçimlendiririz. En güvenli ama bir o kadar da zorlu alanımız olan ailede öğrendiklerimizden güç alır, ardından hayatın öngörülemeyen risklerinin içine atlarız. O ilk adımdan itibaren; niceliksel eylemler ve niteliksel edinimlerle yaşamımızı yeniden düzenleriz.

Belirgin bir hedefimiz, ilk bakışta çelişkili ama kendi içinde net bir amacımız ve niyetimiz varsa; aklımızın fonksiyonlarını bir zihin jimnastiği gibi sürekli çalıştırırsak bugünden geleceği inşa edebiliriz. Süreci yönetmenin sürdürülebilir eylemlere bağlı olduğunu anlamak ve sevdiklerimizle aramızda kurduğumuz bağlardan güç aldığımızı keşfetmek, bu yolculuğun en büyük kazanımıdır.

Doğamızın sınırlarını aşan bir üst bilinç ile gerçek yaşam amacına ulaşmak için izlememiz gereken eylem odaklı yol haritası üç temel ilkeden oluşur:

Birincisi ”Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma” ‘dır. Hepimizin bildiği bu ilke, içsel bir eksiklik hissettiğimiz her anda düşünme sürecini başlatmak için muhteşem bir rehberdir. Öz disiplin geliştirmek, doğru yönde kalmak ve zarar verici eylemlerden kaçınmak adına ilk ve en somut adımdır.

İkincisi ”Başkalarını kendini sevdiğin gibi sev.” ‘dir. Bu ilke soyut bir duygu değil; “kalk ve yap” biçiminde tecrübe edilen sürekli bir eylem halidir. İnsanı kendi bencil sevgisinin hapishanesinden özgürleştiren tek yoldur. Kalabalık veya çok çocuklu bir ailede büyüyenlerin yakından tanıdığı bu tecrübe, paylaşmayı doğal bir reflekse dönüştürür. Başkalarına fayda sağlamak kişinin verme ve paylaşma kapasitesini geliştirirken, tüm insanlığa hizmet edecek yaratıcı fikirlerin doğmasını sağlar. Böylece hayatın gerçek bolluğunun hissedildiği o zihinsel olgunluk, bir fantezi olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür.

Son olarak da, teorik bilgi ya da soyut düşünceler bizi tek başına hedefe ulaştırmaz. İnsanlarla kurduğumuz ya da tam tersi, tüm ilişkiler, aramızda kaçınılmaz bir sorumluluk bilinci yaratır. Bir başkasının varlığı ve ihtiyacı; her seferinde yeni bir çaba, esneklik ve dikkat gerektirir. Bu durum bizi zihinsel ve duygusal olarak tetikte tutarken; birbirimize karşı daha hassas, yapıcı, somut ve üretken olmaya zorlar.

Doğamız gereği hepimiz mutlu olmak istiyoruz ve gerçek mutluluk diğer insanlarla kurduğumuz bağlardan geçiyor.

Aramızdaki ilişkileri ve birbirimize verdiğimiz örnekleri doğru bir niyetle ilişkilendirebilseydik, nasıl bir dünyada yaşar, neleri inşa edebilirdik? Yaşam alanlarımızla olan bağımızı, insan ilişkileri vasıtasıyla bilinçli bir farkındalığa dönüştürdükçe hayat amacımızla olan bağımızı da kurabilir; tam ve bütün bir idrake ulaşabiliriz.

Peki, bugün hayatımızın merkezine neyi koyacağız?

Bu büyük dönüşüm için bugün atabileceğimiz o küçük ama ilk somut adım ne olurdu?

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

Ay-kır-ı ... sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin