İlişkilerde Mesafe Koymak!

”Okunacak en büyük kitap insandır.” Rumi

Merhaba, nasılsınız?

Bazen sadece kendi çıkarlarını düşünen ve çıkarları için kullanmaya çalışan insanlardan çok varmış gibi görünür. İhtiyaçları herkesten önemli ve diğerleri bunu hemen karşılamalıdır. İhtiyaçları karşılanmadığında büyük bir öfkeye kapılabilirler ve çoğumuz durumu daha da kötüleştirmemek adına bu kişilere teslim oluruz.

Hepimizin böyle tanıdıkları vardır; ebeveynlerimiz, kardeşlerimiz veya çocuklarımız, eşlerimiz, sevgililerimiz, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, patronlarımız vb. Bu insanlar her yerdedirler ve onlarla ne kadar içli dışlıysak kendimizi o kadar berbat hissederiz. Mesela benim için çok tanıdık böyle insanlar. Hatta bu davranışların bende de olduğunu algılamak önceleri şaşırtıcı olmuştu; inkar ediyordum ama sonraları bu insani özelliklerin bana nasıl hizmet ettiğini sorguladığımda bakış açımın dönüşümüne tanıklık etmiştim.

Konumuza devam edecek olursak; Kendimizi berbat hissetmemiz ne yazık ki kültürel normlar tarafından rahatsız edici şekilde gayet normal görülen bir kişilik sorunudur. Günlük yaşamımızda kurduğumuz, artık eskisine nazaran daha kaba, düzeysiz ve cömertlikten uzak ilişkilerde bunu görebiliriz. Bunu kin, kaygılar ve insanı tüketen bir stresin her yere sindiği işyerlerimizde de hissederiz. Ancak bu durumun bizi en çok etkilediği yer, hayata bir zenginlik katıp, ona anlam veren dostlarımız, sevgililerimiz ve ailelerimiz ile kurduğumuz yakın ilişkilerdir. Doğası gereği bu hastalık, bizi, birbirimizden ve gerçeklikten soyutlayarak, ulaşmayı umduğumuz şeylerden ve olmak istediğimiz kişiden uzaklaştırır. Bu yüzyılda birçok sosyal sorunun kaynağıdır diyebilir miyiz, ne dersiniz?

Kendilerini büyük görürken, diğerlerine karşı hiçbir saygısı olmayan, kibirli, açgözlü ve çıkarcı insan davranışları, eylem, eylemsizlikleri her zaman olmuştur. Günümüz kültürüyle ilgili endişe verici olan şey, kişilik sorunlarının oldukça geniş bir çapta onay görüyor olmasıdır. Bu davranış özelliklerine sahip kişilerin duygusal ve ahlaki açıdan tam gelişmemiş olduklarını da gözlemleriz. Bunu basitçe algılayabiliriz.

Bu davranışın arkasındaki duygu nedir diye baktığımızda utanç karşımıza çıkar. Hangi yaşta veya konumda olursak olalım, utanç bizim için en katlanılması zor duygulardan biridir. Utanç, kendimize acımamıza yol açan ve asla iyileşmeyecek bir kişilik kusuruna sahip olduğumuzu hissetme duygusudur.

Peki, utançla ilk tanışmamız ne zamandır diye zamanda biraz gezindiğimizde annemiz veya ilk bağlandığımız kişi kimse, onunla deneyimleriz. Bize heyecan veren bir şeyi ona getirdiğimiz zaman bizimle aynı mutluluğu paylaşacağına, çattığı kaşlarıyla aşağı doğru bakar ve “Hayır!” der. Bu deneyim sosyalleşme ile birlikte tekrar edişine bağlı hayal kırıklığı ve kendini değersiz hissetmedir belki de. Çocuk yaşlardaki bu deneyimle beyin, ailenin yetersiz desteği ile birlikte utancın yarattığı güçlü duygularla başa çıkmasına yardımcı olacak yöntemleri geliştirmesine hayatı boyunca engel olabiliyor. Öyle ki utanç hissetmemek için yöntemler geliştirirler. Utanmazlık veya vicdansızlık şeklinde, inkar, mesafe koyma, suçlama veya öfkeden oluşan koruyucu bir bariyer olarak ortaya çıkabilir.

Bu davranışlara sahip insanların duygusal açıdan sığ olduğunu hisseder ve onları vurdumduymaz ya da mesafeli kişilermiş gibi düşünürüz. Ancak küçük bir olaya veya küçümsenmeye verdikleri tepkilerle bizi şaşırtırlar. Ne zaman ki utanç, kurdukları o bariyerlerin içine sızar, işte o zaman bu kişilerin gerçekte kim olduklarını görebiliriz: utanca karşı aşırı hassas kişiler. Bir an suratlarında beliren acı dolu ifadeyi genellikle öfke ve suçlamalar takip eder. Utancın kokusu sınırlarını delip geçtiği zaman, içleri
öç alma isteğiyle dolup taşar. Takıntılı bir hal alır. Onunla yüzleşememek, etkisiz hale getirememek veya sağlıklı bireylerin yaptığı gibi hayatına devam edememek, bu ve benzeri davranış, eylem, eylemsizlik sahip olduğu karakteristik davranış, tutum ve hallere sebebiyet verir.

Burada şunu belirtmek isterim ki bunun dönüşümü mümkündür. Utançla özdeşleştirdiğimiz ne kadar eylem, eylemsizlik, özellik varsa bilinçli, farkında, güçlü sorularla sorgulayarak, samimi cevaplarla dönüşüm/ değişim mümkündür.

Hislerimizle, duygularımızla ne kadar irtibat halindeyiz? İstediğimiz gibi hareket edemediğimizde nasıl hissediyoruz? Fizyolojimizde neler oluyor?

Göremediğimiz ama gözümüzün önünde olan gerçekler neler? Peki, hislerimizle, sezgilerimizle Kendimizi bilmek adına nasıl geliştirebiliriz?

Her gün bir kaç doğru soruyla Kendini bilmek adına kendimizle yüzleşmek, hayat amacımızı başarmayı kesinleştirir. Bunu tüm ustalarla birlikte artık ben de söylüyorum. Daha derinlerdeki yıkıcı duygular ve ona verdiğimiz anlamlardan özgürleşmek ,bilincimizi özgürleştirir. Sonucunda da Hakikat Bilgisi ile hayat deneyiminin içerisinde irade ile yaşamak mümkündür. Huzur, denge, bol bereketle.

Yalnız değiliz, yalnız değilsiniz. Profesyonel olarak eğitilmiş bir kolaylaştırıcı, yardımcı olarak, yaşama karşı tutumunuzda ve davranışlarınızda önemli değişiklikler yaratmanıza yardımcı olmak için buradayım. Sonuç, yaşamınızda şükran, sevgi, kesinlik ve varlık anlarını nasıl yaşayacağınızı öğrenmeniz olacaktır.

Sevgi ve saygıyla. Arzu Aykın

”Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir ve her zaman oradadırlar.” S. Freud

Gerçek, Bir'likte. Birlikte keşfedilir ve inşa edilir.

Nasıl Yardımcı Olabilirim? Paylaşmak İster misiniz?

BÜTÜNÜN DENGESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin