Oyunun Dönüşümü: Ce-Eee’den İş Dünyasına

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Oyun oynamak! Kim sevmez ki?

Bebekken bir “Ce-Eee” ile başlayan o ilk bağ, yaş aldıkça gelişen motor becerilerimiz ile birlikte bizi oyun alanlarında diğer çocuklarla buluşturur. Çığlıklar ve gülüşmeler ile oradan oraya koşturan çocuklar, bitmek bilmeyen enerjileriyle yaşamın en saf halini her birimize daima hatırlatırlar. Yaşımız ilerlese de oyun oynamayı bırakmayız; sadece oyunun formu değişir. Artık yaşamın her alanı, keşfedilmeyi bekleyen hazineleriyle devasa bir oyun bahçesidir. Bu bahçede diğer insanlarla bağlarımız derinleşir, aldığımız hazları paylaşır ve oyunun içinde bir anlam aramaya başlarız.

Ancak çoğunlukla, yolun başında bu yoğun hazzı “sevmekle” karıştırırız. Zaman geçtikçe ve anlam dünyamız zenginleştikçe; sevmek, sevgi, haz ve tatmin arayışlarımız da evrilir, kabuk değiştirir.

Ne var ki dünyanın hızla değişen koşullarında, oyunun gölgesi de değişiyor. Eskiden sokakta oyun oynarken zaman algısını yitiren, eve dönme vaktini kaçıran çocukların maruz kaldığı zorbalıklar; bugün şekil değiştirerek modern oyun parklarında ve dijital ekranların ardında yeniden karşımıza çıkıyor. Oyun alanları masaüstü ya da dizüstü bilgisayarlara taşındıkça, çocuklar daha da yalnızlaşıyor. Ekrana hapsolan ve gelişemeyen motor becerilerin beraberinde getirdiği yeni nesil hastalık isimleri, hastane koridorlarında uzayan teşhis süreçlerini birer çileye dönüştürüyor.

Dünyanın bu baş döndürücü hızına yetişemeyen biz “yetişkin oyuncular” ise yaşamın her seviyesinde derin bir eksiklik duygusuyla baş başayız. Dün hayatımızın merkezinde “oyun” alanı varken, bugün o alan yerini “iş” dünyasına bıraktı. Geçmişin oyun kurucuları olarak bugün rollerimizi kuşanıp tüm bu alanların yönetimini sağlamaya çalışıyoruz. Peki ama değişen eksikliklerimiz, zorunluluklarımız ve bastırılmış hislerimizle, geçmişin o özgür oyun alanını bugünün katı iş dünyasında nasıl yönetiyoruz? Bu yeni alanın önüne diktiği engeller, yaşamın diğer pencerelerinde hangi olumsuz duyguları tetikliyor? Tüm bu süreçte geçmişten biriktirerek getirdiğimiz deneyimlerimizi ve yeteneklerimizi gerçekten yapıcı bir şekilde kullanabiliyor muyuz? Yoksa tam tersi bir tıkanma mı yaşıyoruz? Ne hissediyoruz; neyi yapıyor, neyi yapmaktan kaçınıyoruz?

Nereye gidersek gidelim, kiminle konuşursak konuşalım, yükselen öfke nöbetleriyle dışa vuran şey aslında içimizdeki o yaralı ve alanı daraltılmış çocuğun çığlığından başka bir şey değil. Sahneyi, kuralları ve oyuncuları sürekli değişen bu hayat sahnesinde kendi oyuncu kimliklerimiz ile nereye doğru ilerliyoruz? Tam olarak neye ihtiyacımız olduğunu nasıl bilebilir, bizi gerçek mutluluğa götürecek o doğru yolda nasıl yürüyebiliriz?

Biliyoruz ki, içsel dünyamızdan yükselen o muhteşem soruların ve aradığımız tüm cevapların bir bütün olduğunun keşfinde gizli bu sır. Kendimize giden bu yolda yürürken, rehber seslere kulak vermek, destek almak gücümüzü eksiltmez; aksine bizi o bütüne daha da yaklaştırır.

Şimdi, elimizdeki tüm dijital maskeleri, kurumsal rolleri ve modern sahneleri bir kenara bırakıp o en temel soruyla yüzleşme zamanı: Hayat denen bu devasa oyun bahçesinde, ruhumuzu doyuracak o asıl hazineyi, yani gerçek varoluş amacımızı mı arıyoruz; yoksa sadece ekranın, iş stresinin ve öfkenin gölgesinde sıramızı savıp oyunun bitmesini mi bekliyoruz?

Hayat sizden ne istiyor?

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DÜNYASI sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin