Yaşamdaki Anlam Arayışı Nedir?

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Meraklı doğamız, varoluşu asırlardır sayısız alanda araştırıp durdu. Ancak çoğumuz için o büyük arayış, nihayetinde durup tıkanılan o noktada, yani koca bir “Eee, sonra…?” sorusunda asılı kaldı. Yaşam dediğimiz olgu, aslında birkaç farklı alanın kusursuz birliğinden ibaretken; bizler bu alanlar arasındaki derin bağları kuramadan, kendimizi sürekli bir “yapma” ve eyleme geçme çılgınlığının içinde buluyoruz. Anlam, anlık keyiflerin ardında, kişiye göre değişen yapay tanımlarla maskeleniyor. İnsan, kendi körlüğünün farkına varmadan yaşıyor. Bilgiyi işlerken yalnızca odaklandığı birkaç hazza yönelik hedeflerini çeşitlendiriyor; ancak hayatın o asıl, o büyük “eğitim sürecinden” tamamen habersiz kalıyor.

Süreç denildiğinde, her birimiz farklı anlam dünyalarından beslenen bambaşka yaklaşımlarla şekilleniriz. Zihnimiz netlik ister; her şeyi siyah ya da beyaz gibi keskin çizgilerle görmek ister. Oysa yaşamın asıl biçimlenişi, hayatın keşfi ve o muazzam tezahür, siyah ile beyazın tam orta yerindedir. Hep merak edilen o “orta sınır”, dualitenin ötesindeki dengedir.

İlişkilerimizde de hep sabit bir yol, değişmez bir formül ararız. Ancak ilişkiler de tıpkı hayatın kendisi gibi canlıdır; kendi dinamiği, ritmi ve akışkanlığı olan bir var oluştur. Tıpkı hayat gibi esneklik ve alan ister. Çoklu, çeşitli ve derin katmanları vardır bu akışın. Tüm varlığımızla hissettiğimiz ama zihnen bir türlü kavrayamadığımız bu yaşamın, ne az ne çok, tam da “yeteri kadar” diyebileceğimiz matematiksel bir denklemi vardır. Bu, yalnızca gözlemi ve derin düşünmeyi bir ilke haline getirenlerin keşfedebileceği saklı bir geometridir. Tüm seviyelerde sınırların fark edilmesiyle, insan o uçlardan sıyrılıp merkeze, yani tek bir amaca doğru biçimlenmeye başlar: Hayat amacına doğru…

İşte bu hayat amacı, varoluşun o çok katmanlı dengesinde, insanın kendi içsel nitelikleri vasıtası ile yapısını keşfetmesiyle açığa çıkar. Siyahın ve beyazın ötesindeki o esnek orta sınır, ruhun kendi bütünlüğünü deneyimlediği alandır. Yaşamı anlamlı kılan, durmaksızın bir şeyler “yapmak” ya da anlık hazların peşinde koşmak değil; o saklı denklemin ritmine teslim olup, parçadan bütüne giden o büyük resmi görebilmektir. Sınırlarımızı fark edip merkeze yerleştiğimizde, yaşam artık çözülmesi gereken bir kördüğüm değil, her nefeste aslına yaklaşan, hizalanmış ve bütünlenmiş bir sanat eserine dönüşür. Hayatın amacı, dışarıda bir yerlerde bulunmayı bekleyen bir hedef değil; o bilgelik dolu orta sınırda, kendi özümüzün farkındalığıyla her an yeniden doğmaktır.

Hayat sizden ne istiyor?

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DÜNYASI sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin