Bir Özellik Daha!

” Sahip olduklarınızı, sahip olmadıklarınızı arzulayarak bozmayın ve de şimdi sahip olduklarınızın, bir zamanlar ancak hayalini kurduğunuz şeyler olduklarını unutmayın.” Epikuros

Merhaba, nasılsınız?

Bir çoğumuzun sahip olduğu bir özelliktir; kendini başkalarıyla kıyaslama! Kabul etsek de etmesek de bu özelliğe sahibizdir ve öğrenilmiş bir davranıştır. Nereden, kimden öğrendik?

Bu özellik yani kıyas ne iyidir ne de kötü. Bizi daha fazla servet, daha yüksek statü, kariyer ve benzeri şeylere sahip olmaya itebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta sahip olduklarımızın değerini bilmekten ziyade yetersizlik duygusu bizi bir kısır döngünün içerisine sokabilir. Aman dikkat!

Kıyas hayatımızda olacaktır. Dikkat edilecek husus kıyasın yalnızca kendimizle; kendi gelişimimize dair yapılabileceğidir. Bunun için de bakış açısını değiştirmek yeterlidir. Güçlü metotlarla zihin çalışmaları yapmaktan bahsediyorum.

Kıyas kıskançlığı da beraberinde getirebilir. Kıskançlık, bir bakışla, sahip olunan ancak kaybetme korkusu ile ilgidir diyebiliriz.

”O bilmem kim aslında hiç de düşündüğün kadar önemli biri değil.” Tabii bu “bilmem kimin” alçakgönüllü veya birilerini rahatsız ettiğinin farkında olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Bu ifade ile küçük görürüz. Gerçekleri çarpıtırız. Bilinçsizce yaptığımız bu durum içerisinde kişinin hatalarının sıralandığı bir liste bile yapabiliriz. Tanıdık geliyor mu?

Kıskançlık, en iyi savunmanın saldırmak olduğunu kendiliğinden bilir. Bazen kıskançlık, aşırı övgüler, takdirlerin ardına saklanır ve bunun ardından da kendini hor görme gelebilir. Mesela ben ”Yemek yapmayı bilen” insanlara o kadar hayrandım ki mutfakta çok sabırsız ve beceriksizdim. Diğerleri hem işinde hem mutfakta nasıl bu kadar iyi olabiliyorlardı? Onları inanılmaz yetenekli görüyordum! Böyle yaparak mutfaktaki yetersizliğimi ilan ediyordum. Diğerlerinin bunu bir yerde söylemesinin ya da başkalarından duymamın bende yarattıklarını varın hayal edin…

Güçlü insanlara yapılan dalkavukluk da kıskançlığın alt başlıklarındandır diyebiliriz. Başkasının sahip olduğu gücü tehdit edici bulduğumuzda, o kişiye karşı sadece kıskançlık ve küçümseme hissetmeyebiliriz. Ayrıca o kişinin bize aynı şekilde cevap verebileceğinden de korkarız. Güçlü kişiye yaranmak için yapılan hareketler, tehlikeli düşünce ve dürtüleri kontrol altında tuttuğu kadar, ayrıca güç sahibi insanı kontrol etmek için gösterilen bir çabadır da. Kendimizin bir çeşit güce kavuşabilme hayalini kurabiliriz. Buraya dikkatle bakmanızı öneririm; altında başka duygu/duygular var mı? Bunun yanında çarpılmış bakış açısıyla hayatımızda neler olduğuna bakmak da önemlidir. Peki, bu deneyimlerden neler öğrendik?

Lao Tzu şöyle der; ” Başkalarını yenmek güç ister. Gerçek kuvvet ise kendini yenmektir.”

İnsan çok boyutlu bir varlıktır. Tüm yaradılışın tek bir Öz’den var olduğunu idrak etmek önemlidir. Tasavvufun diliyle yazacak olursam ”Kendini bilen Rabbini bilir.” Kendini bilmek, tüm nesneler, değişkenler, deneyimlenenlerin ardından tüm nesnelere, değişkenlere, deneyimlenenlere varlık verenin kim olduğunu aramak, keşfetmektir. Yani göreni!

Tüm yaptığımız, eylemle özgürleşmenin yoludur. Sorgulamaktır. Özgürleşmek de çalışılmış zihinle mümkündür. Huzur, denge, koşulsuz sevgi ile erdemli olmanın her an mümkün olduğu bir bilinç seviyesi mevcut olup, adanmışlık ve kararlılık gerektirir.

Kendinizde bir fark yaratarak bakış açınızı zenginleştirmek, hayata dair evrensel yasaların desteğini de algılayarak farkındalıkla yaşamak istiyorsanız atölye çalışmalarıma, eğitimlerime katılmanızı ve diğer yazılarımı da okumanızı önerebilirim. Takipte kalmanız niyetiyle; sevgi ve saygıyla.

Arzu Aykın

”Büyüklerim bazı nesneleri isimlendirdiklerinde ve bununla beraber o nesneyi yöneldiklerinde şunu görüp anladım ki o şey bana onu göstermek istediklerinde çıkardıkları o sesle adlandırılıyor. Niyetlerini sanki tüm insanların doğal lisanı buymuş gibi bedensel hareketlerle ortaya koyuyorlar; yüzün ifadesi, gözlerinin hareketi, bedenin diğer kısımlarının hareketleri ve zihnimizin ararken sahipken, reddederken ve kaçınırken ki durumunu ifade eden ses tonu. Dolayısıyla kelimeleri çeşitli cümleler içinde tekrar tekrar duyduğumda hangi nesneleri işaret ettiklerini yavaş yavaş anlamaya başladım; ağzımı bu işaretleri çıkartmak için eğittiğimde, onları kendi arzularımı ifade etmek için kullanmaya başladım.” Aziz Augustinus

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DENGESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin