-
Olan Her Şeyin İyi Bir Nedeni Vardır; Değerler…
”İnançlarınız, düşüncelerinize dönüşür,
Düşünceleriniz, sözlerinize dönüşür,
Sözleriniz, davranışlarınıza dönüşür,
Davranışlarınız, alışkanlıklarınıza dönüşür,
Alışkanlıklarınız, değerlerinize dönüşür,
Değerleriniz, kaderiniz olur.” Mahatma Gandi

Merhaba, nasılsınız? Hemen bir soruyla giriş yapalım. Hazır mısınız? Orta, uzun vadede planladığınız çoğu şeyi başarı ile yapabildiniz mi? Tatmin edici miydi? Hayalini kurduğunuz hayatınızı destekleyen bir tatminlik miydi? Yolunda gitmeyen durum ya da olaylar için nasıl harekete geçtiniz ya da geçmeyi planlıyorsunuz?
Bu haftanın konusu değerler, değerlerimiz. Geçen ay İzmir İktisat Kongresini canlı izlerken şu an dünyanın gündeminde olan ve çözüm arayışları ile eyleme geçilen, en çok konuşulan ”Küresel İklim Krizi”’nin çözümünde bir çok konuşmacı tarafından değerlerimiz konusuna vurgu yapıldı. Ben de profesyonel bir koç olarak bu haftanın konu başlığını; hayat amacım ve misyonumla, şu an bulunduğum noktadan bunun ne kadar önemli bir konu olduğuna bir bakışla, deneyimlerimle birlikte, bazı sorularla sizlere, bakışınızda ufuk açıcı olmasına niyetle yazıma başlıyorum.
Değer nedir? Sözlükte kıymet, bir şeyin gerekliliğini, önemini belirlemeye yarayan saymaca ölçü. Değer; arzu edilen, ilgi ve ihtiyaç duyulan şeydir. Öğreti anlamına gelen logostan türetilmiştir. Bir varlığın psikolojik, toplumsal, ahlaksal ve güzellik yönünden taşıdığı düşünülen yüksek ya da yararlı nitelik.
Yine yaygın tanımlardan birine göre değerler, arzu edilen, kişilerin hayatlarına kılavuzluk eden, önem dereceleri farklı, durum ötesi hedeflerdir. (Kluckhohn, 1951)
Değer, yalnızca bir inançtan, sübjektif bir yargıdan mı ibarettir, yoksa kişilerin inançlarının ışında objektif bir gerçekliği mi temsil etmektedir? Ne dersiniz? Birlikte düşünelim…
Değerler bu açıdan bizim yaşamımızı derinden etkilerler. Onlar, her gün tecrübe ettiğimiz gerçekliğin önemli bir parçasıdırlar. Hayatımıza bir yapı ve bir yön verirler. Yaşamda varoluşun anlamına katkıda bulunurlar. Hayatımızın her alanında, kademesinde tercihlerimizde önemli rol oynarlar.
Yine başka bir bakışla değer, bir sosyal grubun veya toplumun kendi varlık, birlik, işleyiş ve devamını sağlamak için üyelerinin çoğunluğu tarafından doğru ve gerekli oldukları kabul ve tasdik edilen, onların ortak duygu, düşünce, amaç ve çıkarını yansıtan genelleştirilmiş temel ahlaki ilke veya inançlardır (Erdoğmuş, 1976, Kızılçelik ve Ejder, 1992). Diğer bir tanımda ise değerler, bir kişinin veya sosyal grubun kabul ettiği standartlar, inançlar ya da moral ilkeler olarak ifade edilmektedir (Collins, 1991). Bu tanımlardan değerlerin; bireylere hayatlarında yol gösteren, hem toplumların ayırt edilmesini hem de kaynaşmasını “sağlayan pekiştirici ve kuşatıcı” ilkeler ve inançlar olduğu anlaşılmaktadır.
Peki, bu kadar bilimsel bakıştan sonra yaşam denen gerçeklikte ”Benim değerlerim nedir” sorusuyla bir an durup, kendinize bir bakışla ne dersiniz? Nasıl ki bazen ”Bilemiyorum” cümlesini kullanıyoruz bu bizim farkındalıksız duygu durumları içinde salındığımız, kafamızın karışıklığını ifade eden bir cümledir. Nasıl ki hayatımda şu an; ne durumda isem bunun sorumlusu benimdir. Bu sorumluluğun farkına varıp, yük olmaktan çıkarmak; değerlerimize göre yaşamak, Kendi bireysel yaşamımızı bilinçli inşa etmekten geçtiği bir gerçektir. Yaşadığımız ev dediğimiz yapıların ya da evliliklerin ya da işimizin temelinin sağlamlığı gibi, değerlerimiz üzerine inşa ettiğimiz, kendimizi gerçekleştirmeye ilerlediğimiz, geliştiğimiz geliştirdiğimiz yaşamlarımızda tatmin, huzurlu, yaratıcı fikirlerle dolu, zekanın tam kapasite ile kullanıldığı gerçektir ve mümkündür.
Kendi üzerimden örnekleyecek olursam; okuma yazma öğrendiğim ilk senelerde kendimi ifade etmek üzere karikatür çizer, onları geniş hayal gücümle konuştururdum. İlerleyen yıllarca içimden gelen, durdurulamaz yazma isteğim ile yazı, şiir, makale, öykü, günlük, roman denemeleri gibi çeşitli formlarıyla devam etti. O an içimden ilhamla akan sözcüklerle aşkın hisleri bulduğum her şeye; belki bir peçete, bir karton herhangi bir şeyin üzerine çiziktirmeyi ve onu daha sonra defterime geçirmek üzere yazmayı hiç bırakmadım. On yıllarca geçen süreçte içimden gelen yazmak benim değerlerimin içinde olduğu gerçeğini bilmek, yazdığım ve paylaştığım blog yazı ve sosyal medya hesaplarımla, bireysel ve grup çalışmalarımla, eğitimci becerimle, kendimi ifade etmek öğrendiğimi öğretmek en yüksek değerlerim içindedir.
Bu nasıl mümkün olabilir? Kendimi tanımakla, bilmekle, aklın güçlerini geliştirmekle. Peki, bu, nasıl mümkün olur? Doğru soruyu dürüstçe ve samimi sorabilmekle. Peki, değerlerimizden nasıl emin olacağız dediğinizi duyar gibiyim. Ortalama bir gününüze bakarak, neler yapıyorsunuz? Tüm yaşam alanlarınıza bakarak, bir bütün olarak deneyimlerinize spesifik bakışla yaklaşarak tespit edebilirsiniz. Böylece yükselen alçalan duygularınızı yönetme becerisinin farkındalığına bir adım atarak, huzurlu ve dengede, evrenin desteğini de alarak bir yaşam düzeni içinde olursunuz. Bu kadar basit mi? Evet, basit, anlaşılır, uygulanabilir. Zaten yaşam denen süreç de bu.
Tabi bunun sonrası yani değerlerinizi belirledikten sonra önceliklerinize göre bir yaşam için tasarımınıza uygun, iradeli yaşamak, başka soruları da getirecektir. O sorular da başka bir yazının konusu. Bir sonraki konu başlığında görüşmek üzere derken, değerlerinizi tam, net, emin olarak öğrenmenizde size tüm profesyonel deneyim, beceri ve yeteneklerimle yardımcı olmak için buradayım. Ayrıca geri bildirimleriniz için şimdiden teşekkür ederim. Sevgi ve saygı ile.
Arzu Aykın/ Meditator Profesyonel Nefes ve Yaşam Koçu Kolaylaştırıcı Dönüştürücü Lider
Birinin karakterinde belirgin bir alçaklık ya da aptallığa rastlarsanız … sizi sinirlendirmemesine ya da üzmemesine dikkat edin ve yalnızca onun sizin bilginizi artırdığını düşünün, bunu insanın karakterini anlamak için dikkate alınması gereken yeni bir gerçek olarak görün. Bu olguya çok karakteristik bir mineral örneğine rastlayan bir mineral bilimci gibi yaklaşın. Arthur Schopenhauer

-
DÖNGÜLERİYLE…
”Çoğu insanın, duymamak için konuşması gerekir.” May Sarton

”…döngüleriyle…”
”Ne, nasıl, başta ne dedi, duyamadım, şey pardon tekrar etseniz” içeriden haykıran sesini kendinden başkasının duyamayacağı gerçeğini en nihayet hatırladı. Kendine kızıyordu. Ne diye salonun en arka sıralarında bir yer bulup, yerleşmişti. İçeriye girerken geç kalmanın utancı ile etrafına bakamadan, başı önde, istemsizce salonun arka tarafına yönelmişti. Sandalyeye oturmak ona uzun bir zaman gibi geldi. Hala kızgındı. Arı vızıltısını andıran uğultunun arasından konuşmacıyı nasıl duyacaktı ki? Bunu nasıl düşünememişti. Tabi ya trafiğe takılmış, konferansa varmak üzere, konferans salonuna olmak isteği zamandan daha sonra girmişti. Yapının on sekizinci yüzyılda yapılmış olduğu gerçeğinin büyüsüne kapılmış, nasıl da o gününü planlayamamıştı. Kızgınlık artık öfke boyutuna taşınmıştı. Konuşmacıyı yaklaşık bir senedir bekliyordu; ağızından her çıkacak kelimenin, her bir sözün, her bir kelimesini not edecekti. Çok kıymetliydi onun için, hayatı için; nerdeyse ölüm kalım meselesi haline getirmişti. Çoğu zamanı ”insanlar beni anlamıyorlar” serzenişleri ile geçiyordu. Sanki yalnızlık büyüsü yapılmış da büyünün etkisinden hiç çıkamıyormuş gibi. Çoğu zaman üzgün, hayal kırıklıkları yaşıyordu. O, içinden çıkılamayan büyük bir savaş meydanında iken, en yakınları ”ne kadar sakin, sessiz” diye övgülerle dolduruyordu zamanı ve mekanı.
Bir an için nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. Konuşmacı ara vermişti. Arayı fırsat bilenler yapının bahçesine doğru, karıncaların sıra sıra yuvaya akışı gibi uğultu ile birlikte çıkıyorlardı. Zihninde yankılanan ”döngü, döngü döngü…” Neyin döngüsü? Ölüm mü, yaşam mı, nefes mi, mevsim mi, evrim mi, yaradılış mı, enerji mi, madde mi, eylem mi, huzur mu? Kime sorabilirdi ki? Kim sorusunun cevabını verebilirdi ki? Tarihi salon çok büyüktü; bine yakın insanı içine rahat rahat alırdı. Yapıldığı tarihlerde büyük sanat gösterilerine hizmet ettiği girişte yazıyordu. Duvarlardaki ve tavandaki ahşap oymalarla bütünleşen tablolar büyüleyiciydi. Bir savaş destanı ve sonucundaki zafer ve barışın kutlaması resmedilmişti. Ressamın tüm salonu hangi düşünce ve duygularla, ne kadar sürede tamamlamış olduğunu düşünmeden edemedi.
Uğultu hala yapının bahçesinde, ara, devam ediyordu. Salonda kendi gibi birini aramaya koyuldu. Döngünün öncesinde kaçırdıklarını öğrenmenin peşine düştü. Öyle ki, döngünün sonrasındakileri de kaçırdığının farkında değildi. Gözleri bir radar gibiydi. ”İşte! Buldum, benim gibi biri.” dedi. Sandalyeye iyice gömülmüş, fark edilmekten korkarcasına başı önde öylece oturuyordu. Yaklaştığında gördü. Kitap vardı kucağında. Kitap mı onu okuyor, o mu kitabı okuyor diye düşünmeden edemedi. İçinde susmayan yorumları, yargıları onu nasıl da içinden çıkılmayan bir döngüde tuttuğunun farkında olamadan sandalyede gömülmüş turuncu saçlı, gözlüklü adama cevabın onda olduğuna kesin inanarak, gülümsemesinin arkasındaki sinsi merakla ”Merhaba” dedi…
Arzu Aykın
”Tanrı’yı bulmamız gerek. O, gürültü ve huzursuzluk içinde bulunmaz. Tanrı sessizliğin dostudur. Bakın, doğa- ağaçlar, çiçekler çimenler- nasıl sessizce büyüyorlar, bakın yıldızlar, ay ve güneş nasıl sessizce hareket ediyorlar… ruhlara dokunabilmek için sessizliğe ihtiyacımız var.” Rahibe Teresa

-
YAŞAMA DAİR…

”Duyularımızın yaşamına hakikaten açık olduğumuzda -aslında hayvansı gözlerimizle bakar ve hayvansı kulaklarımızla işitirken- dünyada çevremizde bulunan hiç bir şeyin pasif ya da dilsiz bir nesne olarak hissedilemeyeceğini keşfederiz. Her nesne, her varlık bakışlarımıza kendi sırlarıyla karşılık verir…” David Abram
Merhaba, nasılsınız? Öncelikle geri bildirimleriniz için teşekkür ederim. Benim için ilham verici. Daha bir ilgiyle, özenle, gayretle yazıyorum.
Bu haftanın yazı konusu yaşam bilgisi, hayat bilgisi, Gerçek’in bilgisi. Bunun için bazı kavramları açıklamak yazının anlaşılırlığını arttıracak, amacıma bütüne katkısı anlamlı olacaktır.
İlk kavram; Yaşam. Yaşam; Büyüme, metabolizma, uyarıcıya cevap verme ve üreme ile kendilerini ifade eden özellikler veya nitelikler. Bir insanın yaşamını meydana getiren, fiziksel, zihinsel ve ruhsal deneyimler. Sonra ki kavram Lütuf. Lütuf; her yerde daima var olan bilinç alanından ve içinizden açığa çıkan destekleyici etkiler. Bir diğeri Yeni Düşünce. Yeni düşünce; katılımcıları yapıcı düşünce, bütüncül yaşama ve daha yüksek gerçekliklerin bağımsız bir şekilde araştırılmasına önem verdikleri modern bir hareket.
Yaşam, lütuflarla ifade bulan dahice bir süreçtir. Yaşamın içinde deneyimlenen ve gözlemlenen her şey lütuftur. Burada bi kaç dakika düşünmenizi rica etsem zihninden geçen fikir ve düşünceler nelerdir? Kendinle baş başa bi kaç dakika. Yaşam, bilinçli yaşamayı hatırlamaktır. Bilinç yükselişi, bu kesintisiz süreç berrak farkındalıkla yaşanırken doğallıkla gerçekleşen bir oluştur. Yaşam, anlamlı hizmetler bütünüdür.
Ünlü şair Nazım Hikmet’in dediği gibi yaşamak ciddi bir iştir.
”Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,
Bir sincap gibi mesela,
Yani yaşamın dışında ve ötesinde hiç bir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak…”
Yaşamak, süreçtir. Yaşamın acı veren, sancılı lütuflarıyla karşılaştığımızda, henüz yaşamla birlikte akarak, onun tam desteğini alabileceğimiz bir olgunlukta olmadığımızı anlamak önemlidir. Gözümüzde büyüttüğümüz, bize zor görünen her olay, durum yaşamın hareketli süreçlerini öğrenmemiz ve koşullanmış düşüncelerle sınırlandırılmış bakışı aşmak için özel birer fırsattır.
Yaşam çok değerlidir. Zaman çok değerlidir. Nefes çok değerlidir. Peki, bu değerleri yanılgılarla boşa harcamak nedendir? Burada bulunma nedenini ıskalamak nedendir? Bir kaç dakika düşünmenizi istesem…
Bir çok teknik, bilim- ilim bizlere yaşamı, doğal, dengeli, sağlıklı yaşamın nasıl mümkün olabileceği konusunda bilgi verir. Dünyada bizler Kendini Bilme, Gerçek’i Bilme arayışında +- bir çok deneyime sahip olduğumuz gibi, idrak içinde olmadığımızda aynı benzer deneyimler içinde devam eden döngüsel bir yaşama sahibizdir. Kavramak, idrak bu süreçte önemlidir. Dünyada huzurlu yaşamak için evrensel ilkelere uyumlu, idraklı bir yaşamı nasıl kurgulayacağımızı, zihinsel ve ruhsal bütünlük içinde görev ve sorumluluklarımızı nasıl yerine getireceğimizi doğru anlamak, anlayışımızı da eylemlerimizle beceriyle, kendimize, ailemize, çevremize, dünyaya hizmet ederek mümkündür. Bu da zihnin dinginleştirilmesini gerektirir.
Hatalar değerlidir. Bize çok şey öğretir, bizi büyütür ve geliştirirler. Hata yapmaktan korkma. Hiç bir şey yapmamaktan rahatsız olmak önemlidir. Suç, utanç, pişmanlık durum ve olayların bize sunduğu bilgeliği, hizmeti kavramak, idrak etmek önemlidir.
Burada küçük bir öneri ile rehberlik etmek fayda getirebilir. Her türlü ilişkilerinizde tetiklendiğiniz (olumlu-olumsuz) her bir durum ve olayda tetiklendiğiniz eylem, eylemsizlik ya da özelliğin ne olduğunu bulup, bu eylem, eylemsizlik ya da özelliğin fayda ve zararlarını sorgulamak kendine ve diğer her şeyle olan bağına bakışında, bilincinizde yapıcı fikirlerle dönüşümü getireceği kesindir.
Yaşam süreçlerimizde içsel ve dışsal dengeyi oluşturmak, korumak bizim kendi sorumluluğumuzdur. Hayatımızda tüm yaşanılan, yaşanılmakta olan ve olacak olan tüm her şeyden sorumlu olduğumuzu kavramak önemlidir. Dürüst, samimi, kararlı, ruh farkındalığında, zihinsel ve fiziksel donanımlarımızı doğru kullanmak önemlidir. Ruhsal bir varlık olduğumuz gerçeği ile şükranla dünyayı onurlandırmak, sonsuz huzur ve dengeye adım atmakla aynıdır.
Gerçek amaçlar; bizleri daima, artarak, yaşamla ve değerlerimizle bütünler. Sonsuz olasılıklar içeren sonsuz, sınırsız bir alandır yaşam.
Peki, sınırlı, limitleyen düşünce ve inançlarınızın ne kadarının farkındasınız? Tüm fırsatlar her zaman yaşamınızda hazırken ne yapıyor ya da yapmıyorsunuz da kendinizi şanssız algılıyorsunuz?
Dikkatimizi neye doğru verirsek onunla özdeşleşiriz.
Şartlanmış, koşullanmış kişilik baskısından özgür olduğumuzda içsel, çevresel koşullardan ve kişisel iletişimin her türlü etkilerinden arınmış oluruz. Bilinçsiz tepkiler, kararsızlıklar, duygu yükleri, duygusal ani karar verişler son bulur. Bu nasıl mümkün olur derseniz çalışılmış bir zihinle mümkündür.
İçinde yaşadığımız dünyayı olduğu hali ile algılamak, yaradılışımızla bize verilmiş olan aklımızı, düşünce becerimizi, öğrenme, bilme, inceleme, araştırma, karar verme becerilerimizi kullanarak, pratiklerle, uygulamalarla geliştireceğiz. Nötr, tarafsız, ay ve güneş arası yaşamı yönetme becerisini geliştirmek, kaliteli, etkin, sağlıklı, dengeli bir yaşam, objektif; 360 derece bakış önemlidir. Bunun farkındalığı için de ”Buddha’nın Sekiz Aşamalı Yolu” bunlardan biridir. Nefes seansları, bilinç çalışmaları, koçluk, meditasyon, yoga asanalar, sağlıklı dengeli beslenme, uyku, dua bizi destekleyen diğer araçlardandır. Zihin ruhsal gelişim için araçtır. Neden buradasın? Amacın ne? Bize bu ve benzer soruların cevaplarını barındırır. Cevapları algılamak çalışılmış bir zihinle mümkündür. Bireysel ve grup çalışmalarımla size yardımcı olmak için buradayım. Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın /Kolaylaştırıcı-Dönüştürücü Uzman Lider
”İhmal ettiğiniz hislerinizi kullanmaya başladığınızda, ödülünüz dünyayı yepyeni gözlerle görmek olacak.” Barbara Sher

-
YANSIMA

”Görünmez evrenin görünür olandan daha gerçek olduğu, deneyimli bilim insanları nezdinde, hiç bu kritik yüzyılda olduğu kadar yaygın bir şekilde kabul görmemişti. Ama bu, geleceği görenler ve filozoflar için yeni bir kavram olmaktan çok uzaktır. Çünkü unutmayınız ki Aristo hayata ”maddeyi saran ruh” derdi ve büyük dinlerin hepsi tarafından yürekten kabul görmüş bir kavramdır… mistisizm felsefesi de aynı şekilde akla yakın biçimde yükselişte… maddi olmayan dünyanın yeni farkına varılan gerçekliği, etkili enerji sahaları, enerji taşıyan dalgalar ve her şeyi sarıp sarmalayan, her şeye hakim zihinler de öyle…” Guy Murchie
Merhaba, nasılsınız? Yeni, yeniden sizinleyim. Anlaşılırlık için, bazı kavramları açıklayarak başlayacağım.
Yansıma; homojen bir ortam içerisinde dalgaların yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön ve doğrultu değiştirip, geldiği ortama geri dönmesi olayına denir. Tanımı bi kaç kez daha okumanızı önerebilirim. Yansımanın genel örnekleri ışık, ses ve su dalgalarıdır.
Bilinç; öz farkında olma, gözlemleme ve algılama kabiliyeti. Bilinçaltı; bilinçli farkındalığın seviyesinin altında. Cennet ise; Özünde evrenin belirli bir kısmını tanımlamak için kullanılan kozmolojik bir kelime. Mutlak; tam, saf, doğasında veya özelliğinde mükemmel.
Yaşam bir süreç; ilk nefes ve son nefes arası ve evrenin üç niteliğinin yarattığı deneyimlerle ruhsal bir büyüme; Kendini Bilmek, Tanrı’yı Bilmek ve Tek Bilinç ve Sonsuz Gerçek’te bilinçte tüm tutunduklarımızdan özgürleşerek, eşit değerle Hakiki Bilgiyi hatırlayarak yaşamın anlam noktasında yolda, yol olmaktır.
Peki, şimdi zihin açıcı bir kaç soruya ne dersiniz?
Neden yaşıyorsunuz? Hayatınızda nelerle meşgulsünüz? Beklentileriniz, hedefleriniz, hayalleriniz, problemleriniz, parayla ilişkiniz, başarılarınız, sebepleriniz, sonuçlarınız, bahaneleriniz, istekleriniz, arzularınız, tutkularınız? Tüm bu olan yani bütün yaşam kaos gibi algılansa da kendi içinde bir düzeni var.
Peki, tüm bunların içinde; tam da orta yerinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Gergin, öfkeli, sinirli, stresli, sıkışmış, ezilmiş, değersiz?
Böyle tam da tanımladığınız duygu durumları içindeyken hangi davranışlarda bulunuyorsunuz? Alışılmış tekrar eden davranışlar, eylem ya da eylemsizliğin sonunda duygu durumunuz nasıl? Aynı anda nefesinize dikkat etmenizi istesem…Yavaş ve düzenli mi? Yoksa çok hızlı ve düzensiz mi? Alış-verişler arasında bekliyor musunuz? Nefesinizi tutuyor musunuz, hatta nefes almıyormuş gibi misiniz? Zihninizden geçen düşünceler neler? Yakaladığınız sık tekrarlanan düşünceler neler? Bugüne kadar o düşünce, o sesleri bastırmak için neler yaptığına da bi bakış atsan yoğun, yorucu çabalarınızı görüyor musunuz? Fiziksel olarak nasıl hissediyorsunuz? Ruhsal, duygusal olarak? Yalnız mı? Dışlanmış mı?
Tek bilinçteyiz. Gerçek anlamda düşünceler maddedir. Çevrenizdeki insanlarla birlikte dış dünyanızda olup biten her şey, iç dünyanızda olup bitenlerin bir yansımasıdır.
Şimdi düşüncelerinize biraz daha yakından bakını. Lütfen. Korkmayın. Hepsi geçmiş ve gelecekle ilgili ve sizde korkuyu, utancı, suçu, öfkeyi yaratanda bu. Oysa ki an hakikatinde düşünce yok. Aslında bunun tam deneyimine sahipsiniz; severek, isteyerek yaptığınız her eyleminizde nefesinizin bağlantılı oluşu gerçeği gibi yaptığınız her neyse o eylemle bir olarak, halden hale geçeriz. İsterseniz hatırlayabilirsiniz. En çok buna çocukken sahiptik. Koşullanmalar ve şartlanmalar arttıkça hayatımız zorunlu yapılması gerekenler menüsüne uymakla geçiyor. Ne dersiniz? Bu da iç dünyanın kaosu dış dünyanızı yaratıyor gerçeğinin kaçınılmaz sonucunu yaratıyor. İç dünyamız dışımıza yansıyor, ilişkilerimize yansıyor, her ne ile ilişki içindeysek ona yansıyor. Tekrar aynı soruyu soracağım. Neden yaşıyorsunuz?
Burada suç ve utanç duygularına dair bi kaç söz eklemek isterim. Bu duygularla hem kendimi hem de diğerlerini yargılama eğilimi gösterdiğimi bir çok kez deneyimledim. Ya siz? Yargılama eğilimim de bana kendimle ilgili sevmediğim şeylerden uzak durmamı, hatta kaçmama, bazen de saldırgan (kaba davranışlar) davranışlarda bulunmama neden oluyordu. Tanıdık mı?
“Bir başkasında yargıladığınız belirli özelliğin aynısını sergilediğinizi nerede ve ne zaman algılıyorsunuz?”
Her seferinde kendi hayatımda aynı davranışı sergilediğime dair bir çok deneyimlere sahip olduğumu algıladım.
Bu, başkalarında gördüklerimin bende de olduğundan emin olmamı sağladı . Aynı soruyu hayran olduğum insanlar içinde sordum. Deneyimlediğimi hem de bir çok kez algıladım.
Bu farkındalık, herkesin kendimi sevmeyi öğrenmeme yardım etmek için orada olduğuna dair zihin açıcı başka bir kavrayışa yol açtı. Algıladığım her şeyin, kendi içimde sahip olmadığım şeylerin bir yansıması olduğunun farkına vardım. Siz de aynı soruyu sorup, zihinde bir kaç dakika yolculuk yapabilirsiniz. Ne demek istediğim anlaşılır olacaktır.
Evet! Hayatınızı yeniden yaratmak mümkün. Yaşınız kaç olursa olsun, hangi hastalığınız olursa olsun, hangi tür sorunların, problemlerin içinde olursanız olun. Hayatınızı yeniden yaratmak çalışılmış bir zihin ile mümkün.
Küçük bir adım için sadece elimi tutun. Gözlerinizi kapatın. En Yüce Bilincin gücünün Titreşimi ” AUM.” Yaradan’ın apaçık görünen kanıtı, evrensel titreşim. Sanskrit dilinde bir kelimedir. Bilincin dört seviyesi ile ilgilidir. Uyanıklık, rüya, uyku ve saf Kendini Biliş.
Aklın ve zihnin fonksiyonlarının etkinliği ve gelişimi için değişimin kaçınılmaz olduğu evrende tutunduklarını bırakmak, dönüşüm içinde yerini yapıcı düşüncelerle doldurmak önemlidir. Ruhsal gelişimle birlikte Dünya realitesinde planladığınız hedeflerinize ulaşmak mümkün.
Nasıl mı? Öncelikle sorumluluğunuzun farkına varın. Yaşamınız nasılsa bunun sorumluluğu Size ait. Değiştirebilecek Tek kişi yine Siz olduğunuzun farkına varın. Hayatınızın yönetimini alabilirsiniz. Yaşamınız bir Yansıma; bir ayna. Yaşamınıza bakın. Nefesinize bakın.
Nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz…
Bunun için destekleyici en önemli araçlardan ilki meditasyon, diğeri bilinç pratikleri, yoga asanalar ve nefes seansları. Yalnız başına yapılabilir, ancak sürdürülebilirlik için bir uzman desteği almanızı öneririm.
Yaşam bir süreç ve bir ömür alıyor yaşamak. Farkındalıklı, bilinçli bir yaşam için adanmışlıkla ve kararlılıkla devam eden bireysel ve grup çalışmalarıma katılabilir, destek alabilirsiniz. Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın / Dönüştürücü Uzman Lider
”Dış dünya ve onun tüm şekilleri iç dünyanın imzasıdır.” Jacob Bohme

-
DİNLEYİCİ
” ” Yavaş” dedi salyangoz, ”Zıp zıp” dedi tavşan, ”Yorma kendini” dedi çita, ”Daha yolun uzun.” ” M.C.Richards

Dinleyici tüm odağını hikayeyi anlatan yolcuya yönlendirmişti. Yolcu ormanın derinliklerinden, kuzeyden gelmişti. Nehir kenarına yakın, daha yukarılarda çoğunlukla yaşlarının kesin olarak bilinmediği yelpaze şeklindeki mavi çam ağaçlarının eteklerinde, yerleşik, tek katlı, birbirlerine belli bir açıyla hizalanan kulübelerin hakim olduğu, yüz kadar insanın bir arada yaşadığı yere istemsizce nasıl çekildiğini anlatıyordu. Aylardır yol boyunca konuşabileceği bir insan görmemişti. Anlattığına göre yolculuğu sırasında güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, kuşlar, kurtlar ve daha nicesi ona rehberlik etmişti. Değişimin kaçınılmaz olduğu evrende, mucizevi şekilde evrensel güçlerin onu nasıl desteklediğini anlattıktan sonra, devam etti konuşmasına.
”Büyük sessizlik yemini etmiş gibi sadece olanı izliyor, tanıklık ediyordum. Tanıklık ederken de doğanın beni izlendiğinden emindim. Çocukken büyük babamla ormana odun toplamaya giderdik. Üç beş gün ormanda işlerimizle meşgul olurduk. Tüm o süre boyunca büyük babam doğanın güçlerinden bahsederdi. Yağmurdan, rüzgardan, sisten, güneşten, ağaçların bilgeliğinden. Kendi içinde barındırdığı çeşitten ve çeşidin birbiriyle uyumundan, birlikte hizmetlerinden, kendi doğal hallerine sadık kalışlarından bir çok hikayelerle bezenmiş kadim bilgilerle beni donatırdı. Tüm yolculuğum boyunca sanki aynı zaman, aynı mekandaydım . Korkusuzca yol aldım. Benimleydi büyük babam ve tüm olan. Sizin topraklara getirdi beni; bütün bilgeliği ve dingin sessizliği ile size getirdi beni. ”
Saçı sakalı bir, siyah şapkalı yolcunun dudakları kurumuştu. Etrafını saran dinleyici içinde çantasının kenarındaki matarayı eline aldı, ağzındaki tıpayı bir hamlede çıkarttı ve bir kaç yudum su içti. Dinleyici ellerini kalbinde birleştirerek ”Hoşgeldin” dediler hep bir ağızdan. Yolcu elini kalbine götürdü başını hafifçe öne eğerek teşekkür etti. Uzun bir zamandan beri dinleyici başka diyarlardan gelen biriyle karşılaşmamıştı. Meraklı gözlerle, yeni bir şey öğrenme gayretiyle, tüm odakları yolcuda, anlatacaklarını dinlemek istiyorlardı. Sessizlik en can dosttu ve o ana hakim olan buydu. Tüm dikkatleriyle o ana, o andaki yolcuya, yolcunun hikayesine kilitlenmiş dinleyici; tek bir kalp atışı gibi sadece o an. Ortama ağaçlar ve üstünde barındırdığı tüm alemin armonisiyle birlikte, rüzgarın güneş ışıklarıyla iki canın birbirini kucaklaması gibi sürtünmeyle çıkan hışırtı hakimdi. Dinleyici yoldan habersiz sadece yaşadığı ormanı biliyordu. Yolcu konuşmasına kadim bir sözle başladı.
Hareket et, yol açılacaktır. Kuzeyin ışıkları yolunu aydınlatacaktır.

-
SERVETİN İNŞASI

”Hayat bir olma sürecidir, içinden geçmemiz gereken süreçlerin bir kombinasyonudur. İnsanların burada başarısız oldukları nokta; bir durum, bir hal seçip orada kalmak istemeleridir. Bu bir nevi ölümdür.” Anais Nin
Merhaba, nasılsınız?
Servet nedir? İlk aklınıza gelen anlamı nedir? Servet; mal mülk, zenginlik, varlık demek sözlük anlamında yani maddi manevi tüm her olan, her şey anlamına geldiğini algılamak zor olmasa gerek. Ancak bizler servet dediğimizde ilk akla gelen şeyin para olduğu gerçeğini de göz ardı edemeyiz, dar bir düşünce olsa da…
Gerçek zenginlik ruhsal temellidir. Zenginliğin; ruhsal gerçekliklerin farkındalığına ve onun deneyimlenmesini sağlayan ilkelerle, uyumlu bir işbirliğine dayalı olması önemlidir. Bu da demektir ki yaşamın en yüksek potansiyelini gerçekleştirmek için niyet etmek, kararlılık, bilgelikle davranmamızı sağlayan bilgiye sahip olmak, sürdürülebilirlik ve inançla ilerlemektir.
Zenginleşmek Latince ”prosperus” şanslı kelimesinden gelmektedir. Zenginleşmek gelişmek, büyümek, serpilmek, başarılı olmak; akışkan refah içinde olmak; en yüksek iyiliği güvence altına alan, kaynakların, destekleyici olayların ve ilişkilerin sürekli akışı içinde olmak demektir. Zenginlik bolluktur, berekettir ve yaşamın ruhsal, zihinsel, fiziksel ve çevresel bileşenleri uyumlu bir biçimde bütünleşmiş olduklarında deneyimlenmektedir.
Nasıl olduğunda bolluk, bereket, refah içindeyizdir? Şimdi bi bakalım.
- Ruhsal olarak farkında olduğumuzda,
- Zihinsel, duygusal, fiziksel sağlıklı olduğumuzda,
- Bir arada olduğumuz insanlarla uyumlu, karşılıklı doyurucu ilişkilerimiz olduğunda,
- Dünya ile ve tüm her olanla güven dolu ilişkide olduğumuzda,
- Anlamlı amaçlarımızı sürekli, sürdürülebilir olarak gerçekleştirdiğimizde, başarılı olduğumuzda,
- Yaşam geliştirici arzularımızı kolayca karşılayabildiğimizde,
- İyiliğimizi destekleyen ve etkili bir biçimde yaşamamızı sağlayan kaynaklar her zaman mevcut olduğunda.
Bol miktarda maddi şeylere sahip olmak tek başına gerçek zenginlik ve zenginlik kanıtı değildir.
Hiç düşündünüz mü? Neden bir çok ruhsal yönelimli insanlar para konusunda başarılı olamıyorlar, zenginliklerini kanıtlayamıyorlar?
Peki, neden ruhsal açıdan uyanık olmayan bir çok insan finansal açıdan başarılı olabiliyorlar?
Başka bir soru; sınırlandırıcı siyasi, toplumsal ve ekonomik koşulları olan insanlar nasıl zenginleşebilirler? Burada koşulları belirleyen ilkelerin evrensel olduğunu hatırlamak önemlidir.
Şimdi buradan konuyu isterseniz zenginliği nasıl oluşturabiliriz sorusuna bir bakışla yaklaşalım. Zenginliğin ilk adımı insanın iş ahlakının olması ve insanlığa hizmet etmesi. Yaptığımız işle kaliteli, etkin, verimli olmasının yanında tatminlikle birlikte kar etmesi önemlidir. İşin etkin yönetilmesi de sürdürülebilirlik için ayrıca gereklidir. Bunun yanında kazancınızdan belli oranda birikim, yatırım şarttır. Tasarruf etmezsek hayatımız boyunca para için çalışmak zorunda kalırız. Burada size ” Zamana Karşı” filmini izlemenizi önerebilirim.
Tasarruf ile birlikte para büyümeye başlayacaktır. Bunun için bir aksiyon planı ve hedef önemlidir.
Ünlü iş adamı Warren Buffet’in bir sözüyle konuya katkı sağlayalım.
“Paranın bir numaralı kuralı onu kaybetmemektir. İki numaralı kural: bir numaralı kuralı unutma.”
Servet yaratmak için daha büyük bir amacımızın olması, nedenimizin olması gerekli ön koşuldur.
Kendimize bir servet yaratmanın, bir servet edinmenin, miras bırakmanın dünyaya, diğerlerine ve bana faydası, değeri ve hizmetinin ne olduğu konusunda kendimizle baş başa kalarak düşünüp, sorgulamak bizlerde bir fark yaratacağı kesindir.
Şimdi kendimize son bir kaç soru daha soracak olursak; Yaşamımı nasıl yaşıyorum? Eylemlerim isteklerimi karşılamak üzere iyi bir şekilde düzenlenmiş bir durumda mı? Bir amaç duygusu içinde miyim yoksa oradan oraya savruluyor muyum? Geçici heveslerle yönetilen bir hayata mı sahibim? Ve daha bir çok soruyu kendimize dürüstçe sorabilir, cevaplayabiliriz.
Kendine yapıcı bir düşünce şekliyle yaklaşmak önemli. Hoşgörü, anlayış göstermek önemli. İyimserlik alışkanlık olarak, kişisel çabalardan mümkün olan en iyi sonuçları beklemeye eğilimli olmak için uzman rehberliğinde daha hızlı, kolay ilerleyebilirsiniz. İşin uzmanları yeteneklerinizi, becerilerinizi fark etmenizi ve daha etkin bir biçimde kullanmanızda rehberlik edebileceği kesindir.
Son bir soru;
Daha etkili bir biçimde yaşamayı öğrenmek, yaşama sürecine güvenmek istiyor musunuz? Cevabınız evet ise; karşılaşabileceğiniz stresli durumları tatmin edici durumlara veya deneyime nasıl dönüştüreceğinizi öğrenmenizde size yardımcı olmak için buradayım. Maddeler halinde belirttiğim durumların açılımlarını kalıcı huzurla deneyimlemek isterseniz atölye çalışmalarımı, bireysel ve grup uygulamalarımı şiddetle takip etmenizi öneririm.
Sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın / Dönüştürücü Lider Koç
Özgürleşmek; sınırlayan veya kısıtlayan koşullardan kurtarmak.

-
BİR BAKIŞ
”Dünyanın size seçmenizi dayattıklarına boyun eğip, ”Amin” demek yerine, neyi tercih ettiğinizi bilmek ruhunuzu canlı ve hayatta tutar.” Robert Louis Stevenson

Merhaba, nasılsınız?
Bugün bazı kavramlara tüm olanla bağına farkındalıklı bir bakışla bakmaya çalışacağız. Keyifli okumalar dilerim.
Seçimlerimiz ve zihin fonksiyonları arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Seçim yapma sürecimiz, beynimizin birçok farklı bölgesindeki fonksiyonların birleşmesiyle gerçekleşir. Zihin süreçleri bireylerin algıladığı, düşündüğü, hatırladığı ve karar verdiği süreçlerdir. Ayrıca nörolojik ve bilişsel süreçlerin sonucu olarak oluşur. Bu süreçler, sinir sistemi aracılığıyla bilgiyi işler, anlamlandırır ve depolar. Ancak, bu süreçlerin hızı ve yoğunluğu, çevresel faktörlere, duygusal durumlara ve diğer etkilere bağlı olarak değişebilir.
Örneğin, karar verme sürecinde prefrontal korteks, duygusal değerlendirme sürecinde limbik sistem ve hafıza sürecinde hipokampüs gibi beyin bölgeleri etkili olabilir. Bu süreçlerin hepsi, bir karar verme süreci sırasında birbiriyle etkileşime girer ve sonucunda bir seçim yapılır.
Ayrıca, kişilik özellikleri, deneyimler, inançlar ve değerler gibi bireysel faktörler de seçimlerimizi etkiler. Bu faktörler, beynimizdeki belirli nöronal ağların oluşumunda ve güçlenmesinde rol oynar. Örneğin, bir kişi özgüvenli ise, prefrontal korteksin özgüvenle ilgili bölümleri güçlenebilir ve bu da o kişinin karar verme sürecinde daha fazla özgüvenle hareket etmesine neden olabilir. Seçimlerimizin geçicilik niteliğine sahip olduğunu hatırlatmak isterim. Geçicilik, zamanın bakış açısından her şeyin değişime ve dönüşüme tabi olduğu fikridir. Derinlemesine baktığımızda, her şeyin nedenler ve koşullar yüzünden değiştiğini algılarız. Daha da derinden bir bakışla incelersek başka bir kavrama Benliksizlik kavramına geliriz. Ancak bu kavram başka bir yazının konusu.
Zihin süreçleri kavramlarını farkındalıklı kullanma becerimiz geliştikçe seçimlerimizin sorumluluğunu bilinçli farkındalıkla alırız. Her şeyin geçiciliğini idrak edebilirsek hayatımızı yönetme ustalığına sahip olduğumuzu hatırlarız. Diyebiliriz ki zihin süreçleri geçicidir; zamanla, değişen çevresel faktörlere ve bireyin duygusal durumuna göre değişebilir. Bu gerçek, insanın davranış ve düşüncelerini anlamak, değiştirmek için kullanılan koçluk, mentorluk, terapi öğrenme ve geliştirme tekniklerinin temelini oluşturur.
Burada Kendimizi tanıma ve deneyim kazanmak, hayatımızı yönetmede ustalaşmak dikkat çekiciliği ile karşımıza çıkar. Tüm insanlık tarihi boyunca ilgi çekici bir konu olmuş İnsan; ”Ben” kavramı.
Zihin süreçleri zamanla da değişebilir dedik. Örneğin, yaşlanma sürecinde, zihin süreçleri yavaşlayabilir ve hafıza, dikkat ve karar verme becerileri azalabilir. Dengeli bir yaşam ile uyku ve beslenmede ihtiyacımıza uygun etkin olduğumuzda ayrıca hareketi egzersizleri hayatımıza kattığımızda bu süreç en aza indirilebilir.
Peki, eylem, eylemsizlik, özellik nedir?
Eylem, eylemsizlik, özellik bir nesnenin hareket veya hareketsizlik eğilimi ve niteliği ile ilgili kavramlardır ve birbirleriyle yakından ilişkilidirler.
Eylem-eylemsizlik özelliği, bir nesnenin hızını veya yönünü değiştirmek için ne kadar güç uygulandığını gösterir. Denge, bir nesnenin sabit bir konumda durması veya hareket etmeden sabit bir şekilde durması durumudur. Bir nesnenin dengede kalabilmesi için, ağırlık merkezinin sabit bir noktada kalması gereklidir. Bu, nesnenin yerçekimi kuvvetiyle etkileşimini dengeler.
Evrenin üç niteliği, genellikle uzay, zaman ve madde olarak tanımlanır.
* Uzay: Uzay, evrende var olan tüm nesnelerin, cisimlerin ve olayların konumunu ve ilişkilerini belirleyen boşluktur. Uzay, üç boyutlu bir yapıya sahip ve nesneler arasındaki mesafeleri ve ilişkileri belirler. Uzay, fiziksel olayların ve hareketlerin gerçekleşmesi için gerekli bir alan sağlar.
* Zaman: Zaman, evrende gerçekleşen tüm olayların akışını belirleyen ve ölçülebilen bir kavramdır. Zaman, evrenin doğal hareketleriyle birlikte ilerler ve evrende gerçekleşen tüm olayların zaman çizelgesinde sıralanmasına olanak sağlar. Zamanın birimleri saat, dakika, saniye gibi ölçülerle ifade edilir.
* Madde: Madde, evrenin varoluşu için gerekli olan ve tüm fiziksel nesneleri oluşturan temel yapı taşıdır. Madde, atomların ve moleküllerin birleşmesiyle oluşur ve evrende farklı şekillerde bulunur. Madde, evrenin her yerinde bulunur ve enerjiyle birlikte, evrenin varoluşu için gerekli olan diğer temel yapı taşlarından biridir.
Bu üç nitelik, evrenin varoluşu için birbirine bağlıdır ve birlikte evrenin temel özelliklerini oluşturur.
Zamanın niteliği, zamanın doğası ve özellikleri ile ilgilidir. Zaman, evrende gerçekleşen her olayın ölçülebilir bir şekilde sıralanmasını sağlayan ve herhangi bir hareketin gerçekleşebilmesi için gerekli olan bir kavramdır. Zaman, insanların hayatında büyük bir rol oynar ve birçok farklı disiplinde incelenir.
Zamanın niteliği, genellikle aşağıdaki özelliklerle tanımlanır:
* İlerleyen bir süreç: Zaman, sürekli olarak ilerleyen bir süreçtir. Geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere üç ana bölüme ayrılır ve herhangi bir zamanda sadece bir an mevcuttur.
* Ölçülebilirlik: Zaman, ölçülebilir bir kavramdır ve birimleri saat, dakika, saniye gibi ölçülerle ifade edilir. Bu birimler sayesinde zaman, doğru bir şekilde ölçülebilir ve zaman çizelgelerinde sıralanabilir.
* İlişkisel bir kavram: Zaman, herhangi bir hareketin gerçekleşebilmesi için gerekli olan bir kavramdır ve zaman, başka bir olayın gerçekleşmesiyle ilişkilendirilir. Örneğin, bir saatte 60 dakika vardır ve her dakika, bir önceki dakikanın ardından gelir.
* Göreli bir kavram: Zaman, göreli bir kavramdır ve farklı gözlemciler tarafından farklı şekillerde algılanabilir. Bu, zamanın hız, kütle ve yerçekimi gibi faktörlere bağlı olarak değişebileceği anlamına gelir.
Zaman, insanların hayatında büyük bir rol oynar ve birçok farklı disiplinde incelenir. Çoğumuz zaman yönetimi konusunda ustalaşmak isteriz ki bu da öz disiplinle başarılı sonuçlar elde ederiz.
Yoga felsefesi de evrenin üç niteliği olan uzay, zaman ve madde kavramlarını “Triguna” olarak adlandırılan üç enerji prensibiyle ilişkilendirir: Rajas (hareket), Tamas (durgunluk) ve Sattva (denge). Bu üç enerji prensibi, evrende bulunan her şeyin bir araya geliş şeklini ve varoluşunu açıklar.
Rajas, evrende hareketi temsil eder ve enerjik, hırslı ve aktif bir niteliğe sahiptir. Tamas ise evrende durgunluğu temsil eder ve yavaş, pasif ve karanlık bir niteliğe sahiptir. Sattva, evrende dengeyi temsil eder ve armonik, huzurlu ve sakin bir niteliğe sahiptir.
Yoga, insan bedenindeki bu üç enerji prensibinin dengelenmesine yardımcı olur ve ruhsal, zihinsel ve fiziksel sağlığı geliştirmek için kullanılır. Yoga egzersizleri, nefes teknikleri ve meditasyon, bu üç enerji prensibinin dengelenmesine ve içsel dengeyi bulmaya yardımcı olur.
Diyebiliriz ki Evrenin üç niteliği insanın potansiyelini oluşturur.
Soru şu;
* Fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal bir yapıya sahip insan evrenin bu üç niteliği ile özdeşleştiğinde ne olur?
* Doğum, ölüm, kalıcılık, bozulma, gelme, gitme, tek ve çok. Kendi algımdaki anlamları ne?
* Bu kavram ve onlara yüklediğimiz anlamları nasıl bırakabiliriz?
* Peki, bıraktığımızda ne olur?
Kavramlara tüm olanla bağını özetleyecek olursak; evrenin niteliklerini idrak etmek önemlidir. İnsan evrenin nitelikleriyle doğrudan bağlantılıdır ve bedenindeki enerji prensiplerinin dengelenmesine yardımcı olarak Asana pratikleri, meditasyon, Pranayama (nefes) ve güçlü zihin teknikleri ile içsel dengeyi bulmaya ve evrenle daha derin bir bağlantı kurmak mümkündür. Bu da, gayretli emekle, adanmış kararlılıkla, öz disiplinli çalışmayla gerçekleşir. Sürdürülebilir, kalıcı bir huzur, denge için de uzman desteği almanızı öneririm. Sevgi ve saygı ile Arzu Aykın

”Hakikat, mis kokulu Dünya’yı korur, akan suyu ıslatır. Hakikat ateşi yakar ve havayı hareket ettirir, güneşi parlatır ve tüm yaşam büyür. Gizli bir Hakikat her şeye destek verir. Bul onu ve kazan.” Ramayana
-
ÇEVRİLİYDİ.
Kalpten küçük dokunuşlar. İyi Pazarlar…

”Çevriliydi. Etrafındaki telden örülmüş duvarlar ulaşmama engeldi. Dokunamıyordum. Daha dokunmadan canımı acıtır düşüncesi tellere yaklaşmama engel oluyordu. Hatta sesim çaresiz, bedenim öylece bakakaldı içerde olana, duruma, olaya, içimdeki Ben’ e.
Yıllarca nasıl kaçtığımı, öfkeyle saldırgan vahşi bir panter gibi nasıl davranışlar gösterdiğimi hatırlıyorum. Tellerin bir adım gerisinde öylece tüm hayatıma bakıyordum. Bir adım daha geriye gittim. Daha net izleyebiliyor, Arzu’nun hayatına bakıyor ve neyi göremediğine tanıklık ediyordum.
Bir adım daha, geriye gittim. Tellerle çevrili ”Ben” hala oradaydı. Düşünüyordum. Oraya ne zaman girmişti? Nasıl girmişti? Hatırlıyorum; bu, bir oyundu başlangıçta, dikkat çekmeyi başardığı bir oyun. Sonra da çıkış yolunu unuttuğu bir oyun. Öyle içerden bakan Ben’e bir adım daha geriden baktım. Onu oraya sokan düşüncenin yine aynı düşünce ile dışarı çıkabileceğini yüzüne bakarak, sezgisel kalpten bağlanarak, konuşmadan O’na ilettim.
Sessizce kıpırdaman tellerin gerisindeki beni izliyordu. Bakan kim? Gören kim? Kim kime bakıyor ve kim ne algılıyor? Tanıklık ederken bedenin gözlerinden değil de, daha da derinden bilişsel diye içinden geçen düşünceler ve hatırladığı hislerle izlerken öylece…” Arzu Aykın

”Tanrı’nın özüne, esasına varabilmek… Kişi önce kendi özüne inebilmeli… Ruhun derinliklerine git. En yüce olanın gizli yerine, köklere, yüksekliklere, Tanrı oralarda yoğunlaşmıştır.” Meister Eckhart
”Bireyselleşmiş farkındalık alanındaki dalgalanmalar durduğunda ve bunlar sınırlandırılıp kaynaklarına döndüklerinde yoga gerçekleşir. O zaman gözlemci (algılayan kişi) kendi saf doğasında ikamet eder. Bu şekilde olmadığında gözlemci zihinde ve algılarda oluşan değişken etkilerle özdeşleşme eğilimindedir.” Patanjali Yoga Sutraları 1:2,3
-
Gerçek Tek
Kavramlara verdiğimiz anlamlardan özgürleşmek, gerçek haline bir bakış.

”En çok kendimizi ve kendimizi korumayı düşünmekten vazgeçtiğimizde ciddi anlamda muazzam ve kahramanca bir bilinç değişiminden geçeriz.” Joseph Campbell
Merhaba, nasılsınız?
Bugün sorguladığımız bir gün olsun dedim ve hemen bir kaç soruyla başlayalım. Ne dersiniz? Bilmek ne demek? Neden çabasızca bilemeyesin? Neden herhangi bir sorun olsun? Ben varım diyoruz, var olduğumuzu biliyoruz ama kim olduğumuzu bilemiyoruz? Bir an duralım ve klasik soruyu soralım; Sen kimsin? Ben kimim? Bir kaç dakika düşünsek ve bir kaç cümle ile yazsak, Kendimiz hakkında neler yazabiliriz?
Ben kimim? Bu soruyu hayatımızda bir çok kez cevapladığından eminim. Nerede, nasıl mı? Cevapların kişiye, kuruma özel cevaplar olduğundan da eminim. İlk tanıştığımız kişilerle, grup ya da toplantı, okul, iş görüşmesi gibi ilk tanışma, buluşma anlarında iletişim için bir kaç kelime ile kendimiz ile ilgili bilgiler veririz. Peki, bu kendini bilmek ve ifade etmek gerçek midir? Kim olduğumun farkında olarak mı cevaplar veririz? Yoksa ne deriz?
Yaklaşık yirmi bin yıldır gezegenimizdeki insanlar mutlak bir gerçekliğin varlığını ispat etmeye bu varlığın gücünden ve etkilerinden nasıl yararlanabileceklerini anlamaya ve onu deneyimlemeye çalışmaktadırlar. Hayal edilen bir Mutlak Gerçekliğe dua edilmekte, övülmekte, iyilikler istenmekte, adaklar adanmakta ve O ışık, sevgi, mutluluk, aşkın ancak ulaşılabilen şefkatli ve bağışlayıcı olarak tanımlanmaktadır. O’na atfen kullanılan bazı isimler Allah, Tanrı, Mutlak Gerçeklik’tir.
Gerçeği arayanlar şöyle sorar;” İnsani özellikleri olmayan aşkın bir gerçekliğe etkili bir şekilde nasıl dua edebilir ve O’nunla nasıl iletişim kurabilirim? O’nu nasıl anlayabilir ve bana ve diğerlerine yardım etmesi için nasıl ikna edebilirim? Kendimi nasıl bilebilirim? Ben kimim nasıl hatırlayabilirim?
Metafizik gerçekliklerin tamamını zihinsel olarak anlayıp kavramak mümkün olmasa da bunlar zihne ya da duyulara bağlı olmayan sezgi gücü ile bilinip kavranabilir. Sezgi geliştirilebilir. Ruhsal bir beceri olduğu için biz onu kullanmaya çabalamadığımız zaman en kolay ve doğru şekilde çalışır. İnsanlar tarafından binlerce yıl önce deneyimlenen daha geniş bir gerçekliğin farkındalığı onların pek çok değişik felsefi ve dini sistemler yaratmalarını ve ilahi etkileri kişisel işlerine ve kültürel koşullarına davet etmeleri için dua ve törensel uygulamalar geliştirip, kullanmalarına sebep olmuştur.Buradaki Kendini bilememekteki temel sorun çoğu insanın kişisel ve yanılgılı benlik algılarıyla fazlaca özdeşleşmiş olmalarından kaynaklanır. Bu durumun farkına varılsa bile farkındalığı bundan uzaklaştırmak kolay değildir.
Kendimize karşı dürüst olmak çok önemlidir. Kendimize bir soru daha sorsak; tam olarak Kendimi ve Tanrı’yı gerçekleştirmek, bilmek için yapabileceğimi bildiğim her şeyi yapıyor muyum? Onlardan vazgeçeceğimi bilmeme rağmen neden beni sınırlandıran fikirlere tutunuyorum?Evrende üç nitelik vardır. Eylem, eylemsizlik ve özellik. Bu kavramlar üzerinde düşünüp, hayatımızın tamamına bakarak ”Kendi ya da Ben” kavramına bir bakış açısı ile yaklaştığımızda, hakiki olanı algılayabilmenin mümkün olabilirliğini araştırmak hatta uygulamak mümkündür. İnsanlık tarihi kadar eskidir. Şöyle ki, yaşam dediğimiz; doğum ve ölüm arası yani ilk nefesle son nefes arasıdır. Daha geniş açıdan bakarak yaklaşırsak da aydınlık ve karanlık ve özellik dediğimizde ışık, denge, sevgidir. Gerçek Tektir. Tekliğin idraki ancak niyet, istekle, adanmışlık ve kararlılıkla, disiplinli, gayretli çabalarla, pratiklerle mümkün olduğu bir çok öğreti ve kutsal kitaplarda anlatılmaktadır. Bunlardan biri olan Klasik Vedik Meditasyon Tekniği ve Zihin Dönüştürücü Metotla Koçluk uygulamaları ile gerçek bilgiye, kendini bilmeyi hatırlamak mümkün. Son bir kaç cümle daha eklersem;
Evrensel neden-sonuç ilkelerini (yasalarını) bildiğimiz ve akıllıca onlarla uyumlanmayı seçtiğimizde, destekleyen eğilimler Hakiki Bilgiyi hatırlamamızda daha da etkili olurlar.En yükse iyilik için, denge için sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın Profesyonel Nefes ve Yaşam Koçu- Meditasyon Ustalık yolcusu- DM Uygulayıcı

-
Farkındalık Pratiği
Bilinçli farkındalık, tek yönlü ve sürekli bir değişim, dönüşüm ve gelişim sürecidir.
” Değişimin gizemi, tüm enerjini yeni olana yüklemektir, eski ve geçersiz olanla mücadele etmek değil.” Sokrates

Merhaba, nasılsınız?
Yazıma geçen haftanın konusu meditasyona bir kaç hatırlatma yaparak başlayacağım. Meditasyon, doğru yapıldığında, dikkatimizi, içselleştirdiğimiz ve onlarla çok fazla özdeşleştiğimiz, algımızı parçalayıp bulanıklaştıran durum ve koşullardan basit bir şekilde uzaklaştırma sürecidir. Meditasyonu düzenli yaptıkça daha yetenekli hale geldiğinizi fark edeceksiniz. Faydalarına da tekrar bakacak olursak; kavrayışlar, meditasyonda gelişi güzel ortaya çıkabilir. Derin gevşeme, zihinsel sakinlikle farkındalığın farkı düzeylerinde; bedenin bağışıklık sistemi güçlenir. Yaşlanma yavaşlar, yenileyici etkiler etkinleşir. Sinir sistemi daha saf hale gelirken, beyin daha aktif çalışır. Sezgisel yetenekler, odaklanma ve dolayısıyla yaşamdan tat alma artar.
Deneyimin başarılı olması zihin ve bilinç durumlarının yapıcı sonuçlarının doğallıkla olmasına izin vermek önemlidir. Farkındalık pratiği bilişsel terapinin bir parçası olarak geliştirilen üç aşamalı nefes alıp verme olarak da bilinmektedir. Bir mola süresinde uygulanabilecek kadar kısadır. Peki, hazırsan mini meditasyona dair farkındalık pratiğine başlayabiliriz.
”İlk adım; farkında olmak. İster oturun, ister ayakta rahat, dik ve özenli bir pozisyonda durun. Mümkünse gözlerinizi kapatın. Zihin/bedene odaklanın. Nefesinizi izleyin. Hangi düşüncelerin, hislerin ve bedensel duyuların şu an var olduğunu algılayın. Sadece izleyin, tanıklık edin. Hiç birini değiştirmeye çalışmayın. şu an deneyiminizin bütün bileşenlerinin geçici zihinsel durumlar/olaylar olduğunu kendinize hatırlatın.
İkinci adım; dikkatinizi toplayıp odaklanmak. Dikkatinizi daraltarak burnunuzdan bedeninize girip çıkan nefese odaklanın. Doğal nefes alıp, vermeye devam edin. yavaşça yükselip alçalan karnınızın ve diyaframınızın hallerini algılayarak biraz zaman geçirin. Bedeninize girip çıkan nefesi takip ederken kaslarınızdaki gerginliğin gevşediğini ve kemiklerinizin eklem yerlerine oturduğunu fark edin. Bu rahatlama hissinin içinde kalın. Zihniniz gezinmeye başlayınca, zihninizi nazikçe tekrar nefesinize verin.
Üçüncü adım, dikkati genişletmek. Dikkatinizi tümüyle bir beden turuna çıkarın; yüz, omuzlar, göğüs, karın, bacaklar, ayaklar, eller. Eğer belli bir bölgede bir rahatsızlık hissi olursa geçici olarak dikkatinizi oraya verin. Duygularınızı bastırmadan, duyguları tanıyıp, arkadaş olmak önemli. Bu duygular gerçekten nasıl hissettirirler? Onları açıklamaya ya da bastırmaya çalışmadan oldukları gibi deneyimleyin. Her nefes alışverişinizde bu duyguları içinize çekip, bıraktığınızı hayal edin. Bu duygularla barıştığınızda dikkatinizi bütün bedeninize verin. Şimdi nasıl hissettirdiklerini fark edin. Bu, olmak istediğiniz yerdir. ” Bir kaç dakika daha öylece kalın. Hazır olduğunuzda yavaşça el ve ayakları nazikçe hareket ettirin. Gözlerinizi açın. ( Sidddhartha’nın Beyni Kitabından )
Farkındalık pratiği dedik ve burada Zen ustası Thich Nhat Hanh’ ı anmadan geçmek olmaz. Zen ustası Thich Nhat Hanh öğretmen, yazar, şair ve barış aktivistidir. Şimdi sizlere ”Farkına Var” kitabından beş farkındalık sözlerini paylaşacağım.
”1- Geçmişteki ve gelecekteki tüm nesillerin içimizde olduklarının farkındayız.
2- Atalarımızın, çocuklarımızın ve onların çocuklarının bizden beklediklerinin farkındayız.
3- Kendi sevinç, huzur, özgürlük ve uyumumuzun; atalarımızın, çocuklarımızın ve onların sevinci, huzuru, özgürlüğü ve uyumu olduğunun farkındayız.
4- Sevginin temelinin anlayış olduğunun farkındayız.
5- Suçlamaların ve tartışmaların, aramızdaki uçurumu derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağının; bir tek anlayış, güven ve sevgiyle değişip gelişebileceğimizin farkındayız. ”
Son olarak diyebilirim ki; daha gelişmiş bilinç düzeylerinin algılanması ve bunların deneyimlenebilmesi için kişisel bilinç durumumuzdan sıyrılmamız gerekmektedir. Yaşadığımız durum ve olayların geçici olduğunu bilelim. Ego bilinci de denilen ayrılık bilincinden özgürleşmenin yolu üçlü; nefes, bilinç çalışmaları ve meditasyonla birlikte daha kısa sürede etkili olduğunu, kendi gerçeğine daha kısa zamanda uyandığını, yıllarımı gerçeği bulmaya adayan, bu yolda yürüyen ve gerçekleştiren ve ustalaşan biri olarak garanti olduğunu yazabilirim.
Bir kaç kelime daha yazarsam; sevgiyle yaptığımız her şey yolunda gider. Herkesin en yüksek iyiliği için sevgi ve saygı ile. Arzu Aykın Profesyonel Nefes ve Yaşam Koçu-Meditasyon Ustalık Yolcusu
