Nasıl Düşünüyorsanız, Öyle Hissedersiniz.

” Eğer şeylere bakışınızı değiştirseniz, baktığınız şeyler değişir.” Wayne Dyer

Merhaba, bu haftanız nasıl geçti? Kazanımlarınız nelerdi? İçsel, nelere, nasıl, hangi bakış açılarıyla baktınız? Ne değişti ya da dönüştü? Neyi fark ettiniz?

Nasıl düşünüyorsak, öyle hissederiz. Bu hafta zihin alanına; depresyon ve güvensizlik durum ve duygularına bir bakışla yaklaşmak nasıl olur diyerek başlıyorum.

Güvenlik, içgüdüsel bir duygu olup, bireyin Kendini gerçekleştirmesinde önemli bir rolü vardır. Güvenlik, hayatta kalma becerisi olarak tanımlanabilir. Biliş; olaylara bakışımız, algılarımız, zihinsel tutumlarımız ve inançlarımız demektir. Bilmek, öğrenmeyi, öğrenmek anlamayı getirir. Burada duygulardan bahsedecek olursak da temel duygular içinde öfke, korku, üzüntü, mutluluk, iğrenme, şaşırma, arzulama diye yazabiliriz. Ayrıca bunlara zihnin kirleri de diyebiliriz.

”Depresyon tüm nüfusu etkileyen yaygın psikiyatrik bozukluklardan biridir. Tedavi edilmediğinde erken ölüm, genel sağlık durumunda bozulma gibi olumsuz sonuçlar yaratırken, doğru tanınıp, uygun bir şekilde tedavi edildiğinde hastanın yaşam kalitesini arttırmak mümkün olabilmektedir.” der tıbbi literatürde.

Depresyon her yaşta görülebilir, ancak orta yaşlarda ve özellikle de 25-44 yaşları arasında daha sık izlenen bir durum olarak tespit edilmiştir. Yapılan ölçümlerle aşağıdaki rakamsal bulguları da sizlerle paylaşmak bizlere bir farkındalıklı bakış getirecektir.

Yaşam boyu majör depresyon yaygınlığını Angst (1992)
% 4.4-%19.6 ve Kessler (1994) % 17 olarak belirtmiştir. Son dönemde yayınlanmış bir çalışmada ise depresyonun yaşam boyu görülme sıklığı %1,5 ile %19 bildirilmiştir. Ülkemizdeki depresyon yaygınlığı ise %8-20 bulunmuştur. (?)

Çoğumuz, bazen yaşadığımız herhangi bir durum veya olay ile ilgili kendimizi güvensiz, depresif hissettiğimiz olmuştur. Bazen bu durum ya da olaylara olumsuz ve kendimizi eleştiren bir biçimde de düşünürüz. ”Ben işe yaramazın tekiyim” gibi olumsuz içsel konuşmalar içindeyizdir. Hatta zihinsel farkındalığın yüksekse kendini duvardan duvara vurduğunu, öldürdüğünü, işkence ettiğini bile fark edebilirsin. ” Bu problemler gerçek.

Nasıl düşünüyorsak, öyle hissederiz.

Bu yeni bir fikir değildir. Yunan filozof Epiktetos, kişilerin “olaylardan değil, onlar hakkındaki görüşlerinden” rahatsız olduklarını söylemişti. Shakespeare de “iyi ve kötü diye bir şey yoktur, düşünce onu öyle yapar. ” dediğinde benzer bir fikri ifade ediyordu (Hamlet, Oyun 2, Sahne 2). Bu fikir yıllardır ortalıkta olmasına rağmen, depresif olduğumuz zamanlarda birçoğumuz olayı böyle göremez.

Deneyimleyen biri olarak diyebilirim ki depresyon acı/haz denkleminin sonuçlarından biridir.

Depresif hissedildiğinde, genel olarak bunun nedeninin başımıza gelen kötü olaylar olduğunu düşünüyor olabiliriz. Kendimizi aşağı görüp, mutsuz olmaya mahkum olduğumuzu düşünebiliriz, çünkü işimizde başarısızlığa uğramış ya da sevdiğimiz biri tarafından
reddedilmiş olabiliriz. Yetersizlik hislerimizin kişisel bir kusurdan kaynaklandığını düşünüyor olabiliriz, mutlu ve tatmin olacak kadar zeki, başarılı, çekici ya da yetenekli olmadığımıza ikna da olmuş olabiliriz. Olumsuz düşüncelerimizin sevgiden yoksun ve travmatik yaşanmış
bir çocukluğun, miras aldığımız kötü genlerin ya da bir çeşit kimyasal ya da hormonal dengesizlik sonucu doğduğunu düşünebiliriz. Aklımız karıştığında başkalarını suçlayabiliriz: “Her şey bu ……… yüzünden! Onlar olmasaydı harika bir gün geçiriyor olacaktım!”

Ve neredeyse bütün depresif insanlar kendileri ve dünya hakkında onlara özel ve korkunç bir gerçekle karşı karşıya olduklarına; bu kötü duygularının gerçek ve kaçınılmaz olduğuna emindirler. Kuşkusuz bu düşüncelerin içinde gerçeklik barındırabilir ya da barındırmayabilir. Tüm bu durumlar tanıdık değil mi? Aynı ya da benzer deneyimlere bir çoğumuz sahibiz.

Burada hemen bir soru; Kendine meydan okumak adına iyi gelebilir.

Baskılanmış ya da bastırılmış duygularımız nelerdir? Sosyal bir varlık olarak çoğumuz bu duruma aşinayız. Ne dersiniz? Bir kaç dakika kendiniz için Kendinize bir bakışla. Örneğin ben uzun bir süre bastırdığım, baskılanmış öfke ile çalıştım. Öfke isteğin yerine gelmemesidir.

Konu depresyon olunca dolayısıyla yazdıklarım da depresif. Bir dakika! Hemen; şimdi Sizlere mucize niteliğinde bir haber verebilirim. Yaşanan durum veya olaylar ne kadar kötü olursa olsun, olaylar hakkında düşünme şeklinizi ve hatta temel değer ve inançlarınızı bile değiştirebilirsiniz. Ve bunu yaptığınızda, duygu durumunuzda, görünüşünüzde, ve üretkenliğinizde derin ve sürekli değişiklikler yaşayacaksınız. Nasıl mı? Kolaylaştırıcı dönüştürücü uzman koç/mentör ve kendiyle çalışan biri olarak diyebilirim ki bilincinizle çalışarak, zihninizdeki kirleri arındırarak. Bunun için hemen yapılabilecek öncelikli eylem; zihin-beden fizyolojisini tanımaktır. Sonrasında kendinize bir rehber seçerek Kendini Bilmeye adım atmaktır.

Tam da burada bakışımızı beyine çevirirsek; bilimsel yaklaşımla beyin üç bölümden oluşur. Sürüngen, memeli (limbik) , frontal korteks. Sürüngen beyin denilen bölüm insanlardan gekolara (sürüngenler) kadar bir çok türde bulunuyor. Bu bölüm otomatik ve düzenleyici fonksiyonlara aracılık etmektedir. Limbik dediğimiz bölüm ise memelilerde genişlemiş durumda. Duygu-hislerle etki tepkisel davranışları içerir. Frontal korteks beynin en son evrilen bölgesidir. Kendine özgü bir yapıdır ve insanlardaki versiyonu çok daha benzersizdir. Bu son bölüm insanda vardır ve zihnin plan, analiz, muhakeme, karar verme yetilerini içinde barındırır.

Beden fizyolojisi hakkında bir fikrimizin olması bize ne sağlar derseniz de diyebilirim ki karşılaştığımız durum ya da olaylarda duygu durumları ile aşırı üzüntü/aşırı sevinç hallerini yönetme becerimize katkı sağlar. Hayatta kalma çabasından zihnin fonksiyonlarında bilgeleşerek hayatımızı daha kaliteli yaşayarak, hayatlarımızı yöneterek yaşam becerimizi geliştiririz. Nasıl mı? İstiyorum-istemiyorum, çarpık düşünce ve buna eşlik eden duygu özdeşleşmesi ile subjektif anlamlarından özgürleşerek. Beynimizde yeni nöron yolları yaratarak. Tabi ki rastgele bir yaşam yaşamak istemiyorsak.

Son bi kaç cümle daha yazacak olursam; bizler dünyayı değiştiremeyiz, ona verdiğimiz tepkiyi değiştirebiliriz. Tepkiyi yaratan düşünceyi dönüştürebiliriz. Kendini Bilmek, bilincinde özgürleşmek, huzurlu, içsel ve dışsal barış içinde, mutlu olmak, yetersizlik duygusundan özgürleşmek istiyorsan özünle arandaki tüm sınırlayıcı düşüncelerini, duygularını dengeye getirmek önemli. Gerçek, Tek ve Farkındalık için en önemli araçlar; meditasyon, nefes ve hemen birlikte eşlik edecek olan, dünya gözlerinin önündeki perdeyi kaldırabilmek, tepkisel değil yanıt vererek yaşamak ve tarafsız gözlerle dünyaya bakabilmek için güçlü dönüştürücü sorulardır.

Peki, bir soru ile bitirelim haftanın yazısını. Hayatınızın tamamına baktığınızda ihtiyacınız tam olarak nedir? Büyük, en büyük hayaliniz nedir ya da neydi? Hala gerçekleşmemiş sizi fanteziye düşüren hayaliniz nedir?

Görüşmek üzere sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın

”İnsan olmak han gibidir, her sabah yeni biri gelir, hepsini sıcak karşılayın ve onları eğlendirin.” Rumi

https://www.instagram.com/arzuaykinofficial/

Yorum bırakın

BÜTÜNÜN DENGESİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin