Öfkeyi Yönetebilmeyi Kimler İster?

”Ne yapabildiğimizi görene dek kim olduğumuzu bilmeyiz.” – Martha Grimes

Gerçek, Bir'likte. Dönüşüm, kararlı bir güç gerektirir.

Yapılan araştırmalar ve sonuçlar gösteriyor ki, öfke, temelde insanın her şeyi kendi kontrolü altında tutma isteğinden ve egosu tarafından yönetilmesinden kaynaklanan bir durumdur. Kişinin istedikleri ile sahip oldukları arasındaki farktan doğan bu duygu, doğru bir yaklaşım ile kişinin gelişimine katkı sağlayan olumlu bir güce dönüştürülebilir.

Kişinin öncelikle güçlü bir duygu olan öfkeyi, durumu irdelemeye, analiz etmeye, olumluya dönüştürmeye istekli olması önemlidir. İsteğiniz varsa gelin birlikte yolları keşfedelim.

Öfkeyi olumlu bir güce dönüştürmenin yollarından biri öfkeyi ”sensör” olarak kullanmaktır. Sensör olarak kullanmak demek, kişinin arzusuna göre işlerin yolunda gitmediğini uyaran bir araç olarak görebiliriz demektir. Yani, öfke bir şeyleri kontrol etme arzusunda olduğumuzu gösteren bir ölçüm aracına dönüşür ki, bu da değişimin ilk adımıdır.

Öfkeyi olumlu güce dönüştürmenin diğer bir yolu bizi başkalarının iyiliği için doğru eylemlere yönlendiriyorsa faydalı hale gelebilir. Örneğin, genellikle çocuklarımızı eğitmek için öfkeyi kontrollü kullanır ya da kontrollü kullanmayı amaçlarız.

Bir diğer üçüncü yolu ilişkilerimizdeki yaklaşımımızdır. Sevdiklerimiz bizim için önemli ise içsel bir çaba sarf ederek, öfkeyi bastırmakla ilgilenmeden, öfkenin üzerine çıkarak, sevdiklerimizi -verdiğimiz öneme bağlı olarak- kocaman kulaklarla dinlemeye yani bağ kurmaya odaklandığımızda, arada mevcut olan ne varsa çözüme kavuşabilir. Anlayış ve hoşgörü ile yaklaşmamızın sonucunda görürüz ki, öfkeyi olumlu güce dönüştürmek bizleri daha zeki, gelişmiş ve hassas hale getirir. İlişkilerimizde, aradaki bağı kuvvetlendirir. Güven duygumuz gelişir.

Dünyada hem olumlu hem de olumsuz diye tanımladıklarımız vardır. Değişmeye çaba sarf ettikçe fark ederiz. Daha da fark ettikçe sebep sonuç yasasına bağlı olarak diyebiliriz ki, bu farkındalık vasıtasıyla öfke ve zıttı gücü bir arada kullanabilme becerimizi geliştirdiğimizi, algımızı daha kuvvetli bir dengeye ulaştırdığını keşfederiz.

Diğer dördüncü en önemli olumlu yol ise doğru çevrenin yardımıdır. Çevre dediğimiz en küçük yapı bazılarımız için aile, bazılarımız için en az iki kişiden oluşan bir yapıdır. Burada küçük bir es verip, düşünmek isteyebiliriz.

”Aile ya da tanımladığım yapı benim için ne demek? Hangi eylem, eylemsizlik, özellikleri ve hisleri içerisinde barındırır?” Daha sonra, bu soru, yaşamın diğer alanları ile ilişkilendirilerek de sorulabilir.

Bizler öfke anında ”gözü kör, kulağı sağır” hal içerisindeyizdir. Bu halde kendi kendimize nasıl dengeye gelebiliriz ki? Mümkün müdür? Elbette değildir. Çoğumuz dengeye gelemediğimizin farkındayızdır. Doğru bir çevreye ihtiyacımız vardır.

Şimdi, belki de ihtiyacımız olan doğru çevrenin çerçevesini oluşturmak için tam bir fırsata sahibizdir. Değişme arzumuz hala varsa, bunun üzerinde düşünmek için zaman ve yere ihtiyacımız olacaktır.

Çevremiz ya da toplum bizlere hayat amacına doğru bir ilerleme fırsatı olduğunu hatırlatır ve bilinç seviyelerinde bir üst seviyeye çıkmamıza yardımcı olur. Diğer bir deyişle öfke bir yıkım aracı olmaktan çıkar, kendini bilme aracına dönüşebilir. Nasıl mı?

Arkası yarın…

Hayat sizden ne istiyor?

Arzu Aykın

Yorum bırakın

BÜTÜNÜN DENGESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin