Sınırda Bir Yaşam Deneyimi Nasıl Olur ki?

” Gelir geçer an’larda biriktirdiklerimizi dikkatle incelemek gerçeğe getirir.”

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Sınırda Bir Yaşam Deneyimi

Yaşam, adına dünya denilen muhteşem bir deneyim yeridir. Sırları ilk bakışta bizden gizlidir. Bu gizem başlangıçta hoşumuza gitmese de, zamanla edindiğimiz birikimlerle her şeyin aslında en yüksek hayrımıza, bizim iyiliğimize olduğunu anlayacağımız bir olgunluğa erişiriz.

Nasıl mı? Daha küçücük bir çocukken anne, baba, büyükanne, dede, amca, öğretmen ya da bir rehber kulağımıza fısıldar bu sırları. O an duyamasak da, bir gün mutlaka o sesleri işiteceğimiz olgunluğa erişeceğimizi biliriz.

Peki, “sınırda bir yaşam deneyimi” ne demektir?

Bizler zıtlıklardan öğreniriz. Zıtlıkların dünyasında roller ve kavramlar üzerimize öyle bir dikilmiştir ki, onları kendimizden ayırt edemeyiz. Fiziksel, duygusal ve zihinsel alanlarda sınır kavramı her birimiz için farklıdır; algıladığımız dünyanın eşsiz niteliklerimiz ile bize fısıldadığı o bağ ise tamamen bize özeldir.

Gerçeği ayırt edinceye kadar, zamanın salınımı içindeki döngülerde kaybolur, o ana dek aslında hep “sınırda” yaşadığımızı fark edemeyiz. “Seviyorum/sevmiyorum” ya da “hoşlandım/hoşlanmadım” ikiliğinin sert itiş kakışlarıyla, kendimize kapalı devre bir dünya inşa ettiğimizin farkındalığından uzağızdır. Ta ki o kırılma anına kadar…

Yaşam, bizi en zayıf halkamızdan yakalar ve olaylar dizini işlemeye başlar. Şikayetler, dirençler, yargılar; içsel ve dışsal sesler, görüntüler sahneye çıkar. Istırabın tanımı genişler. Kendimizi fiziksel hastalıklarla ya da çevreye verdiğimiz sert etki-tepki çarpışmaları ile buluruz. Çoğu zaman çaresizizdir. Elimizden tutacak bir dost, yaslanacak bir omuz ararken kibrimizin oyunlarına yenik düşeriz. Kendimizi daha da yalnızlaştırır, dosta sitem ederken aslında o derinleşen ıstıraba kendi ellerimiz ile mahkum oluruz. Sahne, harika bir gerilim filmi karesi gibidir artık.

İşte tam bu noktada, o büyük paradoks çıkar karşımıza:

Doğamız mutlu olmak istiyor, bunu biliyoruz. Ve mutlu olmak istiyorsak sınırda bir yaşam deneyimi nasıl olurdu?

Şimdi düşünmek için bir yer vardır. Karar anı olan bu düşünme yerini nasıl kullanırız?

Ne hissederiz?

Ne yaparız?

Ne yapmayız?

Ancak bu eşikte durabilmek ve o anı yönetebilmek için çalışılmış bir zihne sahip olmak gerekir. Zira zihin eğitilmediğinde, eski ezberlerine ve savunma mekanizmalarına kaçmak ister. Belki de o kırılma anında sorulması gereken asıl soru, fırtınanın ortasındaki o net ve yalın ihtiyacımızı nasıl bulacağımızdır.

O net ihtiyacı bulmak için öncelikle elimizdeki kaynakları, cebimizdeki farkındalıkları ve özümüzdeki gücü nasıl fark edebiliriz?

Ve… Bu yoğun sis bulutunun içinden geçerken, kibirden uzak bir teslimiyet ile, kimden ve nasıl destek alabiliriz?

İşte bu soruların yanıtı, sınırda kaybolmayı değil, sınırları genişleterek yeniden doğmayı başlatır. Kibrin sesini kısıp, doğru bir rehberliğe kalbimizi açtığımızda, o gerilim filmi sahnesi yerini bir uyanış belgeseline bırakır. Çünkü gerçek mutluluk, fırtınanın dışına kaçmakta değil; çalışılmış bir zihinle o fırtınanın tam ortasında durup, doğru destekle hangi “Ben”i seçeceğimize karar verdiğimiz o eşsiz anda gizlidir.

Arzu Aykın

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DÜNYASI sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin