”Beni öldürmeyen şey, beni daha da güçlendirir.” – Albert Camus

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.
Hislerimizi reddetmediğimizi ya dilimiz söylüyor, ya bedenimiz…
Bir nesil var; hiç soru sormayan, araştırmayan, başına geleni olduğu gibi kabul eden ve yıllar içinde akıl yürütme refleksini kaybeden… Bir nesil var; aşırı sorgulayan, bu yüzden her yerde sürgün bir yaşam süren, zihnen ve duygusal ya da ruhen aşırı yorulan… Ve bir başka nesil daha var; genellikle umursamayan, “Benlik bir durum yok.” diyerek anı yaşayan, takılmadan, dile getirmeden, düşünmeden, duygularını içe gömüp keyif arayışlarında boğulan… Nesiller bir arada, birbirimizi derinden etkileyerek ve etkilenerek yaşıyoruz.
Bugün durduğumuz yer genellikle ağır eleştirilerle, ağızlardan düzensizce fışkıran kelimelerle dolu. Bu durum bazen öfke, bazen de kaba davranışlarla sonuçlanıyor. Oysa biraz derine inersek; tüm bu tepkiselliğin altında yatan asıl duygunun, yine aşırı eleştiriyle beslenen bir utanç hissi ve rezil olma korkusu olduğunu görebiliriz.
“Ortaokula yeni başladığım zamanlardı. Yeni yeni arkadaş doğum günleri, toplantıları popülerdi. Davet edilmek ve gitmek büyük bir heyecan yaratırdı. Güzel görünmek, ilgi çekici olmak için sınırları zorlayan tüm araçları kullanırdık. Annemin mavi göz kalemini ve kırmızı rujunu gizlice denediğim o anı ve yakalanışımı hiç unutmuyorum. Kulaklarımda mika, sallanan uçuk mavi küpeler vardı… Annemin bu durumu babama söylemesiyle başlayan ve saatler süren o cezalandırıcı, tehditkar konuşmayı, boynum yere doğru eğik bir halde dinlemiştim. O öfkeli, kızgın sesin ve tek taraflı infazın, yıllar içinde nerelerde karşıma çıkacağından, dalga dalga yayılan sonuçlar doğuracağından o gün tamamen habersizdim.”
Genel olarak sahip olduğumuz bu ve benzeri hikayelere yüklediğimiz anlamlar, yaşadığımız duygu kırılmalarının neticesidir. Zamanla kanıksanarak unutulan bu içsel bariyerler; kariyer, iş, ilişkiler, para yönetimi ve sağlık gibi yaşam alanlarında dağ gibi büyüyen sorunlara dönüşür. Bizler ise sürdürülebilir eylemlerden uzak, kısa ve anlık çözümlerle yamalı bir yaşam süren, yorgun savaşçılara dönüşürüz. Öyle ki, bir zamandan sonra artık hayatı yaşamıyor, sadece günü tüketir hale geliriz. Oysa hayat bu olmasa gerek! Gerçekleşememiş içsel arzularımızın, hayallerimizin yarattığı dalgalanmalar, dış dünyamızda yıkıcı etkilere yol açar ve insan ilişkilerinde hiç de bizi yansıtmayan takıntılarla anılmamıza sebep olur.
Oysa ki bu psikolojik sonuçların üzerine çıkmayı başarabilsek ya da bu süreci yönetme becerilerini geliştirebilsek, her şey değişmeye başlar. Psikolojinin ötesine geçip doğrudan hayat amacımıza yönelik sorgulamalar yaşamımızda alanı genişlettikçe ve içsel dünyamızda o yargısız, tarafsız alanı keşfettikçe, yaşam daha gerçek ve canlı bir hal alır.
Evden gitmesine karar verilip uzaklara bırakılan bir evcil hayvanın, uzun günler ve yollar aştıktan sonra dönüp dolaşıp eve geri gelmesi gibi; hayat da bizden eksikliklerimizi tamamlamamızı ister. Önümüze sürekli aynı ya da benzer döngüleri ve fırsatları getirir. Ancak algılayacak bir anlayıştan ve farkındalıktan uzaksak, bunları çözmeye bir ömür yetmeyebilir. İşte bu yüzden, otomatik pilotta yaşadığımız rutin eylemlerimizin içerisinde, belki de en çok ihtiyacımız olan şey; ezber bozan aykırı sorular sormak ve bu rutini yıkacak aykırı cevapların keşfinde olmaktır. Gerçek mutluluk da tam bu keşif anında gizlidir.
Yaşamın bizi bıraktığı yerden dönüp dolaşıp aynı yaraya basması tesadüf değildir; bu, ruhun kendi kendini şifalandırma, iyileştirme çabasıdır. Yamalı çözümlerle günü kurtarmaya çalışmak, sadece yorgunluğumuzu ve kendimize yabancılaşmamızı artırır. Oysa hayatın önümüze getirdiği tekrarlayan döngüler, bir ceza değil, boynumuzu eğdiğimiz o eski hikayelerle yüzleşmek için açılmış birer özgürleşme kapısıdır. Rutini kıracak o cesur soruyu sormak, bizi geçmişin utancından bugünün gerçeğine taşıyacak yegane köprüdür. Ancak içimize gömdüğümüz o incinmiş çocukla el sıkışıp, bastırdığımız arzulara dürüstçe sahip çıktığımızda, günü tüketmekten vazgeçip hayatı gerçekten yaşamaya, sevdiklerimizle paylaşmaya başlayabiliriz.
Hayat sizden ne istiyor?
Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?